RAMAZAN

RAMAZAN

     Ramazan-ı Şerif, ağacın meyvesi, yemeğin tuzu, aşın ekmeğinin tadıdır. Tesbihin imamesi, yola çıkan üç kişiden birinin imamı, camide cemaatin öncüsüdür. Mahallenin muhtarı, ilçenin kaymakamı, ilin valisi, ülkenin reis-i cumhurudur. Her kesimi bir araya getiren birliğin simgesidir.

     Toplumun yarasına merhem, acısına ortak, neşesine neşe, velhasıl her derde devadır Ramazan-ı Şerif. Açlara ekmek, susuzlara su, çıplaklara elbise, ihtiyaç sahiplerine bir ümit kapısıdır. Kardeşliğin bütün boyutudur.

     Ev, mescid, cami ve cemaatle yapılan evradla bir nefis terbiyesidir. Zikr-i hafi, kalp zikri, rabıta ve murakabeyle ruhun yücelmesidir. Uzlet, halvet ve itikafla tam bir yoğun bakıma alınmasıdır Ramazan-ı Şerif.

     Ramazan-ı Şerif, beynin jimnastiği, kalbin gelişen teknolojiye esir olmamasıdır. Namazı, bedensel bir egzersiz olarak değil, haşyet, azamet-i ilahi’yi tefekkürle eda etmektir. Zekatı, helal yolla elde edilen nimetin temizliği olarak görmektir. Haccı, İbrahim’in (a.s) iradesini Allahu Tealanın iradesine teslim etmesi şeklinde anlamaktır. Bütün taatleri ruhuyla yapmaktır.

     Ramazan-ı Şerif, uzun günlerde tutulan oruçla, sigara tiryakiliğinden kurtulunduğu gibi, kin, kibir, hasedlik hastalığından da azade olmaktır. Oruç, sadece bir fabrika gibi mideyi dinlendirme değil, tavır ve hareketlerimizi de dinlendirmektir. Bir değişimdir.

     Ramazan-ı Şerif, ilmi üstaddan alma, ilmin bulunmadığı yerde islami hayatın kalmadığını bilerek, cehaletten ilme hicrettir. Dinin temizlik üzerine kurulduğunu bilip, maddi ve manevi arınmaya geçiştir. Sağa sola akan suyun, bağı bahçeyi sulayamadığını görerek, dağınık fikirden vahdeti temin eden fikre dönüştür.

     Ramazan-ı Şerif, ulvi değerlere saygı, edep, erkan, güzel geçim, sabır, insaf, doğruluk, emanete riayet, üstüne düşmeyen işlere karışmama, ilmiyle amel ve niyetin düzgünlüğüdür.

     Ramazan-ı Şerif, ibadet maksadıyla, bedenin sağlığı için bir tıbbiye, tıp fakültesidir. Okunan Kur’an-ı Kerim cüzleri, evrad ve ezkar ve Ramazan-ı Şerif son on gününde itikafa girmekle bir dergahtır. Kürsü ve minberlerde, görsel cihazlar vasıtasıyla yapılan nasihatlerle bir medresedir. Pişen aştan, fakirlere ikramla aşhane, yolcuların konakladığı kervan saraydır. Bereketiyle, muhtacın elinden tutan, “veren el“dir.

Oruçlulara Müjdeler var

     Akşam yaklaşınca, Rabbinin emri ile nefsine dur diyerek, gün boyu arzularını dizginleyen mü’min, oruçla nefsini terbiye etmekle birçok güzel haslete sahip olma ve ilahi emri yerine getirmenin sevinci ile iftarın gelmesini beklemeye başlar. Allah Resulünün (Sav) şu kudsi hadisleri onun bu sevincine tercüman olur: “Oruç benim içindir. Onun mükafatını ben vereceğim. Oruç tutanlar için iki sevinç anı vardır. Biri iftar anında orucunu açma sevinci, diğeri Rabbine ulaştığında oruç tuttuğundan dolayı yaşadığı sevinçtir.” (Buhari, savm, 9) Oruç tutmanın sevinci bu kadarla da kalmaz. Allah Resulü (Sav) oruç tutanlara bir müjde daha verir: “Allah her iftar vakti, cehenneme girmesi kesinleşmiş kullarını cehennemden azat eder. Bu, Ramazan boyunca her akşam tekrarlanır.” (İbn Mace, Siyam, 3; Müsned, 5/256)

Suyla da Olsa İftar Veriniz

     Peygamberimiz Ramazan’ın özelliklerini anlatırken iftar vermeyi de teşvik ediyor: “Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına vesile olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.” Sahabiler sordular:

     “Ey Allah’ın Resulü, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz.” Peygamberimiz de, “Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü’mine iftar ettirene de verir.” buyurdular. Peygamberimiz Sa’d bin Muaz’ın evinde iftar yapmış ve onlara şöyle Dua etmişti: “Yanınızda hep oruçlular iftar etsin. Yemeğinizi iyi insanlar yesin. Melekler de size Dua ve İstiğfarda bulunsun.” (Müsned, 3, 138)

Sahurun Fazileti

     Sahurda kalkıp sahur yemeği yemek müstehaptır. Peygamberimiz: “Sahurda yemek yiyiniz,çünkü sahurda bereket vardır.” (Buhari, Savm 20; Müslim, Siyam, 9) buyurmuştur. Sahur yemeği, oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği  vakitlerden biri de sahur zamanıdır. Oruçlu, sahura kalktığı zaman, dilekleri için Dua etmeli ve Allah’tan günahlarının bağışlanmasını istemelidir.

