ÜÇAYLAR

ÜÇAYLAR

ÜÇAYLAR

 

     Üçaylar, kameri aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır.

     Müslümanların manevi hayatında bu ayların seçkin bir yeri vardır. Çünkü bu aylar mübarek gecelerle doludur. Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaib gecesi, 27’nci gecesi de Mirac gecesidir. Şaban ayının on beşinci gecesi Berat gecesi, Ramazan’ın 27’nci gecesi de mübarek Kadir gecesidir.

     Ramazan’dan sonra en sevab oruç, Recep ve Şaban aylarında tutulan oruçtur.

     Şaban ayı Peygamberimizin Ramazan’dan sonra en çok oruç tuttuğu bir aydır.

     Hz. Âişe (r.a.);

     “Ben, Resulullah’ın Ramazan’dan başka hiçbir ayı tamamen oruçla geçirdiğini görmedim. Şaban ayı kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunu da görmedim” demiştir. (Buhâri, “Savm”, 52; Müslim, “Sıyâm”, 34)

     Şaban ayında Peygamberimizin çok oruç tutmasının sebebini soran Üsâme’ye (r.a.) Peygamberimiz;

     “Şaban, Recep ile Ramazan arasında insanların kendisinden gâfil oldukları bir aydır. Hâlbuki o, içerisinde amellerin Allah’a sunulduğu bir aydır. Ben de oruçlu olduğum hâlde amelimin Allah’a arz olunmasını isterim.” (İşte bu yüzden bu ayda çok oruç tutuyorum.) buyurmuştur. (Şevkanî, Neylü’l-evtâr, IV, 276)

     Kur’an-ı Kerim’in indiği ve oruç ibadetinin tahsis edildiği bir ay olan Ramazan ayının da bu aylar arasında olması, üçayları diğer aylardan farklı kılmıştır.

     Bu aylarda Müslüman, kendisine çeki düzen vermeli, geçmişinin bir muhasebesini yaparak geleceğe daha gayretli olarak yönelmelidir.

     Kötülükleri ve kötü alışkanlıkları azaltarak iyilikleri çoğaltmalı, imkânları ölçüsünde yoksulları görüp gözetmelidir.

     Böyle yaptığı takdirde bu kutlu ayları değerlendirmiş ve bu ayların manevi feyzinden yararlanmış olur.

     Regaib Gecesi

REGÂİB GECESİ

 

     Regaib Gecesi Recep ayının ilk Cuma gecesidir.

     Regaib, “regibe”nin çoğuludur. “Regibe” de çok bağış ve iyilik demektir.

     Buna göre Regaib gecesi demek, müminlere Allah’ın rahmeti, lütuf ve ihsanı bol bol verildiği gece demektir. Yoksa genel anlayışa göre Peygamberimizin ana rahmine intikal ettiği gece demek değildir. Çünkü bu konuda sahih hadis olmadığı gibi, güvenilir bir rivayet de yoktur.

     Ancak, yapılan dua ile ibadetlerin kabul edildiği ve Cenab-ı Hakk’ın rahmet ve lütfunun bol bol ihsan edildiği bir gece olarak kutlanagelmiştir.

     Bu geceye mahsus “Regâib Namazı” adıyla bilinen ve kılınan namazın da bir dayanağı yoktur. Çünkü ne Peygamberimiz böyle bir namaz kılmış, ne de Ashab ve tâbiin bu ad ile bir namaz kılmışlardır. Bu konudaki hadisler sahih değildir.

     Bu gece yapılacak ibadet de diğer mübarek gecelerde olduğu gibi bol kaza ve nafile namazı kılmak, Kur’an okumak, Allah’tan af ve mağfiret dilemektir.

     İsra ve Mirac Gecesi

MİRAC GECESİ

 

     İsra, gece yürüyüşüne denir. Mirac da merdiven, asansör demektir.

