HATAY

HATAY

     Akdeniz’in doğusunu sahiplenmiş bir şehir Hatay. Kimilerine göre Doğu’nun yakışıklı prensi, kimilerine göre o toprakların kraliçesi. Yirmi üç asırlık geçmişi onu yorsa da yeni doğmuş gibi tazeliğini koruyor. Musevi, Hristiyan ve Müslüman toplumların kültürleri ile yoğrulmuş zengin bir mirasa hala gözü gibi bakıyor.

     Asi Nehri, merkez ilçe Antakya’nın orta yerine kurulmuş, nazlı nazlı akıyor ters yöne. Asiliği yetmiyor, kenti de ikiye bölüyor. Habib-i Neccar Dağı ile nehir arasında kalan doğu kısmına Eski Antakya deniyor. Batı yakası modern binalarla buluşurken doğu yakası özgün dokusunu muhafaza ediyor.

     Gökyüzüyle yanak yanağa duran Habib-i Neccar Dağı Hristiyan kelimesinin doğduğu mekan. İncil’de, havari Barnabas’ın Tarsus’a giderek Pavlos’u Antakya’ya getirdiği, burada dinlerini birlikte yaydıkları anlatılıyor. Paslov, İsa’nın on iki havarisinden biri olan Petros’la Hristiyanlığa dair görüşmeler yapıyor. Dinin ilk başpapazı da Petros olarak kabul ediliyor. Hristiyanlık aleminin bilinen ilk kilisesi Saint Pierre (Aziz Petros) ismindeki mağara kilise, UNESCO’nun dünya mimari öneri listesinde. Kilise aynı zamanda Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul ediliyor ve her yıl 29 Haziran’da Katolik kilisesince ayin düzenleniyor.

     Dağa ismini veren Habib-i Neccar Hz. İsa’ya iman eden ilk Antakyal’dır. Neccar ismi yüzyıllar önce kilise olan ve Türklerin bölgeye hakimiyetinden sonra camiye dönüştürülen ve günümüzde hala cami olarak kullanılan eserler de yaşatılmaktadır.

     Anadolu’nun ilk camisi olarak kabul edilen bu yapı dikkat çekmektedir.

     Avlusunda Hz. İsa’nın Havarilerinden Yahya, Yunus ve Şem’un-ı Sefa’ya ait mezarlar bulunuyor. (Bu isimler yabancı kaynaklarda sırasıyla Yuhanna, Pavlos ve Petros olarak geçiyor.) Habib-i Neccar’ın kabri ise yerin dört metre altında bulunmaktadır. Yasin Suresi’nde de ondan bahsedilmektedir.

     Mozaik Müzesi sanatın ve tarihin tüm güzelliklerini sunmaktadır. Koleksiyonu bakımından dünyada ikinci sırada yer alan Hatay Arkeoloji Müzesi, Prehistorik, Helenistlik, Romai Bizans dönemlerine ait eserleriyle ziyaretçilerini ağırlıyor. Her karışında muhteşem mozaikler bulunan müze, günde beş yüz kişiyi misafir ediyor.

     Cumhuriyet Meydanındaki tarihi bir bina göze çarpıyor: Hatay Devleti Meclis Binası. 1937’de Milletler Cemiyeti kararıyla Hatay sorununun çözümü için kurulan Hatay Cumhuriyeti’nden günümüze kalan bir yapı. Cumhuriyet’in kuruluşu Hatay Millet Meclisi’nin 2 Eylül 1938 tarihli kararıyla ilan ediliyor. Cumhurbaşkanlığına Tayfur Sökmen seçiliyor. Devletin resmi dili Türkçe, ikinci dili ise Fransızca oluyor. 1938-39 yıllarında on ay süreyle varlığını idame ettirse de meclisin aldığı karar doğrultusunda Hatay, Türkiye topraklarına katılıyor. Meclis binası artık kültür-sanat faaliyetlerine hizmet ediyor; tiyatro, konser, kongre, panel, sempozyum gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

     Cennetten bir köşe: Harbiye

     Yeşillikler içindeki Harbiye Beldesi, Yayladağ eteklerinde bulunmaktadır. Efsaneye göre Zeus’un oğlu Apollon, Daphne’ye aşık olur fakat aşkına karşılık alamaz. Daphne (Defne) ondan kurtulamayacağını anladığında “Ey toprak ana beni ört!” diye yalvarır. Bu yalvarma sonucunda genç kızi ağaca dönüşür. Apollon bu anı üzüntüyle seyreder ve bol bol gözyaşı döker. Onun aşkına o an inanan Daphne de ağlar. Ve derler ki Harbiye’nin şelaleleri güzel Daphne’nin döktüğü gözyaşlarından oluşur. Zaten Harbiye’de de bol miktarda defne ağacı bulunuyor. Hediyelik eşya satan dükkanlarda defne sabunu ve yağı satılıyor. Belde, vaktinde Romalıların yazlık saraylarına ev sahipliği yapsa da günümüzde sayfiye yeri olarak kullanılıyor.

