Mehmetçiğin Nöbetteki Hassasiyeti

     Muzaffer Ozak Hoca anlatıyor: “Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin bir seslenişleri yankılanırdı etrafta: ‘Kimdir o? Kim var orda?’ Hiç kimse yoktur ama onlar sanki birilerini görüyormuş gibi belli aralıklarla hep seslenirlermiş. Böylece devamlı uyanık durduklarını ve vazife başında olduklarını duyururlarmış. Ayrıca bu askerler her saat başı nöbeti başka arkadaşlarına devrederlermiş. Bir gece yine nöbet yerinden sesler duyar padişah: ‘Kimdir o? Kim var orda?’ Aradan 1 saat geçmesine rağmen yine aynı ses bağırır: ‘Kimdir o? Kim var orda?’ Padişahın dikkatini çeker. Bu ses bir saat geçtiği halde değişmemiştir. Halbuki her saat başı nöbetçi değişmelidir. Bir müddet bekler ve tekrar sese dikkat kesilir. Hayret! ses önceki sestir. Nöbetçi niçin değişmemiştir? Sultan Abdülhamid Han hemen ilgilileri çağırtıp durumu öğrenmek istediğini söyler. Çünkü kendisine düzenlenmiş müthiş bir bombalı suikasttan kıl payı kurtulmuştur. Ve bu olay daha çok yenidir. Acaba yine bir Ermeni oyunu mu tezgahlanıyor? Biraz sonra saatinde değişmeyen nöbetçi, padişahın huzurundadır. Heyecan ve korkuyla yüzü yerde beklemektedir.

     Padişah sorar: ‘Sen kaç saat nöbettesin?’

     – ‘ Bir buçuk saate yaklaştı hünkarım!’

     ‘Niçin saat başında vazifeni devretmedin?’

     – ‘Hünkarım, benden sonraki arkadaş rica etti, onun yerine de nöbet tutuyorum!’

     ‘Niçin? Neden usulü çiğniyorsun?’

     – O yiğit Mehmetçik utançla indirir başını. Ürkekliği iyice artar, söylemek istemez. Fakat padişahın ısrarı üzerine şöyle konuşur:

     ‘Padişahım! Benden sonraki nöbetçi ihtilam olmuş. ‘Bu haldeyken Halife-i Müslimin’in korunmasında vazife olamam. N’olur sen yerime nöbet tut, sonra da ben senin yerine tutarım!’ dedi. Ben de kabul ettim.’

     Mehmetçiğin bu inceliği Sultan Abdülhamid Han’ın çok hoşuna gider. Sabahleyin hemen gusülsüz nöbet tutmayan askeri huzuruna getirtir. Geceki davranışından duyduğu memnuniyetini ifade eder: ‘Dile benden ne dilersen!’ der. Mehmetçik teşekkür eder, gayet vakur bir eda ile ‘Saltanatından berkadar ol hünkarım!’ der. Padişah tekrar sorar ve aynı cevabı alır. Üçüncü defa tekrarladığında arkasında bulunan saray görevlileri fısıldarlar: ‘Paşalık iste, paşalık iste!’. O hiç umursamaz ve fısıldayanlara dönerek ‘Paşalık maşalık istemem!’ der. Bakar ki padişah hala soran gözlerle bakıyor. Çaresiz bir şey istemesi gerektiğini anlar ve şu istekte bulunarak herkesi şaşırtır..

     ‘Padişahım, bize bir tayin veriyorlar, doymuyoruz. Emredin de iki tayin versinler!’ diyor. Gerçekten de o günden sonra askerlere iki tayin verilmeye başlanır. Padişah pek sevdiği bu Mehmetçiğe Darıca’da bir çiftlik bağışlar, ayrıca bir de rütbe ihsan eder.”

                                                                                                                                                                 (Vehbi Vakkasoğlu)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*