     İsra ve Mirac’ın asıl manası, Peygamberimizin bir gece seyahati ve yüce makamlara yükselmesidir. Yüce yaratıcıya yakınlığın en üstün derecesi olan Mirac, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde bir olaydır. Bunu tabiat kanunlarıyla açıklamak mümkün değildir.

     Bu olay, Peygamberimizin Medine’ye hicret etmesinden bir yıl önce Mekke’de meydana gelmiştir.

     Özet olarak Mirac, şöyle cereyan etmiştir:

     Peygamberimiz, Recep ayının 27’nci gecesinde Kâbe’de uyuduğu sırada, kendisine Cebrail (a.s.) adındaki melek gelmiş ve kendisinin Allah’ın yüce katına davet edildiğini bildirmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz Cebrail’in (a.s.) rehberliğinde manevi bir binit olan Burak ile Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gelmiştir. Mirac’ın bu bölümü İsrâ Suresinin ilk ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

     “Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. O, gerçekten işitendir, görendir.”

     Kudüs’te kısa bir süre kalmış, Mescid-i Aksa’da iki rekât namaz kılmıştı. Bundan sonra başka bir binit ile Mirac (manevi asansör) ile göklere çıkmıştır. Daha sonra da hiçbir insan ve hiçbir meleğin erişemeyeceği yüce makamlara yükselmiştir. Arada hiçbir aracı olmadan doğrudan doğruya Allah’tan vahiy almıştır.

     Mirac’ın sırlar dolu bu bölümüne Necm Suresinde işaret buyrulmuştur.

     Allah Teâlâ, bu büyük olaydan bahseden ve aynı adı taşıyan İsrâ Suresinde, Peygamberine vahyettiği ahlak ve fazilet düsturlarını bildirmiştir ki özetle şunlardır:

  1. Allah’a ortak koşmayınız.
  2. Anne ve babanıza itaat ve hürmet ediniz.
  3. Hak sahiplerine haklarını veriniz.
  4. İsraf etmeyiniz.
  5. Aşırılıktan sakınınız.
  6. Çocuklarınızı öldürmeyiniz.
  7. Zinaya yaklaşmayınız.
  8. Haksız olarak kimseyi öldürmeyiniz.
  9. Yetimlere iyi muamele ediniz.
  10. Ölçü ve tartıda doğruluktan sapmayınız.
  11. Bilmediğiniz bir şeyin ardına düşüp körü körüne takip etmeyiniz.
  12. Yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürümeyiniz.

     Sonra Peygamberimiz aynı gece geri dönmüş, beraberinde birtakım manevi hediyeler de getirmişti. Bunlar, günde beş vakit namaz, Allah’ın kendisine ortak koşma dışındaki günahları dilediği kimselerden affedeceği ve Bakara Suresinin sonundaki üç ayettir.

     Peygamberimiz, sabah olunca olayı haber vermiş, Ashab kendisine inanmıştı. Çünkü hiçbir zaman kendisinden gerçek olmayan bir şey duymamışlardı. Onun doğrularına düşmanları bile inanmıştı.

     Ancak, Mekke müşrikleri olayı duyar duymaz şaşırmışlar, “Bir gecede hiç bu kadar yerler gezilebilir mi?” demişlerdi. Onlar Mirac’daki üstün gerçekleri kavrayacak seviyede değillerdi. Allah’ın kudreti ile beşer gücünü birbirine karıştırıyorlar, her şeyi madde açısından ele alıyorlardı. Bunun içindir ki Allah’ın sonsuz kudretine inananlar, olay karşısında hiç tereddüt etmemiş, onu hemen tasdik etmişlerdi.

     İşte Mirac gecesi böylesine kutlu bir gecedir.

     Bu gecenin en önemli olayı hiç şüphe yok ki müminin miracı sayılan beş vakit namazın farz kılınmış olmasıdır.

