GDO ZEHİRLERİ

GDO ZEHİRLERİ

     GDO’LU MISIRLA GÖRÜLEN ZEHİRLENME BELİRTİLERİ ve ORGAN HASARLARI

     Fransız Araştırma Takımının yöneticisi Dr. Gilles-Eric Seralini, genetiği değiştirilmiş bitkilerle beslenmenin kalıcı negatif etkilere sebep olacağına vurgu yapıyor. Bilim adamları kobay fareleri Monsanto’dan (bir biyoteknoloji firması) patentli GDO’lu mısırla besledi. Sadece 3 ay içinde, zavallı fareler zehirlenme belirtileri gösterdi ve kandaki belli hormonlara bakıldığında da anlaşıldı ki karaciğer ve böbrek hasarlarına da uğradılar. Mısır çeşitlerinden bir tanesi dişi kobaylarda ayrıca kanda şeker ve trigliserid yükselmesine sebep oldu. Genetiği değiştirilmiş bitkiler, hiçbir şekilde doğal beslenmenin bir parçası olmayan yabancı maddelerdir. Bu yüzden Dr. Seralini bu bitkilerin insanlar üzerinde uzun vadedeki etkilerine dair henüz kesin bir şey söylenemeyeceğini düşünüyor. Fakat kısa bir zaman diliminde kobay farelerin normal vücut fonksiyonlarında belirgin hasarlar gözlenmiştir.

     GENLERİYLE OYNANMIŞ BİTKİLER GÜVENLİ DEĞİL

     Genetik olarak değiştirilmiş bitki veya organizmaların zararlarına dair kanıtlar sürekli artıyor ve bu durum biyoteknoloji holdinglerini sıkıntıya sokuyor. Bunlardan bazıları, genteknolojik olarak değiştirilmiş ürünlerinin güvenli olduğunu söylüyor. Gerçekte ise bu bitkiler ne çevre için, ne de insan ve hayvan besinleri olarak güvenli değil.

     ÖLÜ UĞURBÖCEĞİ

     Lüksemburg’ta yapılan çalışmalar gösterdi ki, polenleri bazı kelebeklerin ölmesine sebep olan GDO’lu mısır, uğurböceği larvalarının yüksek oranda ölümlerine de yol açtı. Aynı zamanda su pirelerinin gelişimleri üzerinde de negatif etkilere sahip. Su pireleri, suyun kalitesinde önemsiz denebilecek düşmelerde bile sağlıklarını kaybeden çok hassas varlıklardır. Böylece rahatlıkla, kimyasallar ile veya genetiği değiştirilmiş bitkilerin polenleriyle kirlenmiş suların kirlenme dereceleri için gösterge olarak kullanılabilirler.

     HASTA FARE YAVRULARI

     İtalyan bilim adamları, yine bir çeşit GDO’lu mısırla beslenmiş hasta fare yavrularını rapor etti. Araştırmacıların hayvanların mide, dalak ve kanında çok yüksek miktarda T- ve B- hücrelerine rastladı. Bunlar iltihap veya alerjik reaksiyon hallerinde gözlenen hücrelerdir.

     Avusturya Sağlık Bakanlığının bir çalışmasında farelerin GDO’lu mısırla beslenmesinin, onlarda üreme sorunlarına yol açtığı sonucuna varıldı. Ayrıca şaşırtıcı olarak keşfedildi ki, GDO’lu mısırların polenleri çok daha uzun menzilli yayılıyor.

     GENETİK ZEHİRLERİ İNSANLARA ZARAR VERİYOR

     Dünya çapında düzenlenen gen manipülasyon deneyleri ilk meyvelerini verdi. Ama bunlar zehirli meyveler oldu. Kanada’daki bir çalışma, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların (GDO) insanların kan dolaşımlarına karıştığını tasdik etti. Uzmanların ifadelerinin aksine, sözde yeşil biyoteknolojiden gelen transgenik madde, sindirim sistemi tarafından vücuttan atılamıyor. Anne karnındaki bebekler de bu GDO zehirlerine karşı bağışık değil.

     GDO ZEHİRLERİ:

     GÖRÜNMEZ TEHLİKE

     Genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) insan vücudu üzerindeki etkileri geniş kapsamlı araştırılmış değil. Buna rağmen bunlar gayretle üretilmeye devam ediliyor. Mesela Mısır genetik olarak değiştirildi ve bununla herbisitlere (kimyasal tarım ilaçlarına) direnç geliştirmesi amaçlandı. Böylece tarım alanlarında, zararlı otlar ve diğer bitkileri yok edecek daha geniş yelpazede radikal herbisitler kullanılabilecekti. Böyle zararlı ot ilaçları Glifozat veya Glufozinat isimli kimyasal bileşikleri ihtiva eder.

