GDO ve HİBRİT’İN FITRATLA SAVAŞI

GDO ve HİBRİT’İN FITRATLA SAVAŞI

     Fıtrat, Allah-u Tealanın bir şeyi murad ettiği şekil ve nitelikte yaratmasıdır. Yüce Yaratıcı, neyi ne şekilde yaratmayı murad etmiş ve yaratmış ise o varlığın olabileceği en güzel şekil, nitelik ve öze sahiptir.

     Allah (cc), Kuran-ı Kerim’de bize şeytanın “Kullarına Allah’ın yarattığı şekil değiştirmelerini emredeceğim ve onlar da bunu yapacaklar” vaadinde bulunduğunu beyan ediyor. Yine başka bir Ayet-i Kerime’de ise insanın, yetki ve imkanları ele geçirdiğinde “Ekini ve nesli mahvetmeye çalıştığını” beyan ettikten sonra devamla, bu hali “bozgunculuk” olarak tanımlıyor.

    Günümüzde İnsanoğlu kainattaki hemen her şeyin yapısını, yaratılışını yani fıtratını değiştirmekle meşgul.Son yıllarda yoğun olarak tartışılan GDO ve Hibrit meselesi özetle bundan ibaret. Aslında GDO sorunuyla en çok ilgilenmesi ve bu soruna tepki göstermesi gereken toplum Müslümanlar olması gerektiği halde, ne yazık ki bu tahrip ve savaşa karşı en duyarsız kitlenin dindarlar olduğunu söylemek haksızlık olmasa gerek.

     Türkiye’de kısaca ‘GDO‘ olarak tanımlanan mesele, genel olarak sadece bazı sebze ve meyvelerin yapısının değiştirilerek daha verimli hale getirilmesi gibi anlaşılmakta. Ayrıca bu, artan nüfusu doyurmanın çaresi gibi de pazarlandığından aramızdaki birçok saf,  Allah’ın vaadinden habersiz insanın bir şekilde bu küresel yalana inandığı da görülür. Oysa bu yaratılışı değiştirme eylemi, ifade edildiği gibi basit bir eylem değil. Yapılan işlem açık veya gizliden Allah’a (c.c) bir meydan okuma içerir. Çünkü bu işin failleri yaptıkları iblisi eylemi, “Tanrı’nınkinden daha iyisi” şeklinde tanımlayarak maskelerini kendileri yırtıyorlar.

     İnsanın, sığ ve sınırlı aklıyla Yüce Yaratıcı’nın yarattığı bir canlının yapısını değiştirerek bunu yeni bir şeymiş gibi sunması, ardından da bunun aslından daha “iyi” olduğunu iddia etmesi, kabulü imkansız bir hadsizlik ve küstahlıktır. Üstelik bu Rezzak olan Allah’ın “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın” vaadine karşı, dünyanın artan dünya nüfusunu besleyemeyeceği iddiasıyla yapılmakta. En kahredici olanı ise, vahiyle çelişen bu tezin bazı Müslümanlarca da ileri sürülmesi veya kabul edilmesi.

     Havada, karada ve denizlerde kaç çeşit canlı olduğunu ve bunların miktarını tam olarak bilmemiz imkansız. Lakin bunların çeşit ve miktar açısından insana oranla milyarlarca kat fazla olduğunu hepimiz biliriz. Peki, bütün bu canlıların rızkını insanlar ya da bu tezlerin sahipleri mi veriyor? Hayır! Bilakis insan, hem diğer canlıların rızkını gasp ediyor, hem de onları tüketerek hayatta kalıyor. Demek ki Dünyanın 7 milyar veya daha fazla insanı besleyememesi sadece şeytani bir iddiadan ibaret. Buna inanmak da saflıktan başka bir şey değil.

     Kaldı ki, insan sömürme konusunda pek mâhir olan batılının, insanların açlığını dert ediniyor olabileceğini düşünmek de neyin nesi? İnsanlığın iyiliği için kıllarını bile kıpırdatmayan bu türlerin, bütün dünyanın ve dahası gelecek nesillerin açlığını dert edinmesi nasıl mümkün olabilir? Elbette dertleri bu olamaz, değil de zaten. Asıl amaç, hocaları iblisin mücadelesine destek olmak, yani yaratılışı değiştirerek ekin ve nesil özelinde her şeyi mahvetmek. Bu sayede kan, gözyaşı ve sömürü üzerine kurulu düzenin devamı için kendilerince riskli gördükleri insanları yok etmek istiyorlar. Bunu başarabilmenin yolunun öncelikle insanlığın ortak mülkü olan tohumun yapısını değiştirip, onu kendi mülkiyetlerine geçirmekten geçtiğini; genetik bilimi veya biyoteknoloji yoluyla tohuma ekledikleri veya ondan azalttıkları özellikler sayesinde diğer tohumları da değiştirerek, tüm insanlığı kendilerine bağımlı kılmak olduğunu düşünüyorlar. Bugüne kadar denedikleri hiçbir metot bekledikleri kesin neticeyi vermedi. Aksi durum Allah’ın (cc) vaadine aykırı olur ki Allah (cc) buna müsaade etmezdi, etmedi de. Ancak bu onların başarısız oldukları anlamına gelmiyor.

