Salih Amel ve İnsanlık

Salih Amel ve İnsanlık

Muhterem Kardeşlerim,

Hayatımızda yaptığımız işler, Yüce Dinimiz İslamile uyuşup uyuşmaması yönünden iki kısım olarak incelenebilir. Dinimizce yapılması emredilen veya tavsiye edilen, iyi, doğru, faydalı ve sevap kazanmaya vesile olan işler salih amel olarak, yine dinimizce yapılması yasaklanan veya hoş karşılanmayan kötü, yanlış, zararlı ve günaha yol açan ameller salih olmayan ameller olarak değerlendirilmiştir.

Salih Amel, Kuran’da çok sık geçen terimlerden bir tanesidir. Salih kelimesi; güzel, doğru, hayırlı anlamlarına gelir. Amel kelimesinin Türkçedeki en yakın karşılığı ise “iş”tir. Dolayısıyla Salih amel, iyi ve hayırlı iş anlamına gelir ki, bu da Kuran’da Allah’ın rızasına ve indirdiği dine uygun her türlü fiil ve hareketi ifade eder.

Fıkıh açısından ele alındığında salih amel derken farz, vacip, sünnet, müstehap veya mendup olan fiiller anlaşılırken, haram, mekruh ve müfsit olan fiiller ise salih olmayan fiilleri ifade etmektedir.

Aziz Cemaat,

Bir insanın ahretini kurtaran şey ise, yalnızca iman etmesi değil, aynı zamanda o imana uygun salih ameller işlemesidir. Çünkü salih amel, samimi imanın da bir göstergesidir. Kişinin yalnızca “iman ettim” deyip, bu imanın gereklerini yerine getirmemesi, insanı kurtarmaz. Yüce Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

الم {} أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ  وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir. (Ankebut Suresi, 2-3)

Rabbimizin “iman ettik” diyenleri yani bizleri sınamasının önemli bir kısmı, salih amellerle olur. Çünkü bu ameller, onları yerine getirmekle yükümlü olan Müslümanların sabırlarını, kararlılıklarını, sadakatlerini, kısacası imanlarındaki sebatlarını ortaya çıkarır.

Kuran’ı Kerim’de, salih amellerin hayatımıza yansıyan farklı şekilleri bildirilmiştir.

  1. Anneye ve babaya iyi muamelede bulunmak, onlara yardımcı olmak
  2. Yakınlara, yetimlere, miskinlere bakmak, onlarla ilgilenmek.
  3. Komşuların haklarına riayet etmek.
  4. Takva sahibi olmak.
  5. Adaletli olmak
  6. Sabırlı olmak.
  7. Temiz ve bakımlı olmak.
  8. Tövbe etmek.
  9. Mü’minlere karşı alçak gönüllü olmak.

Gibi konuların hepsi son derece önemli salih amellerdir.

Ayrıca İslam Dininin direği olan Namaz kılmak, Ramazan ayında ve diğer önemli günlerde tutulan Oruç, Yılda bir defa zengin olanlarımızın verdiği Zekat, Yine zengin ve sağlıklı olanlarımızın yerine getirmekle mükellef oldukları hac ibadeti gibi temel İslami ibadetler de salih amellerdendir.

Anneye ve babaya iyi muamelede bulunmak, onlara yardımcı olmak

Yüce rabbimiz Anne babaya iyilik edilmesi hususunda şöyle buyurur:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا  يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَاأُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً {23} وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيراً

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.

Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”(İsra suresi, 23-24)

Dikkat edilirse rabbimiz kendisine kulluktan sonra hemen zikrettiği husus Anne ve babaya iyilik etmek, onların gönüllerini hoş etmeye çalışmaktır.

Yakınlarla, komşularla, arkadaşlarla iyi geçinerek haklarına riayet etmek. Yetimlere, yoksullara iyilikte bulanmak.