     Bir başka metod ise yenen bitkilere, onlara (Bt-Proteini denen) belli bir toksin ürettiren özel bir bakteri geni eklemek. Bu toksin bitkileri otoburlardan koruyor, çünkü pestisit (kimyasal öldürücüler) gibi hareket ediyor. GDO’lu mısır gibi genetiği değiştirilmiş yiyecek maddeleri, hem glifozat gibi herbisit maddeler, hem de Bt-Proteini gibi toksinlerle yüklenmiştir ve sağlığa zarar verici etki şekilleri, kobay farelerle yapılan bir çalışma vasıtasıyla net olarak anlaşılmıştır.

     İNSANLARIN DOLAŞIM SİSTEMLERİNDE GDO ZEHİRLERİ 

     Biyoteknoloji endüstrisi genetiği değiştirilmiş organizmaların zararsızlığında ısrar ederken yeni bir çalışma alarm verdi. Bu çalışmada, incelenen hamile kadınlar ve onların doğmamış bebeklerinin kanlarında, uzun dönemdeki etkileri izlenmesi gereken GDO zehir maddeleri bulunduğu ispatlandı.

     Kanada Sherbrooke Hospital Centre Üniversitesi’nin Reproductive Toxicology isimli tıp dergisinde yayımlanmış olan çalışması onayladı ki gen tekniği kaynaklı zehir maddeleri insanların kan dolaşımına karışıyor. Bu bilgi, transgenik maddelerin sindirim sisteminde ayrıştığı ve vücuttan atıldığı teorisinin aksini söylüyor. Bu araştırmalar bilhassa, hamile kadınların artmış metabolizma aktivitelerinin GDO zehir ürünleri karşısındaki durumuna yoğunlaşıyor. Aziz Aris ve Samuel Leblanc başkanlığında, 30 hamile olan ve 39 hamile olmayan kadının kanları karşılaştırıldı. Hamile olmayan kadınlarda yüksek miktarda Glifozat ve Glufozinat herbisitlerine rastlandı. Hamile kadınların değişmiş metabolizmaları, endüstriyel tarımdan kaynaklanan bu iki pestisitle baş edebiliyor gibi göründü. Bununla birlikte tüm hamile dernekler ve fetuslarında bir Glufozinat metabolizma ürününe (3metil fosfonik propiyonik asit_3-MMPA) rastlandı. Hamilelerin %93 ünde ve doğmamış bebeklerin %80 inde de Bt-toksini pozitifliği tespit edildi.

     Jeffrey Smith’in belgesel filmi Genetik Rulet’te de bahsedilen bu araştırma sonuçları, gen endüstrisinin tezlerinin açık olarak karşısında duruyor.

     GDO ZEHİR MADDELERİ: ÜREME ve BEYİN GELİŞİMİ BOZUKLUKLARI

     İnsanın sindirim sistemi süreçleri bu zehirleri parçalamaya yetmemektedir. Özellikle glufozinat insanların üreme yeterlikleri açısından bir risk faktörüdür. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), 3-MMPA’nın öncü maddesini reprotoksik ve kanser tetikleyicisi olarak sınıflandırıyor. Japonya’da kobay farelerle yapılan çalışmalar bu maddenin erken doğumlara ve kusurlu doğumlara sebep olabileceğini gösterdi. Glufozinat ayrıca beyin gelişimi ve aktivitesini aksatmaktadır.

     BT-PROTEİNİ-GDO’LU MISIRLA TÜMÖR GELİŞİMİ

     Yaşamı boyunca genetiği geliştirilmiş mısırla beslenmiş olan kobay farelerde korkutucu büyüklükte tümörler gelişti, bu fareler organ hasarlarına uğradı ve erken zamanda hayatlarını kaybettiler. GDO’lu mısırların en ufak bir dozu bile meme tümörleri, ağır karaciğer ve böbrek hasarlarına sebep oldu. GDO’suz beslenen kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, GDO’lu beslenen gruptaki deney hayvanlarının ölme ihtimalleri %66 daha fazla çıktı. Dişi kobay fareler de %250 daha yüksek ölme riskine sahipti. The Food & Chemical Toxicology Journal isimli dergide yayımlanan bu çalışma, genetiği değiştirilmiş yiyecek maddeleriyle uzun vadeli olarak yapılmış ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

     Genleriyle oynanmış bitkiler insanların yiyip içmesi için uygun değil ve böylece ‘insan ve hayvan besini’ kategorisine girmiyor. Hiçbir yasal çalışma bu bitkileri güvenle veya yenebilir olarak sınıflandırmıyor. Böyle ürünlerde ispat sorumluluğu üreticilere düşüyor. Genleri değiştirilmiş bitkilerin güvenirliğini doğrulamalılar. Bugüne kadar bütün veriler bunların güvenilir olmadığını gösterdi. Genleriyle oynanmış bitkilerin dünyadaki açlığa bir son verebileceğine dair iddialar mâkul temellerden mahrumdur ve bir bahane olarak kullanılmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*