Hayatımız Sünnet

Hayatımız Sünnet

     

     Sahabe-i Kiram efendilerimizin günlük hayatlarında rızıklarını temin için çalışmaları dışında her gün iki meşguliyetleri vardı. Birisi Kur’anla, diğeri Sünnetle meşguliyet…

     Onlar her adımlarını bu tertemiz kaynaklardan beslenerek attılar. “Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” (Enfal,46) emri mucibince başta Kur’an, ikinci olarak da Sünnete bağlandılar. Onlar, örnek aldıkları Allah Rasulü (Sav)’in günlük hayatının her anında zikir, dua, ilim, tefekkür, şükür ve ibadetle meşgul olduğunu görmüşlerdi.

     İşte biz müslümanların da her gün en fazla meşgul olmamız gereken iki manevi besin kaynağımız Kur’an ve Sünnet olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’den her gün belli miktar okumayı alışkanlık haline getirmek, en az bir sayfayı da tefsir eşliğinde anlamaya çalışmak veya bilenlere sormak ve bu öğrendiklerimizle amel edebilmemiz için Allah’tan yardım istemek; Sünnet’ten ise önceki öğrendiklerimizi uygulamaya devamla beraber her fırsatta bilmediğimiz sünnetleri öğrenip amel etmek de hayatımızın vazgeçilmez çabaları olmalıdır. Bu süreçte, geçmişte bildiğimiz ayet ve hadislere dahi ilk defa okuyormuşçasına bir bakışla yaklaşmalıyız.

     Sünnet’i Seniyye’ye vakıf oldukça, Allah Rasulü (Sav)’in sabah uyandığı andan uyuduğu ana, hatta teheccüd saatlerine kadar 24 saatini daima zikir, dua, salih amel ve ibadetle geçirdiğine şahit oluruz. İstersek biz de O’nun gün boyunca hangi durumlarda neler yaptığını; dua veya zikir olarak neler okuduğunu öğrenip/ezberleyip günlerimizi, dolayısıyla da bütün hayatımızı Sünnet merkezli yaşayabiliriz.

     Allah Rasulü (Sav)’in her bir uygulamasının çeşitli hikmetleri vardır. Müslümanlar bu hikmetleri düşünüp, araştırıp öğrenebilirler. Ancak mümin için asıl önemli olan bizatihi Sünnet’in kendisinin “hikmet” oluşudur. Nitekim M. Asım Köksal, “İslam’da iki ana kaynak: Kitab ve Sünnet” adlı eserinde Taberi kurtubi ve Ebulfida tefsirlerinden yola çıkarak “Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Aleyhisselam’a, kitap ile birlikte indirildiği (Nisa,113) ve O’nun tarafından da müslümanlara öğretildiği bildirilen (Bakara,151) hikmet, Sünnet’tir.” demekle bu gerçeğe parmak basmaktadır.

     O halde biz Müslümanlara düşen görev, her bir Sünnet’i öğrenir öğrenmez onunla amel etmektir. Sahabe-i Kiram efendilerimiz, Rasulullah (Sav)’den hangi sözü duymuşlarsa veya hangi davranışı görmüşlerse hemen uygulamaya başlamışlar ve bir daha asla terk etmemişlerdir.

     İşte “Hayatımız Sünnet” yazı dizisinde Rasulullah (Sav)’in gün boyunca hangi amellerle meşgul olduğunu çeşitli başlıklar altında ele alacağız. Böyle bir yazı dizisi hazırlamaktaki amacımız, bizim için “üsve-i hasene” (en güzel örnek) olan Allah Rasulü (Sav)’e itaatimizi artırmaktır. Çünkü O’nun uygulamalarından her fırsatta bir yenisini öğrenip onunla amel etmek bizi üsve-i hasene’ye yaklaştıracaktır.

     İlk başlığımıza geçmeden önce, bir teberrük ve müjde olarak, Allah Rasulü (Sav)’in Sünnet’i yaşayıp ihya etmeye verdiği değeri anlatan üç hadis-i şerifine ve İslam büyüklerinin sünnetle amel etmeye verdikleri önemi anlatan birkaç söze yer verelim:

     Enes b. Malik (R.a) şöyle demiştir: Rasulullah (Sav) bana şöyle buyurdu:

     – Evlatçığım, hiç kimseye karşı kalbinde bir hile ve kin beslemek olmaksızın sabahlamaya ve akşamlamaya gücün yeterse bunu mutlaka yap.

     Sonra da şöyle dedi:

     – Evlatçığım, işte benim Sünnetim budur. Kim benim Sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, kim de beni severse Cennetle benimle birlikte olur. (İbn Mace, Mukaddime 7; Tirmizi 2678)

     Rasulullah (Sav), Bilal b. Haris (R.a)’a:

     – Bil bakalım, buyurdu. Bunun üzerine Bilal:

     – Neyi bileyim ey Allah’ın Rasulü, dedi. Şöyle buyurdu:

     – Benden sonra sünnetimden kaldırılan bir sünneti kim ihya edip ortaya çıkarırsa, ona o sünnetle amel edenler kadar sevap vardır. Amel edenlerin sevapları da hiç eksiltilmez. Her kim de Allah ve Rasulü’nün razı olmadığı bir bid’at ortaya çıkarırsa, o kimseye o bid’atle amel edenlerin günahları da birlikte yazılır ve onların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez. (İbn Mace, Sünen, Tirmizi, V,45)

     İslam aleminin mümtaz şahsiyetlerinin Sünnet’e tabi olmayla ilgili sözleri ise ne kadar vecizdir:

     “Yolumuz, az bulunan sağlam bir halkadır. Resulullah (Sav)’in güzel sünnetlerine tabi olmanın dışında bir şey değildir. Ashabın yolunu takipten başka gaye yoktur.” (Şah-ı Nakşibend, k.s)

     “Bütün gayretle Sünnet’in yayılmasına ve bid’atlerin yok edilmesine çalışmalı.” (Mevlana Halid-i Bağdadi, k.s.)

     ” Hiç kimse Allah’ın yardımı olmadan Allah Tealaya ve rızasına ulaşamaz. Allah’ın rızasına kavuşmanın yolu, Muhammed Mustafa Efendimiz (Sav)’e tabi olmaktır.” (Cuneyd-i Bağdadi, k.s)

     ” Allah Teala’yı sevmenin alameti, bütün ahlakta ve bütün işlerde O’nun Rasulü Hz. Muhammed (Sav)’e uymaktır.” (Zünnün-ı Mısri, k.s)

     ” Allah Teala’ya hakkıyla iman ve Rasulü’ne tabi olmaktan daha büyük keramet yoktur.” (Ebü’l-Hasan Şazeli, k.s)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*