     Bu gecede yapılacak olan ibadetlerin başında namaz kılmak gelir. Namaz borcu olanlar kılabildikleri kadar kaza namazı kılmalıdır. Namaz borcu olmayanlar ise nafile namaz kılmalı, Kur’an okumalı, tevbe, istiğfar ve dua ile geceyi ihya etmelidirler. Bu gecede ayrıca yoksullara ve kimsesiz çocuklara da yardım ederek sevindirilmeli, duaları alınmalıdır.

     Berat Gecesi

BERAT GECESİ

 

     Kameri aylardan Şaban ayının on dördüncü gününü on beşinci gününe bağlayan gece Berat gecesidir.

     Berat sözü “berâet” kelimesinin kısaltılmış şeklidir. Borçtan, suç ve cezadan, hastalıktan kurtulmak demektir. Buna göre “Berat Gecesi” günahlardan kurtuluş gecesi demektir.

     Müslümanlar tarafından bu gecenin derin bir saygı ve heyecan ile kutlanmasının sebebi budur.

     Bu geceye mağfiret gecesi de denmiştir. Çünkü bu gecede pek çok kimseyi Cenab-ı Hakk’ın affedeceği Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

     Peygamberimiz bu geceyi ibadetle geçirmiştir.

     Beyhakî’nin Alâ b. el-Hâris kanalıyla rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte Hz. Aişe (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz bir gece kalktı namaz kıldı. Secdeyi öyle uzattı ki secdede öldü sandım. Bunu görünce kalktım. Elimle ayağına dokununca kımıldadı (Sevindim) ve yerime döndüm. Secdede şöyle niyaz ettiğini duydum:

     – Allah’ım, azabından affına, gazabından rızana sığınıyor, senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Başını secdeden kaldırıp namazı bitirince;

     – Âişe, Allah’ın Resulü sana haksız edecek mi sandın, buyurdu. Ben;

     – Hayır, Vallahi, ya Resulallah, böyle sanmadım. Ancak secdede uzun süre kaldığın için öldün sandım, dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz;

     – Bu gece hangi gecedir, biliyor musun, buyurdu. Ben;

     – Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedim. Peygamberimiz;

     – Bu gece Şaban’ın on beşinci gecesidir. Allah Teâlâ Şaban’ın on beşinci gecesinde kullarına rahmetiyle tecelli buyurarak af dileyenleri bağışlar, merhamet isteyenlere rahmet eder, içini kin bürümüş olanları ise kendi hâllerine bırakır, buyurdu. (et-Tergîb ve’t-terhîb, II, 119)

     Bilindiği gibi İslam’ın ilk yıllarında Kâbe putlarla dolu olduğu için Peygamberimiz, namazları Beytü’l-Makdis’e yönelerek kılıyordu. Bununla beraber kıblenin değişmesini de istiyordu. Bu durum, Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra da on altı ay ve birkaç gün daha devam etmişti. Hicretin ikinci senesi Şaban ayının on beşinci günü Peygamberimiz ziyaret için gittiği Benî Seleme yurdundaki mescit de öğle namazının ikinci rekâtını kılarken kıblenin değiştiği hakkında ayet nazil oldu.

     Ayette şöyle buyruluyor:

     “(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin…” (2/Bakara, 144) 

     Böylece kıble değiştirilmiş oldu. Peygamberimiz derhal namaz içinde Kâbe-i Muazzama tarafına döndü. Cemaat da safları ile Kâbe’ye yöneldiler.

     İşte birliğin sembolü olan bu tarihi olay, Berat gecesini değerlendiren başlıca sebeptir. Peygamberimiz, bu nimeti veren Cenab-ı Hakk’a şükran borcunu yerine getirmek üzere bu geceyi ihya ediyor, ölüler ve diriler için dua ve istiğfarda bulunuyordu.

     Berat gecesine mahsus bir namaz ve ibadet yoktur.

     Bu gece, Kur’an okuyarak, dua ve istiğfar yaparak kaza ve nafile namazı kılarak ve yoksullara yardım ederek  ihya edilir.

     Namaz borcu olanların bu gecede en az bir günlük kaza namazı kılmaları tavsiye edilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*