İSLAMDA BİRLİK VE KARDEŞLİK

İSLAMDA BİRLİK VE KARDEŞLİK

İSLAMDA BİRLİK VE KARDEŞLİK

 

     İnsanlığı bir ana ve babadan meydana getiren yüce Yaradan, inananların bir olmalarını, dağılıp parçalanmamaları gerektiğini beyan buyurur.

     İnsan tek başına yaşayamaz. Hayatı için gerekli olan ihtiyaçları diğer insanların yardımı olmadan temin edemez. Şair ne güzel ifade etmiş:

     Zen merde, civan pire, keman tirine muhtaç,

     Ecza-yı cihan cümle birbirine muhtaç.

     (Kadın erkeğe, genç yaşlıya, keman da okuna muhtaçtır.)

     (Dünyada bulunan her bir parça hep birbirine muhtaçtır.)

     Hayatın düzeni birlik ve beraberlik temeliyle sağlanır. Atalarımız ne güzel söylemişler:

     “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

     Bir kişi bir şey yapamaz.

     Kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, bir kişiden değil, insanlardan söz eder. Bunu “nâs” kelimesi ile beyan buyurur. Nâs, insanlar demektir ve çoğunluk ifade eder. İnsan tek başına kaldığında bunalıma girer. İlâhi himayeden mahrum kalır. Sadece kendi aklıyla hareket ettiği için birçok yanlışlıklar yapar.

     Birlik ve beraberlikte ise ilâhi rahmet ve bereket vardır. Bundan dolayıdır ki, cemaat hâlinde kılınan namaz ile kişinin tek olarak kıldığı namaz arasında fark vardır. Hazret-i Peygamber bu hususta şöyle buyurur:

     “Cemaatle kılınan namaz, kişinin tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece faziletlidir.” (Et-Tergib ve’t Terhib, 1/261) 

     Toplu kılınan namazda toplu ve çok yönlü feyiz bulunur, çünkü ilâhi rahmet cemaate yönelmiştir. Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmuştur:

     “Toplulukta rahmet, ayrılıkta da azap vardır.” (El-Câmi’u’s-Sagir, 1/125)

     Birlik ve beraberlik içinde olmanın, cemaat halinde bulunmanın bereket olduğuna işaret buyuran Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) yemeği de birlikte yemeyi tavsiye etmişlerdir:

     “Birlikte yemek yiyin. Ayrılmayın. Şüphesiz bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yiyeceği üç ve dört kişiye yeter. Birlikte yiyin. Ayrılmayın. Şüphesiz bereket cemaattedir.” (Et-Tergib ve’t-Terhib, 3/134)

     Her işte olduğu gibi yemekte de bereket, beraber olunduğunda olmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buna çok tavsiye buyurmuşlardır:

     “Toplu hâlde yiyiniz! Çünkü bereket, toplulukla beraberdir.” (Muhtârü’l-Ehâdis, 113.)

     Birlik ve beraberlik içinde olan ailelerde bereket ve rahmet olur. Huzur ve saadet ancak beraberlikle sağlanır.

     Toplumdan ayrılan, aile ortamından kopan insanları çeşitli tehlikeler bekler. Çünkü topluluktan ayrılanın peşine şeytanın düşüp onu fenalıklara götüreceğini Peygamberimiz (s.a.v.) haber vermiş ve ümmetini uyarmıştır:

     “Şeytan, sürünün peşindeki kurt gibi insanların peşindedir. Sürüden ayrılıp ileri gidenleri ve geri kalanları kapar. Sakın tefrikaya düşmeyin. Birlikte ve mü’minler topluluğuyla bir arada olun.” (Müsned, V.243.)

     Toplumdan ayrılan, tek başına kalan insan, yaptığı yanlışları düzeltecek, onu doğruya sevk edecek, iyiliklere yönlendirecek arkadaştan mahrumdur. Akıl danışmak, fikir almak ve istişarede bulunmak gibi faziletlerden uzaklaştığı için şeytanın vesvesesi ve fena tuzakları ile baş başadır. Yalnızlığın verdiği bunalım, onu her çeşit fenalığa götürebilir. Yalnız yaşayan insan himayeden de mahrum kalır. Hem insanların yardımlarından hem de ilâhi himayeden nasibini alamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

     “Allah Teâlâ’nın himayesi, cemaatle beraberdir. Şüphesiz şeytan, cemaatten ayrılanla beraber koşar.” (Müslim,”İmare”, 59.)

     İlâhi himaye olmadan insan nasıl korunabilir? Allah Teâlâ’nın koruması olmazsa insanın aldığı tedbirlerin faydası olabilir mi? Bu soruların cevabı, ilâhi himayeye muhtaç olduğumuzu ve bunu en iyi birlik olarak sağlayabileceğimizi göstermektedir.