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ

ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن

كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراً

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.” (Nisa suresi, 36)

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَر {} وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ

“Öyleyse sakın yetimi ezme! 9﴿ Sakın isteyeni azarlama! 10﴿Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.” (Duha suresi, 9-10)

Takva sahibi olmak.Muttaki olmak.

Vikaye” kökünden gelen “muttaki” kelimesi; kuvvetli bir himayeye girerek korunan, sakınan, kendini muhafaza altına alan, bunun gereği olarak korkan ve çekinen kimse” anlamına gelmektedir.

Kur’an- Kerim’de İman etmek, şirkten uzak olmak, Allah ve Resulü’nün emir ve yasaklarına uymak, günahları terk etmek, haramlardan sakınmak, dünya ve ahirette kendisine zarar verecek şeylerden sakınmak dibi manalarda kullanılmıştır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette takva sahibi olmayı muttakiliği övmüş ve Müslümanların muttaki olmalarını istemiştir.  Daha Bakara Suresinin ilk ayetlerinde muttakilerden bahsederek şöyle buyurmuştur.

الم {1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ {2} الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ {4}أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ {5}‏

“Elif Lâm Mîm. 1﴿ Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. 2﴿ Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. 3﴿ Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. 4﴿ İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.”  (Bakara suresi, 1-5)

Adaletli olmak

Adalet” bir insanın insaflı olması, özünde, sözünde, fiil ve hükümlerinde doğru olması, her şeyi yerli yerinde yapması, dengeli davranması, haklıya hakkını, yetkili olması halinde haksıza cezasını vermesi, iman edip salih ameller işlemesi, haram ve günahlardan sakınması anlamındadır.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعاً بَصِيراً

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”(Nisa suresi, 58)

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl suresi, 90)

Sabırlı olmak.

Kur’an’a göre insanın; hem ilahi musibetlere, (2/155-156)  kafirlerin eza, cefa ve alaylarına, (3/186; 14/12) insanların kötülüklerine, (16/126; 42/40) hem de nimetlerin şükrüne, (11/11) Allah’a ibadet ve itaate,(19/65) harama ve yasaklara, (8/46) öfke ve sinirlenmeye, (42/37; 3/134) savaş cihad ve kötülüklerle mücadeleye, (3/142; 8/66) karşı sabretmesi gerekir.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ

 “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara suresi, 155)

Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Rasulullah (a.s) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: “Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükâfat vermeye razı olmam.” (Tirmizî, Zühd 58, (2403)

Temiz ve bakımlı olmak.

Allah-ü Teala ilk inen ayetlerde temiz ve bakımlı olmanın önemini bildirmiş ve temiz ve bakımlı olmamızı öğütlemiştir.

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿﴾ قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿﴾ وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ﴿﴾ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿﴾ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ

“Ey örtüsüne bürünen! 1﴿ Kalk ve uyar! 2﴿ Sadece rabbinin büyüklüğünü dile getir. 3﴿ Elbiseni tertemiz tut. 4﴿ Her türlü pislikten uzak dur.” (Müddessir suresi, 1-5)

 

ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ

“Burada gerçekten arınmak isteyen adamlar vardır. Allah da arınmaya çalışanları sever.” (Tövbe suresi, 110)

İbnü’l-Müseyyeb (r.a)’den rivayet edildiğine göre Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ Hazretleri münezzehtir, (halde ve sözde) nezîh olanı sever; temizdir, temizliği sever; kerîmdir, keremi sever; cömerttir, cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı temizleyin ve yahudilere benzemeyin.” (Tirmizî, Edeb 41, (2800)

Tövbe etmek.

