HACI BEKTAŞ-I VELİ

HACI BEKTAŞ-I VELİ

     Anadolu coğrafyasının gönül mimarları, asırlardır hem bu topraklara hem de üzerinde yaşayanlara hayat ve nefes vermiş, ruh taşımışlardır. Bu öyle canlı ve dinamik ruhtur ki, insana insanlığını hatırlatmış, hazzın ve kontrol altına alınamayan duyguların terbiye edilip güzelleştirilmesini sağlamıştır. İşte bu akıl ve gönül mürebbilerinden birisi de, kökü Orta Asya bilim ve hikmet merkezlerine dayanan fakat kendi tesiri ve düşüncesi yerel alanların dışına çıkıp evrenselleşmiş kâmil bir insan Hacı Bektaş-ı Veli’dir.

     Peygamber Neslinden Bir Veli

     Hacı Bektaş-ı Veli gerçek ismi Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan Hacı Bektaş-ı Veli, Horasanın Nişabur şehrinde 1281 senesinde doğar. Bektaşi geleneğine göre Hacı Bektaş’ın soyu, Hz. Ali’ye dayanmaktadır. Altıncı imam Musa el-Kazım (ö.183/799) neslinden Horasan’ın hükümdarı olan Seyyid İbrahim-i Sani ile Hatem Hatun‘dan dünyaya gelmiştir.

     İlk eğitimini Şeyh Lokman-ı Perende‘den alır. Lokman-ı Perende, Ahmed Yesevi’nin öğrencilerinden olup, zahir ve batın ilimlerinde derin bilgiye sahip bir zattır. Hacı Bektaş, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu’ya gelir. Halka doğru yolu göstermeye başlayan ve kıymetli talebeler yetiştiren Hacı Bektaş, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet görür.

     Ahilikle Bağlantısı

     Horasan’dan gelen Hacı Bektaş ile Anadolu’da Ahiler diye adlandırılan fütüvvet erbabı arasında birtakım bağlantıların bulunması doğal bir olay olmakla birlikte; gerçekten, Horasan Melâmet ekolüne mensup Mevlana gibi Hacı Bektaş’ın da çevresinde Ahi ünvanlı kişilere tesadüf edilmektedir. Mesela, Hacı Bektaş Vilayetnamesi, Anadolu esnaf ve zanaatkarlarının piri addedilen Ahi Evren ile Hacı Bektaş’ın çok samimi iki dost olduklarını yazmaktadır.

     İlk Hacı Bektaş sevenlerinin ahilikle ilgileri sebebiyle Bektaşilik’teki tarikata giriş ayini, eşik öpme, kuşak bağlama törenleri, aynı kâseden şerbet içme adeti, kıyafetle ilgili teferruat, ayinlerde okunan Dualar tamamıyla ahilikten alınmıştır.

     Osmanlı’nın Bektaşi Geleneğine Saygısı 

     Osmanlı hükümdarları Yeniçerilerin piri sayılan Hacı Bektaş için, türbesinin etrafına binalar yaptırmışlar, vakıflar kurmuşlar, sebiller inşa etmişlerdir. Zamanla “Hacı Bektaş Köçekleri” diye anılmaya başlanan yeniçerilerin 94. ortasında daima bir Hacı Bektaş vekili bulunur; değişen Bektaşi babalarının tacı yeniçeri ağası tarafından merasimle giydirilirdi.

     Bu sırada Anadolu’da dini, iktisadi, askeri ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı bulunduğu “Ahilik Teşkilatı” ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektaş-ı Veli ve Talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevilir ve hürmet görür. O sıralarda kurtuluş devrinde olan Osmanlı Devletinin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri olur. Sultan Orhan zamanında teşkil edilen ‘Yeniçeri Ordusu’na Dua ederek, askerlerin sırtlarını sıvazlar. Böylece Hacı Bektaş-ı Veli’yi kendilerine manevi bir pir olarak kabul eden Yeniçeri ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağlar. Hacı Bektaş-ı Veli, asırlarca Yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilinir. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamanındaki talimleri, harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müspet neticeler verir. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı da kuvvetlendirir. Yeniçerilerin, dervişler gibi cihad azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedakar oluşlarında, bu hadiseler müspet tesirler gösterir. Yeniçerilerin “Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang’i Muhammedi, Nur-i Nebi, Kerem-i Ali… Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli…” diyerek savaşa başlamaları, bunun manidar bir ifadesidir.

     Gönül Sultanının Erdemleri ve Hayat Felsefesi

     Hacı Bektaş-ı Veli, insancıl davranarak mümin olmayanları İslamiyet’e ısındırmaya çalıştı ve böylece her türlü ibadeti hoş karşıladı. Ehli Beyt sevgisini, yaratılmışlar içerisindeki tüm sevgilerin en önüne koyan Gönül İnsanı, bu aşkı tüm insanların kalbine nakşetti.