     Sevinçler toplulukla arttığı gibi üzüntüler de toplum arasında azalır. Birlik ve beraberlik içinde paylaşılan sevinçler de hüzünler de gönülleri birbirine ısındırır. İnsanın, toplum ile bağlarının kuvvetli olması kadar güçlü bir gönül bağı mevcut değildir.

     Peygamberimiz (s.a.v.), “Cemaatten bir karış ayrılan kimse, İslâm bağını koparmış olur.” (Ebû Dâvûd, 4/24.) derken, dini yaşayışın sağlam ve güçlü olmasının birlik ve beraberliğe bağlı olduğunu vurgulamıştır. Nitekim Cuma namazının, hac ibadetinin insanlar arasında birlik ve beraberliğe olan faydası, aynı heyecanı duymak, aynı manevi havayı yaşamakla kendini daha iyi göstermektedir.

     Yüce Rabbimiz (c.c.) Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmuştur:

     “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin…” (Âl-i İmrân, 3/103.)

     Değişik ırklarda, dillerde ve renklerde olanları bir arada toplayacak olan yegâne sistem İslâm’dır. Gönülleri birbirine bağlayacak, kalpleri ısındıracak olan da ancak Kur’ân’dır. Yüce Rabbimiz bütün insanlığı huzur yeri olan İslâm’a, sevgi yolu olan Kur’ân’a davet ediyor. Çeşitli fikir ayrılıklarını bir tarafa atacak, hırs ve hasetten uzaklaştıracak olan Kur’ân’a çağırıyor. İnsanlık ancak bu sayede birlik ve beraberliğini devam ettirebilecek ve huzura erebilecektir.

     Âyet-i celîlenin devamında Allah Teâlâ, İslâm’dan önceki dağınıklıkları ve parça parça olmuş toplulukları hatırlatıyor. Bölünmüş, her biri kendi doğrusuna göre hareket eder hâle gelmiş çeşitli ırkları, Kur’ân’ın ve İslâm’ın nasıl birleştirdiğini, Allah’ın yüce kudretinin ve rahmetinin bir eseri olarak sarsılmaz bir bütün haline getirdiğini anlatıyor:

     “…Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmrân, 3/103.)

     İslâmiyet’ten önce birlik ve beraberlik mevcut değildi. Güçlü olan, zayıfı ezmekte, her kabile kendi menfaatlerine göre hareket etmekteydi. Ne adalet, ne fazilet, ne iffet, ne hayâ kalmamıştı. Çünkü parçalanmış bir toplum vardı. Bir ışık, bir rehber kalmamıştı. İnsanları birliğe davet eden, insanlığı öğreten rehber olarak Hazret-i Muhammed (s.a.v.) ve Kur’ân gelince, hep birlikte onun etrafında toplandılar.

     Hiç şüphesiz insanların birlik ve beraberlik içinde olmalarının faydası yine kendilerinin kazancıdır. Güçlü olup maddi ve manevi kuvvet kazanmalarına vesiledir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurur:

     “Allah’a ve Resûlune itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46.)

     Bu âyet-i celîlenin izahını yaparken Konyalı Mehmed Vehbi Efendi merhum şöyle ifade etmiştir: “Tefrika, fikirlerin dağılmasını ve cemaatin zaafını mucib olduğundan tefrika (ayrılık) helâk olmaya sebeptir… Tefrika, milletin kuvvetini, devletin esasını izaleye sebep olur…” Şu hâlde âyetin manası:

     “Siz Allah ve Resûlu’ne itaat edin de aranızda ihtilaf etmeyin ki, size korku ârız olup devletiniz zeval bulmasın. Eğer ihtilaf ederseniz cemiyetinizin rabıtasına halel gelir. Düşmanınızdan korkarsınız. Kuvvetiniz ve devletiniz zâil olur, demektir.

     Bu âyetin sırrı her zaman zuhur etmektedir. Zira inkıraz bulan bilumum hükümetlerin inkırazlarına başlıca sebep her milletin ileri gelenleri arasında ihtilafın zuhuru, ahlakın fesadı ve birbirleriyle uğraşmaktan tevellüt ettiği inkâr kabul etmez bir hakikattir.”

     Şairimiz bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

     Sen ben desin efrad aradan vahdeti kaldır

     Milletler için kıyamet işte o zamandır. (Ahkâm-ı Kur’âniyye, 340.)

     Kâfirlerin kendi aralarında birlik olarak, küfürde ve zulümde birleştikleri her asırda görülmektedir. Müslümanların da Allah Teâlâ’nın beraberlik çağrısına uymaları gereğine işaret buyuran Rabbimiz (c.c.) şöyle emretmektedir:

     “İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız yeryüzünde bir karışıklık ve büyük bir bozulma olur.” (Enfâl, 8/73.)