     Allah (cc) bu dünyada kim gayret ve mücadele ederse, bu cehdinin karşılığını ona vereceğini vaad eder. İblis, Allah’a bir vaadde bulundu ve onu gerçekleştirmek için durmaksızın gayret ediyor. Biz insanlar da bir söz verdik ama çoğunlukla sözümüzde durmuyoruz. Onlar çalışıyor ve neticesini bir şekilde elde ediyorlar. Tıpkı tohumları kısırlaştırdıkları gibi yaratılışı değiştirip, bizleri de kısırlaştırıyorlar.

     Bugün ülkemizde yeni evli her üç çiftten biri kısır ne yazık ki! Her köşe başında tüp bebek merkezleri kurulmuş durumda. Yakın gelecekte (ki bu çocuk değil, 25-30 yıl) her üç kişiden ikisi kısır olacak. AB verilerine göre yarım asır içinde her yüz kişiden sadece beşi normal yollarla çocuk sahibi olabilecek.

     Allah-u Teala bize sadece “helal” olanları değil, helallerin içindeki “tayyib” olanları tüketmemizi emreder. Başka bir ifadeyle helalliğin diğer bir koşulu da tayyib olmasıdır. Oysa bizler, çağdaşımız batılı toplumlar gibi yaşamaya başladığımızdan bu yana onlar gibi yiyip içiyor, onlar gibi hastalanıyor ve onlar gibi ölüyoruz. Hz. Peygamber (Sav) ve Ashab-ı Kiram’ın örnekliği sadece sözlerimizi süsleyen dilek ve temennilerden ibaret. Bizi batılılardan ayıran çok şey kalmamış gibi gözüküyor. Maazallah aramızdaki fark hızla kapanıyor.

     Onlar yaratılışı değiştiriyor, biz ya sessiz kalarak ya da yaratılışı değişmişleri tüketerek onlara destek oluyoruz. Onlar Hibrit ve GDO gibi adlarla tohumumuzun yapısını değiştirip onları mülkiyetlerine geçiriyor, biz bunları tüketerek kısırlaşmaya razı oluyoruz. Onlar yapıyor, biz seyrediyoruz. Hatta onlar emrediyor, biz hipnoz olmuş kimseler gibi onların emirlerini yerine getiriyoruz. Bu sayede hikmetten ve gerçekten hızla uzaklaştık ne yazık ki! GDO’yu da hibriti de bize dokunmayan yılan misali kabulleniyoruz. Dahası, hibrit yapmak mâhir şeymiş gibi bunu topluma yasalarla dayatıyoruz.

     Hibrit, hangi teknikle yapılırsa yapılsın, tabiattaki halinden çok farklı olarak canlıların geninin azaltılması işlemidir. Verimlilik masalıyla bir yandan mülkiyet hırsızlığı, diğer yandan da besin hırsızlığı yapılıyor. Genel bir yanlış kanaat ise, genetik yapısı yani fıtratı değiştirilenlerin sadece tohumlar olduğu zannedilmesidir. Oysa bu teknikler hem bitkiler, hem hayvanlar, hem bakteriler, hem virüsler, hem de insanlar için uygulanmakta. Bu sadece, iblisi eylemin sahiplerinin “Tanrıdan önce Kıyamet” ifadelerinde olduğu gibi, insanın kendi kıyametini hazırlamasıdır! Bu kıyamette, şeytani eylemlerin arka planını  bilmeden ulu orta fetva verenler ise sessiz kalan bizler de suç ortakları olarak haşr edilebiliriz. Tevbe etmez ve önlem almazsak gidişatımız bundan beri değil.

     Allah (cc) -hâşâ- hiçbir canlıya zulmetmediğine göre, içine düştüğümüz bir acıklı girdaptır ve “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.” Kimse kendinden başkasını suçlamaya kalkmasın..!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*