İSLAM’DA HELAL HARAM İNANCI

İSLAM’DA HELAL HARAM İNANCI

     “Helal-haram” inancı, İslam akidesinin Tevhidden sonra en önemli, temel ilkelerinden biridir. Bu inanç, Müslüman bireyin sahip olduğu dünya görüşünü yansıtır. Müslüman, hayata ve olaylara bakarken, hep bu pencereden bakar. Helal-haram ölçüsü içinde hayatı yaşamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Helal-haram ölçüsü, Müslümanın hayatında en belirleyici özelliktir. O ölçüye uyduğu sürece hayatı anlam kazanır, mutlu olur veya o ölçüyü terk ettiği sürece de mutsuz ve rahatsız olur. Çünkü helal-haram inancına sahip olmak, Müslüman için bir kimliktir. Pek çok Kur’an ayetinde ve Hz. Peygamberin (Sav) hadislerinde helal-haram konusu üzerinde özellikle durulmuş, Müslümandan, inançtan amele; düşünceden davranışlara varıncaya kadar hayatının her ayrıntısında ona özen göstermesi istenmiştir. Peki bu derece önemli olan “Helal ve Haram” kavramları neyi ifade eder? Mahiyeti nedir ve bunlara niçin önem verilmiştir?

     Helal, Allah tarafından yapılmasına izin verilen şeydir. Allah ve Rasulü’nün bir şeyin helal olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi, o fiilin helal olduğunu gösterdiği gibi; o fiil veya şeyin yasaklandığına dair bir delil bulunmaması da helal olduğunu gösterir. Zaten eşyada aslolan helal oluşudur. Buna göre bir şey, dinin açık bir hükmüne, yasağına ve ilkesine aykırı olmadıkça helaldir, meşrudur. Allah iyi, temiz ve insan sağlığına yararlı olan şeyleri helal; pis, kötü ve zararlı olan şeyleri de haram kılmıştır.

     Haram ise, Allah tarafından kesin delille yasaklanan, yapılmaması istenen fiildir. Hanefi alimlerine göre, bir fiilin haram olması için ayet, mütevatir veya meşhur sünnet gibi kesin bir nassla sabit olması ve açık bir şekilde haramlığa delalet etmesi gerekir.

     Haram hükmünü belirleme yetkisi sadece Allah’a aittir. Hz. Peygamber’in (Sav) bu konudaki hadisleri, Allah’ın koymuş olduğu hükümleri açıklamaktan ibarettir. Allah’ın helal kıldığına haram, haram kıldığına helal demek büyük günahtır. Bu Kur’anda en ağır dille yerilmiş ve haddi aşmak olarak belirtilmiştir:

     “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla; ‘Şu helaldir, bu haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”

     De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti? ‘ De ki: ‘O, dünya hayatında mü’minlerindir, Kıyamet günü de yalnız onlarındır.’ İşte biz, bilen bir topluluk için ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.”

     Asr-ı saadette sahabeden birinin Allah’ın helal kıldığı şeyi kendince ileri sürdüğü bir sebepten dolayı haram kılmayı düşünmesi ve bunu gelip Peygamber Efendimiz’e (Sav) danışması esnasında, bunun haddi aşmak olduğunu bildiren ayet nazil olmuştur. Olayı Abdullah İbn Abbas (R.a) şöyle anlatıyor:

     Adamın biri Peygamberimiz’e (Sav) gelerek şöyle dedi:

     “Ben et yediğim zaman kadınlara ilgim artıyor ve şehvetim kabarıyor. Onun için et yemeyi nefsime haram ettim.” bunun üzerine şu ayet indi:

     “Ey iman edenler! Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, sınırı aşmayın. Doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah’tan korkup, sakının.

     İslam dini, hayatın tamamını ibadet kapsamında değerlendirir. Bu sebepten, bir Müslüman için helal haram konusu, hayatın her safhasında daima dikkate alınması gereken bir ölçüdür. Böyle olmakla birlikte genellikle “helal-haram” denilince, akla yeme içme gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yeme içmedeki helal ve haram konusuna dikkat çekmiştir:

     “Ey Peygamber, temiz ve helal nimetlerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Ve doğrusu Ben, yaptığınız her şeyleri eksiksiz bilirim.”

     “Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların temiz ve helalinden yiyiniz. Eğer yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız, O’na şükrediniz.”

     “Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri  helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın peşinden gitmeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.”