     Kâfirler birlik olur, Müslümanlar birlikten uzak kalırsa dünyada büyük bozgunculuk ve zulümler meydana gelir.

     Muhammed İkbal şöyle haykırmıştı:

     “Bu millet birlik ipini elden kaçıralı beri binbir müşkile düştük.

     Biz yıldızlar gibi perişan, dağınık hâldeyiz. Aynı yolda arkadaş olduğumuz hâlde birbirimizin yabancısıyız.

     Biz Rum ve Arap’a bağlı değiliz. Bizi birbirimize bağlayan soy-sop rabıtası da değildir.

     Bir Hicazlı sevgiliye gönül vermişiz. Bizi birleştiren O’dur. Yalnız O’nun sevgisi bizi birbirimize bağlamaya kâfidir.

     Cemiyete bağlanmak fert için bir rahmettir. Fert, millet yüzünden ihtiram görür. Millet, fertler ile nizam bulur. Fidanından kopup düşen yeşil bir yaprak, baharından bir şey ümit edemez.”

     İyilerin bir arada olmaları, beraberlik içinde bulunmaları topluma huzur getirir. Zalimlere fırsat vermez.

     Birlikten kuvvet doğduğunu Sadi Şirazi şöyle ifade etmektedir:

     “Şu koca dağlar ufacık taşlardan meydana gelmiştir. Görmez misin, karıncalar birleşince yırtıcı arslanı zebun ederler.

     Bir saç telinin, bir sap ibrişim kadar metaneti yoktur. Fakat birkaç tel bir araya gelince, zincirden daha sağlam olur.”

     Bu konu ile ilgili küçük bir hikâye paylaşalım:

     Kralın biri, halkından, sarayının bahçesindeki havuzu süt ile doldurmalarını istemiş.

     – Herkes yarım kova süt getirirse havuz dolar. Fazla bir şey istemiyorum. Yeter ki herkes geceden yarım kova süt getirip havuzuma boşaltsın. Bu iş yarın sabaha kadar bitmiş olsun, diyerek emirler vermiş.

     Bu emir üzerine kovasını dolduran halk sarayın havuzuna koşmaya başlamış.

     Yaşlı bir adam düşünmüş. Kendi kendine,

     “Nasıl olsa karanlık. Kimin ne getirdiği belli olmaz. Ben süt yerine su döksem kimsenin haberi olmaz. Üstelik bir havuz sütün içinde bir kova su hiç fark edilmez.” demiş.

     Kovasına koyduğu suyu havuza boşaltmış.

     Sabahleyin bahçeye inen kral havuza baktığında, havuzun süt yerine su ile doldurulmuş olduğunu görmüş. Çünkü herkes o ihtiyar adam gibi düşünmüş ve süt yerine kovasına su koyarak havuza boşaltmış.

     İnsan sadece kendi menfaatini düşünmemelidir. Toplum için, millet için fedakârlıkta bulunmalıdır. Birlikte hareket etmek, beraberce çalışmak fedakârlıktır. Nitekim Hazret-i Osman (r.a.) şehit edildiği esnada yanında bulunanlar, onun üç defa “Ey Allah’ım! Muhammed’in ümmetini bir araya getir.” dediğini işittiklerini söylemişlerdir.

     Ölüm anında bile Müslümanların birliğini düşünen, beraberlik için dua eden o büyük halife ne güzel örnektir.

     Adaletiyle ün yapmış olan hükümdar Nuşirevan’a sordular:

     – Akıl, mal ve devletten daha iyi ne vardır?

     Şu cevabı verdi:

     – Halkın birleşmesi, dostların toplanması.”

     Birlik ve beraberlik, en zor işlerin bile başarılmasına vesiledir. Zaten her başarının temelinde beraber çalışma bulunmaktadır. Mevlânâ Celâleddin Hazretleri de yalnız olanların neşesizliğinden bahsediyordu:

     “Tutalım ki, ihtiyatlısın da seni kurt kapmadı. İyi ama topluluk olmadıkça o neşeyi bulamazsın ki.

     Yalnız olarak bir yolda neşeli neşeli giden kişinin neşesi, dostlarla, yoldaşlarla giderse bir kez yüz olur…

     Yolu gözeterek tenhaca ve güzel güzel giden, şüphe yok ki dostlarla daha güzel gider…

     Duvarların yardımı olmazsa evler, ambarlar nereden meydana gelirdi?

     Her duvar, birbirinden ayrı olsa tavan havada nasıl olur da direksiz, dayanaksız durur?

     Kâtibin, kalemin yardımı olmazsa kâğıt üstüne yazı yazılır mı?..”

     Birlikten kuvvet doğduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. En zor şartlar altında bile beraberlik şuuru ile zaferler kazanılmış, hürriyetler korunmuştur.