“Tövbe” günahlardan dönmek demektir. Şirk, küfür ve nifaktan iman ederek, isyandan ise itaate dönerek tövbe edilir. Samimi (nasuh) tövbe edebilmek için; günahın itiraf edilmesi, pişmanlık duyulması ve o günahın tamamen terk edilip bir daha işlenmemesi, kul hakkı varsa sahibine hakkın ödenip helallik dilenmesi  gerekir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar. O gün Allah, peygamberi ve onunla aynı imanı paylaşanları utandırmaz. Onların nuru önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken şöyle derler: “Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.” (Tahrim suresi, 8)

 

Mü’minlere karşı alçak gönüllü olmak.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lutfudur. Allah’ın lutfu geniştir; O, her şeyi bilir.” (Maide suresi, 5)

Kıymetli Kardeşlerim,

Bir bölümünü sizlere aktarmaya çalıştığımız salih amelleri işleyenler dünya mutluluğunu elde ettikleri gibi ahiret mutluluğu olan cenneti de elde edeceklerdir. Çünkü Yüce Rabbimiz böyle buyurmaktadır. Allah-u Teala’nın istemiş olduğu, Sevgili Peygamberimizin de hayatına aktarmış olduğu güzel işleri yapmamız bize ahiret saadetini getirecektir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’in değişik birçok ayetinde bu hususu şöyle vurgulamaktadır.

وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِها  وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara, kendileri için zemininden ırmaklar akan cennetler bulunduğu müjdesini ver. Onlara cennetteki meyvelerden biri rızık olarak her sunulduğunda, “Bu daha önce de bize rızık olarak verilendir” derler. O kendilerine, benzer şekilde verilmiştir. Ayrıca onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve orada onlar sonsuza kadar kalıcıdırlar.” (Bakara suresi, 25)

Dünyada sâlih amel işlemeyenler ahirette çok pişman olacaktır. Pişmanlığını gizleyemeyecek Rabbine şöyle söyleyecektir.

وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُؤُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً إِنَّا مُوقِنُونَ

“Suçlular Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, “Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız” dedikleri vakit, (onları) bir görsen!” (Secde suresi, 12)

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

“Onlar cehennemde, “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim” diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) “Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” (Fatır suresi, 37)

Kardeşlerim,

Yüce Rabbim, İslam Dinimizin bizlere emrettiği helalleri işlemek suretiyle salih ameller işlemeyi ve sevdiklerimizle cennete girenlerden olmayı, Rabbimizin yasak kapsamına aldığı haram ve mekruh olarak hükme bağladığı fiilleri işlemekten uzak eylesin. Bu vesile Kendi rızasına uygun davranışlar sergilemeyi, iyi işlerle meşgul olup, iyi kimselerle olmayı, dünyadan iyi şekilde ayrılmayı, arkamızdan iyi nesiller bırakmayı, iyilerle mahşer meydanında toplanmayı, Efendimiz (s.a.s.) ile beraber Cennete girmeyi hepimize nasip etsin.

Sâlih İnsan Kimdir?

