İMAN İLE AMEL ARASINDAKİ BAĞ

İMAN İLE AMEL ARASINDAKİ BAĞ

İMAN İLE AMEL ARASINDAKİ BAĞ

 

     Allah’a ve Hz. Muhammed’in Allah tarafından getirip haber verdiği şeylere yürekten inanan kimse mümindir. Böyle bir kimse, herhangi bir sebeple ibadet görevini yapmaz ve haram olan şeylerden sakınmazsa imanını yitirmiş olmaz. Çünkü iman ile amel, birbirinden ayrı şeylerdir. Başka bir ifade ile amel, imandan bir parça değildir.

     Bunu bir örnekle açıklayalım: Günde beş vakit namaz kılmak, müminlere farzdır, yani Allah’ın emridir. Namazın farz olduğuna inandığı hâlde, tembelliği yüzünden onu kılmayan kimse dinden çıkmış olmaz. Ancak, Allah’ın emrine uymadığı için günahkâr olur.

     Amel, imanın bir parçası olmamakla birlikte iman ile amel arasında çok sıkı bir münasebet vardır. Allah, ancak olgun müminlerden razı olur. Olgun mümin olmak için de iman ile birlikte ibadet etmek ve güzel ahlaka sahip olmak gerekir.

     Hiç şüphe yok ki ibadet, imanın bir göstergesidir. Sadece, “inandım” demek yeterli değildir. Kalpteki iman ışığının sönmemesi için ibadet gereklidir. Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmak, imanı kuvvetlendirir. İbadet görevini yapmayan kimsenin kalbindeki iman yavaş yavaş zayıflar ve Allah korusun, günün birinde sönebilir. Bu ise insan için en büyük bir kayıptır.

     İmanın Sahih ve Makbul Olmasının Şartları

     İmanın sahih ve makbul olması için üç şartın bulunması lazımdır:

     a) İman ümitsizlik hâlinde olmamalıdır. Hayatı boyunca inanmamış olan bir insanın, yaşama ümidi kalmayıp, ölümle burun buruna geldikten ve cehennemdeki yeri kendisine gösterildikten sonra iman etmesinin bir faydası yoktur.

     b) İnanmış olan bir kimse, dinin kesin olan hükümlerinden herhangi birini inkâr edici söz ve davranışlarda bulunmamalıdır. Mesela, dini hükümlerden olduğu kesin olan namaz, oruç, hac ve zekât gibi bir hükmü inkâr eden kimse -Allah korusun- imanını kaybetmiş olur. Çünkü dinin hükümleri bir bütündür, bunlardan birini inkâr etmek hepsini inkâr etmek demektir.

     c) Dini hükümlerin hepsinin güzel olduğunu kabul etmeli ve bunların arasında bir ayrım yapmamalıdır. Dini hükümlerden herhangi birini beğenmemek imanın yok olmasına sebeptir.

     İman, Huzur ve Mutluluk Kaynağıdır

     İman, insanın en değerli hazinesidir. Karanlık ile aydınlık bir olmadığı gibi, inanan insan ile inanmayan insan da bir değildir.

     İnanan insanın, Allah katında ve insanlar yanında üstün yeri ve değeri vardır. Allah, mümin olan kullarını sevdiği gibi, insanların güvenini kazananlar da bu inanan insanlardır.

     İmanlı insan, huzurlu ve mutlu kişidir. Çünkü inanan insan, bir gün Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vereceğine inandığı için, Allah’a ve insanlara, hatta diğer canlılara karşı olan görevlerini en iyi bir şekilde yerine getirmeye çalışır. İşinde ve sözünde ölçülü olur. Her türlü aşırılıktan sakınır. Ailesine, çevresine, tüm insanlara ve hatta hayvanlara karşı şefkat ve merhamet gösterir. Felaketler karşısında sarsılmaz, ümitsizliğe düşmez, Allah’a sığınır ve güvenir.

     Bütün bunlar, insanın huzurlu ve mutlu olmasını sağlar.

     Tasdik Eden ve İnkâr Eden İnsanlar

     İman yönünden insanlar üç kısımdır:

     a) Mümin: Allah’a ve Peygamberine inanan, Peygamberin Allah tarafından haber verdiği her şeyin doğru olduğunu yürekten tasdik eden ve bu imanını dili ile de söyleyen kimsedir.

     b) Kâfir: İslam’ın iman esaslarını kabul etmeyen, yani Allah’a ve Peygamberine inanmayan kimsedir.

     c) Münafık: Allah’a ve Peygamberine inandığını söyleyip mümin olarak göründüğü hâlde kalbiyle inanmayan, içi dışına uymayan kimsedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*