Vefa ve Vefalı İnsan Olmak

Vefa ve Vefalı İnsan Olmak

   

      Vefa kelimesi, içinde; sorumluluk, bağlılık, sevgi, saygı, sebat gibi bir çok erdem taşıyan cirmi küçük fakat cürmü büyük bir kelimedir. Vefa, ahlaki bir terim olup ancak ahlaklı insanlarda bulunur. Vefalı davrananlara “Vefakar” denir. “Vefakar İnsan” olmak çok emek ve sabır ister.

     Allah’ın tarif ettiği vefalı Mümin’ler; doğru sözlü, dürüst, güvenilir, sadık ve sorumluluk sahibidirler. Çıkar peşinde koşmazlar. “Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyen) riayet ederler.” Onlar: “Ahde vefa gösterin, Çünkü ahid bir sorumluluktur.” prensibiyle hareket ederler. Bilirler ki; “ahde vefa olmadığı zaman abde de vefa da olmaz.”

     En büyük fedakarlık, yüce yaratıcıyı tanımak, verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmektir. Dünya kadar nimetleri önümüze seren yüce Allah’a vefasızlık etmek olur mu? O Allah ki; bize 70 trilyon hücreden oluşan ve mükemmel çalışan bir vücut vermiş, Sadece göz kapaklarının kaslarını düşünün! Bu kaslar çalışmayınca gözler temizlenemiyor, çapaklar dağ gibi birikiyor, insan önünü bile göremiyor. Bu hastalar tedavi için tüm servetini vermeye hazır. Peki, o gözleri hiç yoktan veren Allah’a neden borcumuzu ödemeye hazır değiliz? Ne dersiniz, İnsanoğlu işte! Kur’an-ı Kerimin diliyle cevap verelim: “Ve ondan istediğiniz her şeyden size verdi. Eğer Allah’ın (size verdiği) nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Muhakkak insan, gerçekten çok zalim ve çok nankördür.”

     En büyük nankörlük, kulun Rabbini inkar etmesi, “Bezm-i elestte” Allah’a verdiği sözde durmamasıdır. Vefa; sağlam ve sarsılmaz kalp bağlılığıdır. Gerçek inanan insan vefalıdır, sadıktır. Rabb’inin rızasını kazanma yolundaki engel ve zorlukları aşmak için azimle çaba harcar, kulluk görevlerini titizlikle yerine getirir, başına her ne gelirse gelsin aşkla “Allah” der. Zira Allah’a bir kez iman edilir, bir kez dost olunur, bir kez aşık olunur ve sonsuza kadar asla bırakılmaz.

     Vefa; emanete riayet etmek, hainlik yapmamaktır. Emanet; Allah ve kulların emanetleri olmak üzere iki kısma ayrılır. Şimdi düşünelim. Her şeyden önce Yüce Allah’ın bize verdiği vücudumuza karşı vefa gösterebildik mi? Doğduğumuz andaki gibi ter temiz muhafaza edebildik mi? Onu; meşru olmayan yollarda yaşlandırarak, içki, sigara, uyuşturucu gibi maddelerle dinamitleyerek vefasızlık mı ettik?

     İnsanların emanetlerine karşı vefakar mıyız? Piyasada yaptığımız her işimizde insanlardan Dua mı aldık Beddua mı? Can mı sevindirdik, can mı yaktık? İnsanlara: “Oh be dünya varmış” mı dedirttik yoksa dünyalarını mı kararttık?

     Vefa demek; yakınlarımıza karşı sevgi ve sorumluluk bağımızı kuvvetli tutmak, ihtiyaç halinde olanlara yardım etmek demektir. Başta ana babamız olmak üzere yaşlı akrabalarımızı koruyup gözettik mi? Evimizde bulamadıkları huzuru bulsunlar diye huzur evlerine mi gönderdik?

