HZ. YAKUB ALEYHİSSELAM

HZ. YAKUB ALEYHİSSELAM

     Mısır’dan dönen kardeşler, babalarına Mısır hazine vekili ile aralarında geçenleri, ondan gördükleri ikram ve ilgiyi açıkladılar; ancak bu ikramın devamının kardeşleri Bünyamin’i de onun huzuruna götürmeye bağlı olduğunu söylediler. Mısır’a ikinci gidişlerinde Bünyamin’i de beraberlerinde göndermesini istediler ve onu koruyacaklarına söz verdiler. Yıllardır Hz. Yusuf Aleyhisselam’ın hasretiyle yanıp tutuşan Hz. yakub Aleyhisselam, Yusuf’a yaptıkları gibi Bünyamin’e de bir kötülük yapmalarından korktuğunu; onun hakkında sadece Allah’ın korumasına güvendiğini söyledi. Ancak onların ısrarları devam edince, Bünyamin’i koruma uğrunda ellerinden geleni yapacaklarına dair Allah adına yemin ettikten sonra götürmelerine izin verdi. Onlara, Mısır’a vardıklarında başkente ayrı kapılardan girmelerini tavsiye etti. Müfessirler, Hz. Yakub Aleyhisselam’ın toplu halde görülmeleri durumunda onlara nazar değmesinden, ya da onların çete veya casus sanılıp saldırıya maruz kalmalarından duyduğu endişeye bağlarlar. (Kurtubi, Tefsir, IX)

     Kardeşleri, henüz kim olduğunu bilmedikleri Hz. Yusuf Aleyhisselam’ın huzuruna çıkıp onunla görüştüler. Bu sırada Bünyamin’i tek başına yanına çağıran Hz. Yusuf Aleyhisselam ona sırrını açıp kendisinin kardeşleri Yusuf olduğunu söyledi ve ondan bu sırrı diğer kardeşlerinden gizlemesini istedi.

     Ayrıca, kendisini yanında alıkoymak istediğini ve bunun için bir plan hazırladığını, bunun için yükünün içine bir su kabı koyduracağını, sonra da yükünü aratıp, içinde bu kabı buldurup onu çaldığını tespit ettirerek, hırsıza verilen ceza gereği yanında alıkoyacağını söyledi. Çünkü Hz. Yakub Aleyhisselam şeriatına göre ceza olarak onu yanında alıkoyabilecekti. Kervanın ayrılışı sırasında yapılan aramada kayıp su kabı Bünyamin’in yükünde çıkınca, kardeşleri Bünyamin’in yerine içlerinden başka birini alıkoymasını isteseler de, Hz. Yusuf Aleyhisselam, kabı çalandan başkasını alıkoymanın mümkün olmadığını, aksi takdirde zalimlerden olacağını açıkladı. (Yusuf Suresi, 12/69-79)

     Babalarına dönen kardeşler, başlarına geleni ona anlattılar. Hz. Yakub Aleyhisselam, daha önce Hz. Yusuf’un bir kurt tarafından yenildiğini söylediklerinde olduğu gibi, bu defa da onlara inanmadı. Yine nefislerine uyup bir hata işlediklerini söyledi ve artık kendisine güzelce sabretmek ve oğulları Yusuf ile Bünyamin’i kendisine döndürmesi hususunda Allah’tan ümitkar olmaktan başka yapılacak bir şey kalmadığını ifade etti. Bünyamin’in üzüntüsü eski derdini de depreştirmiş, Hz. Yusuf Aleyhisselam için duyduğu acıları daha da şiddetlendirmişti. Nitekim kederinin şiddetinden gözlerine ak düşmüş ve göremez olmuştu. Kendisini teselli etmeye çalışan oğullarına, hüznünü ancak Allah’a arz ettiğini ve Allah’ın kendisine onların bilmediği bazı şeyleri bildirdiğini ve bu bilgiler sayesinde O’nun rahmetinden ve kendisini teselli edip rahata kavuşmasından ümitkar olduğunu söyledi. Hz. Yusuf Aleyhisselam’dan hala ümidini kesmemişti. Onun rüyasının zamanı gelince gerçekleşeceğine ve Allah’ın onu yükseltip özel bir görev için seçeceğine inanıyordu. Nitekim oğullarına, Hz. Yusuf Aleyhisselam ile Bünyamin hakkında araştırma yapmalarını emretti. Onlara da Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini tavsiye etti ve Allah’ın rahmetinden sadece kafirlerin ümit kestiğini hatırlattı. (Yusuf Suresi, 12/83-87)

