TEVEKKÜL VE ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

TEVEKKÜL VE ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

TEVEKKÜL VE ÇALIŞMANIN ÖNEMİ

 

     Tevekkül Nedir?

     Tevekkül, insanın, Allah’a itimat etmesi ve O’na bağlanmasıdır. Bu, insan için ruhi bir güçtür.

     İnsanı yaratan ve ona pek çok nimetler veren Allah’tır. İnsan, her işinde O’na güvenmek ve kendisine düşeni yaptıktan sonra neticeyi O’ndan beklemek durumundadır. Bunun en güzel örneği çiftçidir. O, vaktinde usulüne göre tarlasını eker, sonra Allah’a tevekkül eder. Böyle yaptığı takdirde Allah, o kimseyi rızıklandırır. Nitekim Peygamberimiz,

     “Sizler Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz (sabahleyin) aç olarak gidip (akşemleyin) tok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizî, “Zühd”, 33) buyurmuştur. Bu da açıkça gösteriyor ki tevekkül etmek için kendisine düşeni yapmak ve çalışmak şarttır. Çünkü yatarken kuşların rızıkları ayaklarına gelmiyor. Karınlarını doyurmak için Allah’ın yarattığı rızkı arayıp buluyorlar.

     O hâlde tevekkül, insanın kendisini ihmal etmesi ve çalışmayı bırakarak “nasıl olsa Allah benim rızkımı verecektir” demek değildir. Her hususta olduğu gibi tevekkül hususunda da en güzel örnek, Peygamberimizdir. O, her işinde kendisine düşeni yaptıktan sonra Allah’a tevekkül etmiştir.

     Peygamberimize, “Deveyi bağlayıp da mı, yoksa salıverip de mi Allah’a tevekkül edeyim?” diye sorana, “Deveni bağla da öyle tevekkül et” (Tirmizî, “Kıyame”, 60) buyurmuştur.

     Böyle yapan, yani her türlü tedbiri aldıktan sonra Allah’a tevekkül eden kimse, istediği sonucu elde edemeyince üzülmez, “Ben bana düşeni yaptım, Allah takdir etmeli” der, teselli bulur. Bu inanca sahip olmayan kimse ise her işte tereddüt eder, hiçbir şeye başlayamaz.

     Çalışmanın Önemi

     Allah Teala, her canlının rızkını vereceğini va’detmiş ve bu rızkın elde edilmesi için de birtakım sebepler yaratmıştır. Bu sebeplere yapışmak ve Allah’ın takdir ettiği rızkı arayıp bulmak, insanın görevidir. “Rızkım varsa beni bulur” deyip oturmak, sonra da “Ben Allah’a tevekkül ettim, benim rızkımı verecektir” demek yanlıştır. Buna tevekkül denmez. Allah, rızkını arayana ve çalışana verir. Kaza ve kadere güvenip de çalışmayı bırakmak ve gerekli olan tedbiri almamak doğru olmadığı gibi, sebeplere sarılmayı, çareler araştırmayı tevekküle engel saymak da caiz değildir. “Çalışmak bizden, vermek Allah’tan” sözü, kadere imanın tam manasını ifade eder. Esasen insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Kur’an-ı Kerim böyle diyor.

     Rızık ve Ecel

     Rızık: Allah Teala’nın canlılara yiyip içmek ve hayatlarını devam ettirmek üzere verdiği şeylere rızık denir.

     Rızkı yaratan da veren de yalnız Allah’tır. Çünkü O’ndan başka rızık verici yoktur. (11/Hûd, 6) İnsan rızkını hangi yoldan isterse Allah Teala o yoldan verir. Ancak helal olmayan yollara ve çarelere baş vurarak suç işlemiş olur. Çünkü Allah Teala rızık için helal ve meşru yolların seçilmesini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

     “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helal ve temiz olanlarından yiyin” (2/Bakara, 168)

     Herkes kendi rızkını yer. Hiç kimse bir başkasının rızkını yiyemeyeceği gibi başka birileri de onun rızkını yiyemez.

     Ecel: Allah Teala, yarattığı her canlı için belli bir yaşama süresi koymuştur. Bu sürenin, yani ömrün sonuna ecel denir.

     Her ne suretle olursa olsun ecel dediğimiz bu vakit gelince ölüm olayı meydana gelir, bir dakika bile sonraya kalmaz. Yaratan ve yaşatan Allah olduğu gibi, öldüren de yani ölümü yaratan da O’dur. O’ndan başka yaratıcı ve öldürücü yoktur.

     Ecel birdir. Öldürülmüş olan veya bir kazada hayatını kaybetmiş olan insan da eceliyle ölmüştür.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*