     Türk diline canlılık vererek, Duaların Türkçe yapılmasını devam ettirdi. Sohbet toplantılarında ilahiler ve nefesler okunması adetini sürdürdü. Şeref ve Namusa önem verdi.Din kardeşliği esasından hareket ederek, insan sevgisini yayan Hacı Bektaş din ve vatan sevgisi üzerinde de durdu. Allah için ve yurt savunması için fedakarlık yapılmasını istedi. Bunun için şehitliğin manevi derecesini hadislere uygun olarak övdü.

     Misafirperverlik üzerinde de duran Hacı Bektaş-ı Veli, insan gönlünü incitmenin sakıncalarını ve komşu hakkının önemini dile getirmiştir. Büyük veli, haksızlık ve zulüm yapanları sohbetlerinde ikaz ederek, toplumsal dayanışma ve yardımlaşmayı kurmaya çalıştı. Küskünlerin barışmasını ve helalleşmesini toplumsal prensip haline dönüştürdü. Tembellik ve miskinliği yererek, tasavvufun inceliklerini cemiyet içinde işledi. İslamiyet’i, hakikat ve marifeti açıkladı. Haramdan sakınmayı, gönül ve niyet temizliğine ağırlık verdi. İslamiyet’i eski Türk gelenek ve görenekleriyle uzlaştırarak sunmaya çalışan Hacı Bektaş, Kur’an yolundan da asla ayrılmadı. Kendisi hakkında çok yazılar yazılıp farklı yorumlar yapıldı. Belki bunun bir sonucu olarak kendisine ait olmayan düşünceler ona mal edildi. Tüm bunlara rağmen büyük mutasavvıfın fikirleri, zaman içerisinde İslam coğrafyasının büyük bir kısmını etkiledi.

     Gönül insanı Bektaş’a göre kâmil insan, her şeyden önce iç dünyası kirlerden arınmış insandır. O, mükemmel insan olma yolunda dış görünüşe hiçbir değer vermemektedir. Türk mutasavvıfın bu anlayışı, Horasan diyarındaki Melâmet ocağının ürünü olarak kendisini göstermektedir. Melâmet anlayışı – Ki Bektaş’ın kişiliğinin dinsel yönünü oluşturuyor – Türklerin mert, sevecen fakat göründüğü gibi olmayı esas alan karakterleriyle de uyuşmuş ve bu kaynaşma, hem Hacı Bektaş da hem de Yunus’da zirveye ulaşmıştır. Bu Anadolu erenine göre din, iman ve insanlığın özü iç ve dışın aynı olmasıdır.

     Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makâlât adlı Arapça bir eseri vardır.  1338 senesinde vefat eden Hacı Bektaş-ı Veli’nin derslerini ve sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara, tasavvuftaki usule uyularak ‘Bektaşi‘ denilir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin ‘Makâlât’ adlı eserinin asıl nüshaları tetkik edildiğinde kendisinin, İslam dinine sıkı sıkıya bağlı ve İslamiyet’e uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkan biri olduğu görülür.

     Onun düşünce ve felsefesi, yüzyıllardır tükenmeyen ve tüketilemeyen ebedi hikmetlerle yoğrulmuş kesintisiz bir çizginin kutsal halkalarından birini oluşturmaktadır. Hacı Bektaş, “incinse de incitmeyen” bir insanı model olarak sunmaktadır. Bu kâmil ve erdemli ideal insan, fayda, çıkar, haz ve benliğin kapanına kısılmış modern zamanların insanı değildir. Bilakis onun işaret ettiği insan, marifet ve hakikat nuru ve ruhuyla bezenmiş, özü sözüyle hemhal olmuş gönül insanıdır.

     Şu halde, Hacı Bektaş-ı Veli, iyi bir mutasavvıf, dine bağlı; batıni tarikat ve düşüncelerden uzak, iyi bir Müslüman; Türk-İslam kültür ve fikir hayatına büyük hizmetleri geçmiş ve çok sayıda gönül insanı yetiştirmiş büyük bir düşünürdür.

     Mevlana ve Hacı Bektaş Veli (Hikaye)

     Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

     Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister.

     O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir.

     Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.

     Adam aynı şeyi Hacı Bektaş-ı Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

     Mevlana şöyle der:

     Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

     Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

     Hacı Bektaş da şöyle der:

     “Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir.”

     “Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir” , der.

     Hacı Bektaş Veli’den Altın Sözler

  • Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
  • İncinsen de incitme.
  • Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
  • Murada ermek sabır iledir.
  • Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
  • Edeb elbisesini, sırtınızdan ölünceye kadar çıkarmayınız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*