      Sâlih İnsan Kimdir
Sâlih İnsan Kimdir?   Sâlih, aslında fâsid’in zıddıdır. Fâsid ve müfsid: Yükümlülüğün gerektirdiği hususları  yerine getirmeyen; salih de: Yükümlülüğün gerektirdiği hususları yerine getiren diye tanımlanmaktadır. Salih, inancında ve amelinde doğru olandır şeklinde de tanımlanır. Ayrıca salih, Allah’ın kendisi üzerindeki haklarını yerine getiren, Allah’a karşı farzları, kullara karşı da haklarını ödeyen, itikad ve amelinde doğru olan, Allah’a itaat eden ve haramlardan kaçınan, ömrünü Allah’a itaatte, malını da O’nun rızası yolunda sarfeden, dünya ve ahiretini düzeltip kâmil bir insan olan şeklinde de tarif edilmektedir. Fakat, yapılan bu tariflerden her biri, salih insanın bir yönüne işaret etmektedir. Mevdudi ise, salih insanı, inancında, niyetinde, sözlerinde ve hareketlerinde doğru olan ve hayatının her yönünde doğruluğu benimseyen kimsedir (15)  şeklinde tanımlayarak, onun derli toplu bir tarifini vermektedir. Sâlih insanın tarifi, Kur’an’da ehl-i kitap’tan bahseden ayetlerde şöyle tarif edilmektedir: “… Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyanlar vardır. Bunlar Allah’a ve ahiret gününe inanır, iyiliği emreder, kötülükten yasaklar ve hayır işlerine koşarlar. İşte onlar salih insanlardır.” (3/Âl-i İmran, 114) Bu ayete göre salih insanın özelliklerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Allah’a ve âhiret gününe inanmak, Allah’ın âyetlerini okumak, Allah’a secde etmek, İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, Hayır işlerine koşmak, Sâlih amel işlemek. Kur’an-ı Kerim’de salih insan olmak, mü’minlere ait çok üstün bir özelliktir. Peygamberler bile bu özelliğe sahip olmak için dua ve temennilerde bulunmuşlar, salih insanlardan olmayı arzu etmişlerdir. Hz. İbrahim (26/Şuarâ, 83), Hz. Yusuf (12/Yusuf, 101) ve Hz. Süleyman (27/Neml, 19)’ın salih insanlardan olmak için Allah’a dua ettiklerini Kur’an’dan öğreniyoruz. Yine Hz. İbrahim’in “Rabbim, bana salihlerden bir çocuk lutfet” (37/Saffat, 100) diye temenni ve duada bulunduğu görülmektedir. Peygamberlerin salih kullar olduğu zikredilmektedir (2/Bakara, 130; 21/Enbiyâ, 72; 6/En’âm, 85…). Peygamberlerin salih insanlardan olmayı arzu etmelerinin sebebi şudur: Salih, Kur’an’da her bakımdan mükemmel bir insan tipi olarak çizilmektedir. Peygamberler ise, insanlar içinde Allah’ın seçtiği insanlar olmaları sebebiyle en mükemmel insanlardır. Dolayısıyla onlar salih insanlardan olmaya daha layıktırlar. Kâmil bir salih insan, Allah’a isyan etmeyen ve mâsiyeti/günah ve isyanları hatırına getirmeyendir. Gerçek anlamda salih insan olmak, derecelerin en yükseği, mertebelerin en büyüğü ve makamların  en şereflisi demektir. Peygamberlerin hedefleri, yeryüzünü ıslah etmek, fesadı kaldırmaktır. Böylece iyiliğin emredildiği, kötülüğün yasaklandığı ahlak temellerine dayanan ve Allah’ın hakimiyetini esas kılan bir toplum düzeni kurmak için başarılı bir tebliğ yapan insanlar, salih insan vasfına layık olurlar ki, bunların başında peygamberler ve onların izini takip eden mü’minler gelir.      Peygamberlerin salih insan vasıfları yanında, mü’minlerin de salih insanlardan olmaları gerektiği Kur’an’da vurgulanmaktadır. “Rabbim, beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, salih insanlardan olsam’ diyeceği zaman gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak edin.” (63/Münafıkun, 10) Salih insanlardan olma arzusu sadece peygamberler ve mü’minlerde olmayıp, diğer insanların da istedikleri bir vasıf olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber’e kâfir ve münafıklarla mücadele etmesi gerektiğini bildiren ayetlerden sonra şöyle buyrulmaktadır: “Onlardan kimi de: ‘Eğer Allah, lutuf ve kereminden bize verirse, elbette sadaka vereceğiz ve salih insanlardan olacağız’ diye Allah’a and içtiler.” (9/Tevbe, 75) Salih insanlardan olmanın en önemli özelliği, Allah tarafından dost edinilmiş olmak (7/A’râf, 196) ve peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraber olma gerçeğidir (4/Nisâ, 69).  Salih insanlardan olmanın temel şartı ise, iman ve salih amel işlemektir. “İman eden ve salih amel işleyenleri, salih insanlar arasına sokarız.” (29/Ankebut, 9) Bunun yanında Allah’a ve Rasül’üne itaat etmek gerekmektedir (4/Nisâ, 69). Salih insanların derecelerine ulaşmak için, sarp ve dik yokuşları aşmak, canlı bir Kur’an olmaya gayret etmek lazımdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*