     Vefa, sevgiyi, bağlılığı bir ömür boyu kalp de korumak demektir. Bir ömür boyu beraber yaşamak üzere sözleştiğimiz ve Allah’ın emaneti olarak aldığımız eşlerimize karşı vefakar kalabildik mi? Sevgimiz, saygımız eskiyip çaputa mı dönüştü, yoksa ilk günkü gibi kördüğüm mü?

     Çocuklarımız bizi akşama kadar özleyip gelince boynumuza mı sarılıyor, yoksa bizi görünce kaçacak delik mi arıyorlar?

    Dost ve Arkadaşlarımıza Nasılız?

     Vefa; “Dostlukta sebat, görülen iyilikleri unutmama, iyilikte bulunanlara fazlasıyla karşılık verme” demektir. Ölen dost ve arkadaşlarımızın çoluk çocuğunu, yakınlarını sevmek, onlarla ilgiyi kesmemek vefadandır. Menfaat icabı sevme ile karşılıksız sevmenin ispatı, onların zor duruma düştükleri andır. Mesela, cezaevleri vefakarlığın test edildiği yerlerden biridir. Cezaevine düşenler kimin hakiki, kimin suni olduğunu anlarlar.

     Vefasızlık ne kötü bir illettir. Girdiği kalbi, evi, aileyi, cemiyeti darmadağın eder, zor zamanlarda insanları yüzüstü bırakır, Allah’ın Rahmetinden, Peygamberin Şefaatinden mahrum bırakır. Bu gerçeğe işaret eden bir ayette Allah (c.c): “Bana verdiğiniz sözde durun ki, bende size verdiğim sözde durayım” buyurmaktadır.

     Hz. Peygamber çok vefalı idi. “Allahım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve va’dine sadakat gösteriyorum” diye Dua ederek daima kendini Rabbine karşı sorumlu hissederdi. O’nun en sevmediği huy “Vefasızlık” idi. Onları münafıklara benzeterek şöyle buyurmuştu: “Konuştuğu zaman yalan söylerler, söz verdiklerinde sözünü tutmaz, emanete ihanet ederler.” Onun hayatı “Vefa” örnekleriyle doludur. Aile ve ümmetine gösterdiği vefakarlık örneklerini buraya yazmaya kalksak sığdıramayız. O, değil dostları, düşmanlarına karşı bile en ufak bir vefasızlık göstermemiştir. İşte size iki örnek:

     I. Hudeybiye Antlaşmasını imzaladıktan hemen sonra, hapsedildiği zindandan kaçan Ebü Cendel, elleri ve ayakları zincirli olarak çıkageldi. Peygamberimiz yanındaki Müslümanların itirazlarına rağmen, kendisine sığınan ve Müslüman olan Ebü Cendel’i, yeni imzaladığı antlaşmanın bir gereği olarak müşriklere iade ederek ona şöyle dedi: “Ey Ebü Cendel! Sabret. Biz ahdimizden dönemeyiz. Allah sana yakında bir yol açacaktır.”

     II. Sahabeden Huzeyfe b. el-Yeman ve bir arkadaşı Mekke’den gelirken müşrikler tarafından yakalandı. Mekkeliler onları Bedir Savaşında Müslümanların safına katılmamak şartıyla serbest bıraktılar. Medine’ye gelince olayı olduğu gibi Rasülullah’a anlattılar. O sırada Müslümanlar sayıca azdı. Müşriklere karşı savaşacak adama ihtiyaç vardı. İki kişi de olsa kimse feda edilemezdi. Bu durumda bile Rasülullah (Sav) onlara şöyle dedi: “Siz geriye dönün; her halükarda verdiğiniz sözünüze riayet edeceğiz. Bizim yalnız ve yalnız , Allah’ın yardımına ihtiyacımız var.” Anlıyoruz ki; vefalı olmak kolay değil! Ne mutlu, onun izinden gidip, vefalı olabilenlere…

“Sana biat edenler; ancak Allah’a biat ediyorlar. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih Suresi,10)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*