HÜSEYİN BAYKARA (1430 – 1505)

HÜSEYİN BAYKARA (1430 – 1505)

     Hüseyin Baykara 1430 yılında Herat’da doğdu. Uzun süre Cürcah Mazenderan hükümdarlığı yaptı. Sonra Horasan’da da hükümdar oldu. Baba ve ana soyundan Timurlenk’e uzanır. Büyük babası Mirza Baykara ve babası Mirza Mensur’dur. 36 yıl süren hükümdarlığı sırasında halkın sevgisini ve saygısını kazanmıştı.

     Hüseyin Baykara, hükümdarlık vasıflarının en güzeli olan adaletle yönetmek, şiire ve şairlere değer vermek, kültürü korumak ve memleketinde sulh ve adaletin yerleşmesine çalışmak gibi özellikleriyle yüksek bir insan ve büyük bir hükümdardır.

     Hüseyin Baykara bilime, sanata ve sanatkârlara değer veren, onları koruyan, adaleti seven büyük bir Türk hükümdarıdır. Kendisi de kahraman bir savaşçı olduğu kadar güçlü bir şairdi.

     Hüseyin Baykara, sarayına bilgin, sanatkâr ve şairleri toplayarak bir Baykara meclisi kurmuştu. Onun sarayında Türk ve İran edebiyatı büyük bir gelişme yolu buldu. Meşhur Ali Şiir Nevai, Hüseyin Baykara’nın en yakın dostu ve veziri idi. Baykara meclisi’nde ünlü Molla Cami de bulunurdu. Hüseyin Baykara kendisi de bir şairdi. Meclisü’l-Uşşâk adlı bir eseri ile bir divanı vardır. Bu divanda Türkçe ve Farsça şiirleri toplanmıştır.

     Hüseyin Baykara, Herat’ı bir kültür çevresi haline getirdi. Birçok okullar açtı. Oraya uzak yerlerden toplanan öğrencileri koruyarak onları hazinesinden verdiği para ile onları okuttu. Zamanında bilim ve edebiyat parlak bir döneme girdi.

     İyi bir asker, iyi bir idareci olan Hüseyin Baykara, aynı zamanda iyi bir şair idi. Herat’ı, “Timuroğulları Rönansansı” diye bilinen büyük kültür ve medeniyet hamlesinin merkezi haline getiren odur.

     Hüseyni mahlası ile şiirler yazan Hüseyin Baykara’nın şiirlerini içine alan divanının güzel yazılı bir nüshası Ayasofya Müzesi’ndedir. Kendi biyografisini anlatan bir risalesi de, Amasya Bayezid kütüphanesinde bulunmaktadır.

     İlim ve sanata çok değer veren Hüseyin Baykara, alim ve şairleri sarayından eksik etmezdi. Böylece tarihte “Baykara Meclisleri” olarak zikredilen zevkli, eğlenceli, ilmi toplantılara yer verirdi. Onun meclislerinde Molla Cami, Hatıfi Ali Şir Nevai gibi önde gelen İran ve Türk şairleri ile meşhur ressam Bihzâd, tezkire sahibi Devletşah ve hat üstadı Sultan Ali de bulunurdu.

     En büyük hizmeti Türk dilini ve kültürünü himaye etmesidir. Zamanında Çağatay Türk Edebiyatı altın devrini yaşamış ve Türkçe’ye olan itibâr artmıştır. Çağatay Türk Edebiyatının gelişme ve olgunlaşmasında Hüseyin Baykara’nın hizmeti büyüktür. Türkçe bir divanın sahibi olan Şair Hükümdar, şiirlerinde Hüseyni mahlasını kullanmış, küçüklükten beri birlikte büyüdükleri çocukluk ve mektep arkadaşı Ali Şir Nevai ile Türkçe’nin devlet ve edebiyat dili olması için çalışmış, Türkçe yazmayı emreden ferman çıkarmıştır. Hatta bununla da kalmayarak, devrinin ağır ve karışık hayatına rağmen, çeşitli Türk şive ve ağızlarına, halkiyâtına âşina olarak, kendi milletinin edebi zevkini de tatmıştır. Ali Şir Nevai, onu Türk şivelerini en iyi bilenler arasında göstermekten zevk duymuştur.

     Şiirlerinde lirizm (akıcılık ve coşturuculuk) hakimdir. Divan’ındaki gazellerin hepsini remel vezniyle yazmış, böylece Türk Edebiyatı içinde ayrı bir husûsiyet taşımıştır. Heyecanlı, çekici ifadeler, tasvir güzelliği, canlı bir üslubu vardır. Türkçe’nin aşığı olan bu Hükümdar Şair, yalnız fermanda kalmamış, Divan’ı ile de Türkçe’ye hizmetini bilfiil ortaya koymuş, dili çok güzel kullanmış ve şiirlerinde yabancı kelimelere oldukça az yer vermiştir. Hüseyin Baykara’nın saltanatının yükselişine büyük emeği geçen, ilim ve sanat adamı olduğu kadar, müşavirlik de yapan, hatta devlet hizmetinde yer alan, devrin Türkçe savunucusu olan Mir Ali Şir Nevai, Mecâlisü’n-Nefâis adlı şuarâ tezkiresinin bir bölümünü ona tahsis ederek, bu hizmetini takdirle yâd etmiştir.

     Hüseyin Baykara, Hüseyni mahlasıyla umumiyetle Türkçe yazmıştır. Nefai’nin tekit ettiğine göre, hatta Türkçe yazmak hakkında ferman da çıkarmış. O devirde, Türk dilinin tahkir edilip, Arap ve Fars dilinin yüceltilmesi sebebiyle bu ferman yayımlanmış olmalıdır. Zaten Nevai’nin “Muhakemetü’l-Lügateyn” eseri de bu mevzu münasebetiyle yazılmıştı. Hüseyin Baykara’nın “Divan”ı Türkiye’deki Türk okurları tarafından malumdur, Prof. Kemal Eraslan bu kitabı neşre hazırlamış, Ankara’da 1987 yılında basılmıştır. Bunun gibi, bundan yüzyıllar evvel İstanbul’da 1298’de çıkan Şeyh Süleyman Buhâri’nin “Lugat-ı Çağatay ve Türki Osmani” kitabında da Baykara’nın gazellerinden beyitler çokça yer aldı. Bunlara bir örnek olarak:

     “Haddin ötkerme Hüseyinge cefâ vü rahm qıl, Kim ulus şahı turur likin irür çâker sanga” 

     Hüseyin’in bu beytini her zahiri, hem bâtıni manada anlamak mümkündür. Sevgilisine yalvarıp, cefayı bırakıp merhamet et, halk için şah olsam da, sana köleyim der. Gizli manada ise, şair Allah’a iltica etmekte, bana merhamet et, halkın şahıyım; ama ben de bir kulunum, bir kölenim, demektedir. Hüseyin Baykara, Nevai’nin söylediği gibi, kendisi şah, derviş tabiatlı bir şairdir.

     Türkçe Divan’ından başka Mecâlisü’l-Uşşâk adlı Farsça biyografik bir eserin yazarı olduğu söyleniyorsa da bu durum şüphelidir. Kendisini ilim ve kültüre veren, Farça şiirler de yazan Sultan Hüseyin Baykara, 36 yılı aşkın saltanat sürmüş ve 1506 (H. 911) yılında vefat etmiştir. Sağlığında Herat’ta hazırlattığı Kubbe-i Âliyye’de yatmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*