     Hatay’da; Antakya, Bakras ve Payas kalelerinden şehri solumak, tarihi köprüleri arşınlamak, külliyelerini seyre dalmak ve yüzyıllara meydan okuyan camilerde Allah’la buluşmak bir başka güzel. “Antakya örnek alınması gereken bir kent”

     Hatay Katolik Kilisesi mensubu Hristiyan vatandaşlar Antakya’da hiçbir sorunla karşılaşmadan ibadetlerini yerine getirebilmekte ve şöyle söylemektedirler; “Antakya, bu konuda örnek alınması gereken bir kent. Burada tam bir dinler mozaiği var. Herkes birbirine karşı saygılı. Hiç kimse farklı bir inanca sahip olduğu için ötekileştirilmiyor. Bu durum belki başka birçok yerde sorun sayılabilir hatta çok çeşit olaylar bile yaşanabilir. Fakat Antakya’da bugüne dek böyle bir sorun yaşamadık. Burada çan ve ezan sesleri birbirine karışıyor, İnsanlarımız birbirine selam vererek giriyorlar İbadethanelerine. İç içe, aynı yerlerde yaşıyorlar. Birbirlerinin dini bayramlarına saygı gösteriyorlar. Böyle bir birlikteliğin bulunduğu yerler çok azdır.”

     İbadet yerlerinin farklı olmasının kardeşçe yaşamaya engel olamadığı Antakya’da, farklı inanca sahip insanlar sevinci, üzüntüyü, bayramı, cenazeyi hep birlikte yaşıyor. İnsanların bu kardeşliği, şehrin doğal ve tarihi güzelliğine güzellik katıyor.

     “Biz Birbirimizle Tamamız” 

     Hatay Musevi Cemiyeti çalışanı, Antakya’daki dinsel mozaiği eşi benzeri olmayan bir zenginlik olarak tanımlayarak, “Burada inanılmaz bir bilinç ve farkındalık var. İnsana verilen değeri çocuklar çok küçük yaşta anlıyorlar. Çünkü farklı inançlara sahip çocuklar sokakta birlikte oynayarak büyüyorlar, İsimleri, inançları, kültürleri farklı olsa da bu onları birbirlerinden uzaklaştırmıyor. Aksine birbirine bağlıyor. Örneğin; Patricia ile Ayşe, Musa ile Muhammed isimlerinin ya da inançlarının farklılığına bakmadan birlikte büyüyorlar. Aileler bu konuda çocuklarını bilinçlendiriyor. Kin ve nefret tohumu değil, sevgi tohumu serpiyorlar. Yani biz burada birbirimizle tamamız. Birbirimizi yok etmeye, asimile etmeye çalışmıyoruz. Farklı olsalar da inançlarımızın gereklerini yerine getirip bir arada yaşıyoruz” şeklinde anlatıyor.

     Habib-i Neccar’la ilgili öykü kısaca şöyledir:

     “MS 40’lı yıllarda, İsa, havarilerinden Yuhanna ve Pavlos’u; Antakya’ya gönderir. Bu iki elçi, Antakya’ya girerken, koyunlarını otlatan marangoz Habib-i Neccar ile karşılaşır. Habib, hasta oğlunun elçiler tarafından iyileştirilmesi üzerine, İsa’nın getirdiği dine iman eder. Ancak Antakyalılar, bu iki elçiyi hoş karşılamaz ve onları hapse atar. İsa, bunun üzerine, Barnaba’sı, yani üçüncü elçiyi Antakya’ya gönderir. Elçilerin tüm çabalarına rağmen halk, İsa’nın dinine inanmaz ve elçilerini öldürmeyi planlar. Bunu duyan Habib-i Neccar, şehre gider, Antakyalılara elçilere uymasını öğütler. Ancak İsa’nın elçileri de Habib-i Neccar’da öldürülür.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*