İnsanlık İslam’a Muhtaç

      Her Kur’an okuyuşumuzun arkasından Saffat Süresinin 181. ayetini okur ve “Selamun alelmurselin /Bütün peygamberlere Selam olsun” deriz. Bu peygamberlerin içine Hazret-i Ademden, Hazret-i Muhammed’e (sav) kadar hepsi girer.

     Ve her gün yatsı namazından sonra Bakara Suresinin 286’ıncı ayetini okuyarak bütün peygamberlere iman ettiğimizi ve peygamberler arasında ayrım yapmadığımızı duyururuz bütün dünya insanına.

     Her namazımızın son oturuşunda salli, barikleri okurken Hz. İbrahim’e (as) ve onun nesline Dua eder, bereketli olmasını isteriz.

     Peygamber Efendimiz’in (sav) nesline de Dua ederken O’na “Ebter” diyenlerin kendilerinin sonunun geldiğini ve Sevgili Peygamberimizin hem neslinin hem O’nun yolunda oldukları için O’nun ailesi sayılan her ırk ve renkten insanların nesli için Dua ederiz.

     Yine her namazımızın son oturuşunda biz, hz. İbrahim (as)’in yaptığı “Rabbimiz; bizi, anne ve babamızı ve bütün Mü’minleri kıyamet gününde affet.” diye Dua okuruz.

     Yani her Müslüman, kıldığı her namazında kendisine, anne ve babasına Dua ettiği gibi şu anda dünya üzerinde yaşayan bütün Mü’minlere de Dua etmektedir.

     Noel babayı bildikleri kadar Ashab-ı Kehf’i tanımayan Hristiyanlara karşılık biz Müslümanlar, Kur’an da Kehf Süresini okur, onlar gibi biz de çağdaş put ve putperestlerden Allah’a sığınırız.

     Yusuf Süresiyle iffetimizi koruruz. Yolumuza hapishane çıksa “medrese-i Yusufiyye” der orayı medreseye çeviririz.

     “Avrupa’nın önemli şehirlerinden birinde yapılan caminin açılışına gelmeyen belediye başkanı caminin namını bir kaç kere duyunca ziyarete gelir. Dernek yöneticileri Başkanı gezdirirken caminin her yönü, mimarisi, hat sanatları, tezhipleri… O işin ehli tarafından anlatılır. Hatlar anlatılırken yazılanların neler olduğu da anlatılır.”

     Duvarlarda bütün Peygamberlerin adı vardır.

     Musa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam yazılarını görünce o kültürlü olarak hayal ettiğimiz büyük şehrin büyük belediye başkanı sorar: “Siz, Musa ile İsa’ya inanır mısınız?”

     Cevap: “Biz, yalnız isimleriyle onların adını ağzımıza alamayız. Ya Hazreti Musa, Hazreti İsa deriz veya Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam deriz. Bunlara inanmayan bir insan Müslüman olamaz” dedik ama inandıramadık ve belediye başkanı “Ben bunu araştıracağım” der.

     İşçilerimiz, o camide konuştuktan sonra bu olayı anlattılar ve ” Bizim bu peygamberlere iman ettiğimizi bilmeyebilir ama iman etmediğimiz kanaatine nereden varır?” diye bana sordular.

     Ben de ” Nedenini sormadan bilmem mümkün değil, ancak dilenen iki körün önüne hayırseverin biri lahana sarması koymuş yemelerini istemiş.”

     Körler sarmayı yerlerken bir diğerine “ikişer ikişer yeme” demiş. Görmediğin halde nereden biliyorsun sorusuna “Kendimden kıyas ediyorum” cevabını vermiş ve Başkan kendisinden kıyasla bu kanaate varmıştır. diye ekledim.

     Avrupa’nın herhangi bir şehrinde Müslümanlar o şehrin onda biri kadar olsalar bile o şehirde Müslümanlar arasındaki İsa isimli insan sayısı, Hristiyanlar arasındaki Jesüs isimli insan sayısından fazladır.

     İnsan, sevdiğinin adını verir kendi çocuğuna.

     Yahudiler Hazreti İsa’yı kabul etmedikleri gibi öldürmeye teşebbüs etmişler ve hala peygamberliğini kabul etmedikleri gibi kindarlıklarını devam ettiriyorlar.

     Hristiyanlar ise bin dört yüz yıllık düşmanlıklarını papazlarıyla, sanatçılarıyla, siyasetçileriyle devam ettiriyorlar.

     Demek ki küreselleşen Dünya da her insanı insan kabul eden ve bütün peygamberlere iman eden ve onlara devamlı olarak “Ve Selamun alel murselin/ Bütün Peygamberlere Selam olsun” diyenler kucaklayıcı, kuşatıcı, birleştirici, kaynaştırıcı olabilirler.

     “Bu kadar üzerimize gelen adamlar bu dine niçin girsinler?” demeyin.

     Başka türlü bizi tanımalarına izin vermiyorlar.

     Öldürmek için gelenler de dağın başındaki Müslüman’ı gördükten sonra İngiliz gazeteci Yvonne Ritley gibi Müslüman oluveriyor.

2 yorum

  1. ellerinize sağlık guzel olmuş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*