     Hayatın tümünü ibadet kapsamında ele aldığımızda bu ayetlerden şu husus anlaşılmaktadır: Alınan gıda ile ibadetin makbuliyet derecesi arasında doğrudan bir ilgi vardır. İbadetin, ibadet vasfını kazanabilmesi için, gerek işlenen amelin, gerek o ameli işleyen mü’minin, gerekse de ameli meydana getiren diğer unsurların helal olma, helal yolla olma, helal dairesi içinde olması gerekmektedir. Peygamber Efendimiz (Sav) şu hadisleri bunu çok açık olarak bizlere anlatmaktadır:

     Ebu Hureyre’den (Ra) nakledilmiştir; Rasulüllah (Sav) şöyle buyurmuştur:

     “Ey İnsanlar! Şüphesiz Allah hoş ve temizdir. Ancak hoş ve temiz olanı kabul eder. Muhakkak Allah mü’minlere, Rasüllerine verdiği emirlerin aynısını vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yiyin ve Salih amel işleyin. Çünkü şüphe yok ki Ben yaptıklarınızı çok iyi bilenim.

     Yine Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin (helal ve) temiz olanlarından yiyin…

     Ebu Hureyre (R.a) şöyle der: Daha sonra Rasulüllah (Sav) şunu zikretti:

     “Bir adam düşünün ki: Üstü başı kirli, uzunca yolculuk yapmış olduğu halde ellerini semaya doğru uzatır,  Rabbim, Rabbim diye Dua eder; ama yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haram ile gıdalanmışsa böyle birisinin Duası nasıl kabul olunacak?”

     Bu hadis de göstermektedir ki, “helal-haram” ölçüsü cidden önemli bir konudur. Öyleyse bu konuda daima dikkatli olunmalı, hiçbir zaman ve hiçbir nedenle bu ölçü ihmal edilmemeli veya tamamen zayi edilip yok sayılmamalıdır. Bu konudaki duyarlılığının azalması, kişinin inancının ve dindarlığının zayıflaması anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber (Sav): “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o devirde kişi ele geçirdiği malı helalden mi, yoksa haramdan mı kazandığına hiç aldırmayacak.” buyurarak bu konuda ümmetini uyarmışlardır.

     Bu nedenle İslam büyükleri, kişinin servetinin kaynağını araştırmamasını ve devamlı olarak Allah’ın murakabesi altında bulunduğunun bilincinde olmamasını iman zayıflığı olarak açıklamışlardır. Yapılması gereken ise, bu bilincin daima canlı tutulmasını sağlamak, bu konuda farkındalık kazandırmaktır. Bu duyarlılığı sağlamak için şüphesiz pek çok yol ve metod izlenebilir. Ancak onlar içerisinde belki de en önemlisi “mesuliyet şuuru”nu hep kalbimizin derinliklerinde hissederek, “yapıp ettiklerimiz”den mutlaka hesap sorulacağı endişesi içinde yaşamaktır. Bu duygu, bizi davranışlarımızda daha dikkatli olmaya, helal-haram çizgisini korumaya önem vermeye sevk edecektir. Hatta kişinin haram işlemek bir yana, şüpheli olan şeyleri de terk etmesi gerektiğini Peygamber Efendimiz (Sav) buyuruyor: “Şüpheli olanı bırak, şüpheli olmayana yönel.”

     Efendimiz (Sav) “helal-haram” bilincinin diri tutulması ve bunun için şüphelilerden de sakınılması hususunda bizi bu şekilde uyardığı gibi, kendi kişisel hassasiyetini de şu şekilde dile getirmiştir:

     Ben ailemin yanı başında yatağa uzandığım sırada döşeğin üzerine düşmüş bir hurmanın farkına varırım. Alıp yemek üzere elimi ağzıma kaldırdığımda, onun zekat malı olabileceğinden endişe duyar ve yemekten vazgeçerim.

     Helal kazanç duyarlılığına sahip olmak için sadece haramdan ve harama yol açan yollardan kaçınmakla yetinilmemeli, kazanca haram karışmaması için haram şüphesi taşıyan şeylerden de uzak durulmalıdır. Peygamber Efendimiz’in (Sav) bu konuda bizlere uyarısı şöyledir:

     “Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise git gide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası “kalp”tir.

     Günümüzde hızlı bir “değer aşınması” yaşanmaktadır. Aşınan bu değerler, gönül dünyamızı yaraladığı gibi, gerek bireysel gerekse toplumsal hayatımızı altüst etmektedir. Bunun pek çok sebebinin yanında “helal-haram” konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmemesi, dünyada yapıp ettiklerimizden dolayı ahirette hesap verileceğinin unutulması gelmektedir. Onun içindir ki bu konuda kendimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*