Dualarımız Kabul Oluyor

     Dua her zaman Mü’minin dayanıp güveneceği bir esastır. Hayatının her safhasında Duaya sarılıp ilahi rahmete iltica etmek, Mü’mini diğer insanlardan ayıran belli başlı vasıflardan biridir. Mü’min Duayı hayatının her anına sindirmiştir. Günde beş vakit kıldığı namazın manası  “Dua”dır.

     Duayı bir esas olarak benimseyen mü’min nimet ve bolluk anlarında Rabbini hatırlayıp şükran hisleriyle dolduğu ve bunu hamdleriyle dile getirdiği gibi, darlık ve sıkıntı zamanlarında da Rabbine sığınıp sadece O’ndan yardım ister. Çünkü Dua kulluğun değişmez bir vasfı ve ayrılmaz bir parçasıdır.

     Cenab-ı Hak da Mü’min kullarının her zaman kendisine Dua etmesini istemektedir:

     “Ey Habibim! Kullarım beni sana sorarlarsa haber ver ki: İşte ben muhakkak yakınımdır. Onlardan biri Dua edince, muhakkak Duasına icabet ederim. O halde onlar da benim davetime itaatle icabet ve bana imanda devam etsinler. Ta ki, doğru yola ulaşmış olsunlar.” (Bakara Suresi, 186)

     Duaların kabul olduğu müstesna anlar vardır. Bu anları bizler Peygamber Efendimizden öğreniyoruz. Bir Hadis-i Şerifte bu manaya dikkat çekilir ve müminler Duaya teşvik edilirler:

     “Ramazan’ın ilk gecesinde cennet kapıları açılır. Her gece sabaha kadar bir münadi seslenir: Günahlarının affedilmesi için istiğfar eden yok mu? Tevbe eden yok mu? Allah tevbesini kabul buyursun. Dua eden yok mu? Cevap verilsin. Kendisi için bir şey isteyen yok mu? İsteği hemen karşılansın.” (Müsned, 4, 22)

     Bir Hadis-i Şeriflerinde oruçluyu, duası reddedilmeyecek 3 kişi arasında zikreden Peygamber Efendimiz (Sav) şöyle buyururlar:

     “Üç kişinin Duası geri çevrilmez: Adaletle hükmeden hakimin, iftar edinceye kadar oruçlunun ve mazlumun Duası.” (İbn-i Mace, Siyam, 48)

Ümmete Verilen Beş İhsan

     Cabir bin Abdullah anlatıyor: Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: Ümmetime Ramazan ayında beş şey ihsan edildi. Bunlar daha önceki Peygamberlerin ümmetine verilmemişti. Birincisi: Ramazan ayının ilk gecesi olunca Cenab-ı Hak onlara rahmetiyle bakar. Allah kime rahmetiyle bakarsa, onu hiçbir zaman azaba çarptırmaz. İkincisi: Oruç tutanların ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Üçüncüsü: Gece ve gündüz melekler oruç tutanların bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Dördüncüsü: Allah o gün cennetine emir verir ve şöyle buyurur: “Ey cennet, kullarım için hazırlan, süslen. Dünya sıkıntılarından kurtulup benim huzuruma ve ikramıma gelip istirahat etmeleri yaklaştı.” Beşincisi: Ramazan’ın son gecesi gelince de, Allah oruç tutan kullarının hepsini affeder. Sahabilerden bir zat sordu: Ya Resulallah, bu gece Kadir gecesi midir? Peygamberimiz (Sav) “Hayır” dedi, “Bilmez misiniz, işçiler gün boyu çalışıp da işlerini bitirdikleri zaman ücretlerini almıyorlar mı?” (Et-Tergib ve’t-Terhib, 2, 92)

Teravih Hayattır

     Sevgili Peygamberimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:

     “Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (Teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyaz’ül Salihin, c.2, s.463)

     Teravih namazı Ramazan gecelerine mahsus bir namazdır. Orucun değil Ramazan’ın sünnetidir. Hastalık, yolculuk gibi mazeretleri sebebiyle oruç tutmayanların da teravih namazını kılmaları sünnettir. Hem erkekler hem de kadınlar için Sünnet-i Müekkede’dir. Cemaatle kılınması Sünnet-i Kifayedir  ve sevabı çoktur. Evde de, tek başına veya cemaatle kılınabilir. Ramazanda Teravih namazında Kur’an-ı Kerim’i hatmetmek, yani hatimle teravih namazı kılmak da sünnettir.

     Peygamber Efendimiz, “Cemaatle kılınan namazın faziletinin tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat fazla olduğunu” (Buhari, Ezan, 30) bildirmiştir. Teravih namazı evde cemaatle kılanlar cemaatin sevabını kazanırlar, ancak camideki cemaatin faziletini elde edemezler.

Berat Gecesi

     Hz. Aişe Radıyallahu anha rivayetiyle Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz buyurmuşlardır ki:

     “Şaban ayının ortasında bulunan Berat gecesi olunca gecesini kaim, gündüzünü saim (oruçlu) olunuz. Çünkü Allah-u Teala, güneş battıktan sonra dünya semasına nüzul eder ve der ki: “İstiğfar eden yok mu? Onu mağfiret edeyim. Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim. Bir derde müptela olan yok mu? Onu afiyete kavuşturayım. Bir şey isteyen yok mu? İstediğini vereyim. Fecir doğuncaya kadar böyle der.” (Ramuz)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*