     Düşmana Çanakkale’de geçit vermeyen kuvvet, bu birlik değil midir?

     Tek bir ses, birlik hâlinde bütünleşir ve etkili bir sadâ hâline gelir.

     Yahya Kemâl Beyatlı merhum, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nı anlatırken bu birliği ne güzel tasvir eder:

     Dili bir, gönlü bir, imanı bir, insan yığını

     Görüyor varlığının bir yere toplandığını.

     Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

     Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses.

     Bir baba vefâtına yakın çocuklarına birer çubuk alarak yanına gelmelerini söyler.

     Çocukları ellerine birer çubuk alarak babalarının yanlarına gelirler. Baba çocukların ellerindeki çubukları alıp birbirine bağlar ve bir demet hâline getirir. Sonra büyük oğluna o demet hâline getirdiği çubukları verip kırmasını ister.

     Oğlu ne kadar uğraştıysa da kırmaya muvaffak olamaz. Diğer çocuklarına da aynı çubukların demetini veren baba, hiçbirinin kıramadığını görünce demeti alıp çözer. Bir çubuğu en küçük çocuğuna verip kırmasını söyler. Küçük çocuk o çubuğu alır ve zorlanmadan kırıverir.

     Baba çocuklarına şu tavsiyede bulunur:

     – Evlâtlarım!

     Bakın çubuklar demet hâlinde iken kıramadınız. Ama tek tek hemen kırdınız. Siz de hep birlik olun. Beraber hareket edin. Demetten ayrılan çubuk gibi dağılırsanız, sizi de kırarlar. Bir olun, birlik olun. Ve birbirinizden hiç ayrılmayın ki güçlü olasınız.

     “Bakma düşman gözüyle bir sürü yoldaşına.” diyerek beraber yürüdüğü insanlara Faruk Nafiz Çamlıbel şöyle sesleniyor:

     Varsın tan ağarmadan kumral saçın ağarsın

     Sen sonu cennet olan yolundan dönme! Varsın

     Yolunu kesmek için zincirini koparsın

     Dokuz yıl artığınla beslediğin köpekler.

     Birlik ve beraberlik olunca en azılı düşmanlar bile dize getirilir. Her türlü güçlükler beraberlik sayesinde aşılır. Yeter ki birlik olsun…

     Bir örnek de tarihimizden verelim:

     1571 yılında İnebahtı Savaşı’nda donanmamız batırılmıştı. Sokullu Mehmed Paşa, Kılıç Ali Paşa’ya hemen bir donanma yapmasını emretti. Kılıç Ali Paşa kısa zamanda bunun mümkün olamayacağını söyledi. Sokullu, Kılıç Ali Paşa’ya şu ikazda bulundu:

     – Paşa, Paşa! Sen bu milleti tanımamışsın. Bu millet öyle bir millettir ki, donanmanın bütün gemilerinin kısa zamanda direklerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, hatlarını da ibrişimden yapar.

     Sen hele bir başla!

     Gerçekten, üç ay gibi kısa bir zamanda 132 pârelik gemilerden oluşan koca bir donanma meydana gelir.

     Birliğin, beraberliğin, dayanışmanın en güzel örneği budur.

     Yakın tarihimizde de zengin örnekler vardır:

     Fransızlar İstiklâl Harbi’nde Maraş’ı işgal etmişlerdi. Kaleye Fransız bayrağını asmışlardı. Günlerden Cuma. İmam minbere çıkıyor. Hutbe okunacak. Cemaate diyor ki:

     – “Ey Cemaat! Cumanın şartlarından birisi de hürriyettir. Hürriyet olmadan Cuma namazı kılınamaz. Kalelerinde yabancı bir bayrak dalgalanan bir millet de hür sayılamaz. Önce o bayrağı indirmeliyiz. Yoksa size Cumayı kıldıramam.”

     Cemaatte coşkun bir iman…

     İmam önde, cemaat arkada koşarak kaleye doğru giderler. Bu coşkulu ve heyecanlı yürüyüşü gören Fransız askerleri korkarak kaçarlar. Türkler kaleyi alırlar. Fransız bayrağını indirip Türk bayrağını asarlar. Sonra huzur içinde Cuma namazını kılarlar.

BAYRAK ALTINDA

Bugün genç, ihtiyar, kadın, kız, kızan

Uzanıp yatsak da çardak altında.

Boruyu çalınca yarın borazan

Hemen toplanırız bayrak altında

Bizi hiç tasalı görmez bu yerler

Yiğitler ölürken bile gülerler.

Yeter ki yaşayan er oğlu erler

Bizi çiğnetmesin ayak altında.

Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça

Gözlerde zaferin nuru yandıkça.

Üstünde bu bayrak dalgalandıkça

Gönlümüz rahattır toprak altında.

     Faruk Nafiz Çamlıbel

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*