     Hz. Yakub Aleyhisselam oğulları, kardeşleri Yusuf hakkında bilgi toplamak, Bünyamin’in durumunu öğrenmek ve tekrar buğday alabilmek için, üçüncü defa Mısır’a gittiler. Henüz tanımadıkları Mısır hazine vekilinin huzuruna çıkarak, ailelerinin içine düştüğü darlık ve sıkıntıdan bahsettiler, zahirenin yanı sıra ondan kardeşleri Bünyamin’i serbest bırakmasını da istediler. İşte bu sırada Hz. Yusuf onlara, kardeşleri Yusuf ve Bünyamin’e hangi kötülüğü yaptıklarını soruverdi. Onlar, hiç beklemedikleri bu soru üzerine büyük bir şaşkınlık içinde, “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. “Evet ben Yusuf’um, bu da kardeşim Bünyamin!” diyen Hz. Yusuf, Allah’ın kendisine ve Bünyamin’e büyük lütufta bulunduğunu söyledi. Ardından kendisine bu ağır kötülüğü yapan kardeşlerini affettiğini, onlara karşı gönlünde bir ayıplama ve kınamanın dahi olmadığını, üstelik onlar için merhamet sahiplerinin en merhametlisi olan Allah’tan af ve mağfiret dilediğini açıkladı. Kardeşleri affedilmenin sevinciyle, ülkeleri Filistin’e doğru yola çıktılar.

     Hz. Yakub Aleyhisselam oğullarının Mısır’dan ayrılmasından hemen sonra, kendisine bunak diyebileceklerini de göze alarak, yanında bulunanlara oğlu Yusuf Aleyhisselam’ın kokusunu hissettiğini açıkladı. Yanında bulunanlar ona hala eski şaşkınlığı içinde bulunduğunu söylediler. Ancak bir süre sonra kervan geldi, müjdeci Hz. Yusuf Aleyhisselam’ın gömleğini Yakub Aleyhisselam’ın yüzüne koydu. Bu esnada onun bir süredir görmeyen gözleri açılıverdi. Alınan mutlu haber dolayısıyla ailede büyük bir sevinç yaşandı. Bütün ailenin Mısır’a Hz. Yusuf Aleyhisselam’ın ülkesine gideceği haberi de başta Hz. Yakub Aleyhisselam olmak üzere aile fertlerini ayrıca mutlu etmişti.

     Hz. Yakub Aleyhisselam bu manzara karşısında oğullarına ve yanında bulunan diğer kimselere, Allah katından kendisine başkalarının bilemeyeceği bir takım bilgilerin vahyedildiğini önceden de söylediğini hatırlattı. Suçlarını itiraf ederek, affedilmeleri için kendisinden Allah’a Dua etmesini isteyen oğulları için mağfiret dileyeceğini söyledi. (Yusuf Suresi, 12/94-98)

     BÜYÜK BULUŞMA VE HZ. YUSUF (A.S)’IN RÜYASININ GERÇEKLEŞMESİ

     Hz. Yakub Aleyhisselam ve bütün aile mensupları, bu uzun ve mutlu yolculuk için hazırlıklarını tamamladıktan sonra Mısır’a doğru yola çıktılar. Onların yaklaştığını öğrenen Hz. Yusuf Aleyhisselam, kralın kendisine eşlik etmelerini istediği devlet ricali ve Mısır’ın ileri gelenleriyle birlikte onları karşılamaya çıktı. Neticede evlat hasretiyle dökülen hesapsız gözyaşlarının, baba hasretiyle geçen uzun yılların ardından heyecan ve sevgi dolu bir buluşma yaşandı. Hz. Yusuf Aleyhisselam, babasını ve annesinin ölümünden sonra babasıyla evlenmiş olan teyzesini bağrına bastı, onlara büyük saygı ve hürmet gösterdi. Onları ve diğer yakınlarını, beraberinde başkente götürdü. Hükümet konağına girildiğinde, babasını ve üvey annesini tahtının üstüne oturttu. İşte bu esnada babası, üvey annesi ve kardeşleri, ona hürmet için önünde eğilip secdeye kapandılar.

     Bu manzara Hz. Yusuf Aleyhisselam, küçükken görmüş olduğu meşhur rüyayı hatırlatmıştı. Hz. Yusuf Aleyhisselam babasına hitap ederek, önünde eğilip secdeye kapanmalarının rüyasının tabiri olduğunu, Allah’ın babasını yorumunda haklı çıkardığını ve kendisine büyük lütufta bulunduğunu söyledi. Zindandan çıkarılmasını, şeytanın kardeşleriyle kendisinin arasını bozmasından sonra onların uzak çölden huzuruna getirilmelerini hatırlattı. Kendisine verdiği saltanat, rüya tabiri, ilmi ve devamlı destek için Allah’a şükretti ve kendisini bir Müslüman olarak öldürmesi ve sâlihler zümresine katması için Dua etti. (Yusuf Suresi, 12/99-101)

     Müfessirler, Hz. Yakub Aleyhisselam’ın bu karşılaşmanın ardından Mısır’da 24 yıl daha yaşadığını ve orada 147 yaşında iken vefat ettiğini, vasiyeti gereğince oğlu Hz. Yusuf Aleyhisselam tarafından babası İshak Aleyhisselam ve dedesi İbrahim Aleyhisselam yanına defnedilmek üzere Filistin’e Halilurrahman (Hebron) kentine götürülüp oraya defnedildiğini bildirirler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*