<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islami Konular</title>
	<atom:link href="http://www.islamikonular.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamikonular.net</link>
	<description>İslami konular, islami sohbet, dini bilgiler</description>
	<lastBuildDate>Sat, 29 Oct 2011 16:57:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>ESMA-ÜL HÜSNA&#8217;NIN  ANLAMLARI VE HAVASLARI</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/esma-ul-husnanin-anlamlari-ve-havaslari.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/esma-ul-husnanin-anlamlari-ve-havaslari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2011 16:57:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1847</guid>
		<description><![CDATA[ESMA-ÜL HÜSNA&#8217;NIN ANLAMLARI VE HAVASSLARI Bilindiği gibi Allah&#8217;ın (C.C.) güzel isimleri (Esma-ül Hüsna)&#8217;sı vardır. Bu... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/esma-ul-husnanin-anlamlari-ve-havaslari.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ESMA-ÜL HÜSNA&#8217;NIN<br />
ANLAMLARI VE HAVASSLARI</p>
<p>Bilindiği gibi Allah&#8217;ın (C.C.) güzel isimleri (Esma-ül Hüsna)&#8217;sı vardır. Bu husus Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de çeşitli ayetlerle belirtilmiştir. Allah, (C.C.) yüce zatını bizlere tanıtırken ayetlerinde şöyle buyurmaktadır :<br />
?? O yaratan,var eden,varlıklara şekil veren Allah?tır. (C.C.) En güzel isimler ( Esma-ül Hüsna ) O?na mahsustur.??<br />
?? De ki ister Allah (C.C.) diye, ister Rahman diye Dua edin. Çünkü en güzel isimler O?na mahsustur. ??</p>
<p>?? Allah kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler onundur. ??<br />
Meşhur hadis kitaplarında :<br />
?? Şüphesiz Allah?ın (C.C.) 99 ismi vardır, kim bunları ezberleyip manasını düşünerek sonuna kadar sayarsa cennete girer. ??<br />
Hadisiyle Allah?ın 99 ismi olduğunu anlıyoruz.<br />
Allah&#8217;ın (C.C.) isimlerinin &#104;&#101;&#114; birinin sözlük anlamı vardır. Bu isimler Allah&#8217;ın (C.C.) kudretinin değişik şekillerde tecellilerinin isimleridir. Müslümanlar Allah&#8217;tan (C.C.) bir dilekte bulunacakları zaman veya duâ edecekleri zaman genellikle Allah&#8217;ın (C.C.) isimlerinden bazıları ile dilekte bulunurlar &#118;&#101; duâ ederler. Örneğin bol rızık istemek için O&#8217;nun Rezzak olduğunu, günahlarını affetmesini diledikleri zaman O&#8217;nun Rahim, Gafur &#118;&#101; Afuv olduğunu vurgularlar; çok bunaldıklarında O&#8217;nun Vasi&#8217; ismiyle kendilerine ferahlık vermesini isterler. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.<br />
Sözlük anlamları dışında Esma-ül Hüsna&#8217;nın &#104;&#101;&#114; birinin ayrı bir özelliği vardır. Bazı dileklerin &#118;&#101; istenilen şeylerin yerine gelmesi, Duaların kabul edilmesi için, ya da bazı sıkıntıların gitmesi, hastalıkların geçmesi &#118;&#101; buna benzer hususlar için Allah&#8217;ın (C.C.) bazı isimlerinin belli miktarlarda zikredilmesi gerekir.İşte buna Esma-ül Hüsna&#8217;nın Havassı ( hususiyetleri, özellikleri ) denir. Bunlardan yola çıkarak İslam Alimleri &#118;&#101; mutasavvıflar bu konu üzerinde eserler yazmışlardır, bunlardan biri de Osmanlı ilim adamı,mutasavvıf yazar Bayramiyye Tarikatı Şeyhi İbni İsa-yı Saruhani?dir.<br />
Kitapta &#104;&#101;&#114; ismin günün hangi saatinde kaç defa okunacağı belirtilmiştir. Aşağıda 3?lü vefklerini verdiğimiz Esmaları kurallarına göre yaptıktan sonra o Esmayı saatinde &#118;&#101; gününde sayısınca okursanız Allah?ın (C.C.) izni ile başarı kaçınılmazdır.</p>
<p>OKUNMAK İSTENEN ESMA?NIN ETKİSİNİ<br />
ARTTIRMA YÖNTEMİ</p>
<p>Okunan Esma-ül Hüsna?ların daha çabuk &#118;&#101; daha tesirli olmaları için çoğaltılırlar &#118;&#101; işlem için Arabi Ebced kullanılır. En çok bilinen &#118;&#101; kullanılan büyük Ebced hesabından başka, Arabi Ebced yada En Büyük Ebced hesabı da vardır. Bu Tabloda harfler yine Ebced sırasına göre dizilmiştir, sayısal değerler verilirken, Ebced değerlerinin Arapça yazılışlarının harflerinin sayısal değerleri toplamı alınmıştır.Örneğin Elif ? Ehad, Be ? İsneyn, Cim ? Selesa gibi.<br />
Uygulama şöyledir, seçilen isimin değeri En Büyük Ebced tablosuyla ( Tablo No : 20 )hesaplanır, bulunan değerin devamlı olarak bir kalana kadar yarısı alınır &#118;&#101; tümü toplanır &#118;&#101; adedi kadar okunur.<br />
Bu işlem bütün Esmalara uygulanabilir. Sayının 2?ye tam bölünüp bölünmemesinin önemi yoktur. Sayı bölündüğü zaman bir fazlası alınır diğer bölünmelerde bir eksiği alınır &#118;&#101; böylece bir kalana kadar yarılanır.<br />
Er Rezzak İsmi okunmak istenirse ( R = 501 ) ( Ze = 137 ) ( Elif = 13 ) ( Ka = 46 ) Toplam : 697 ? dir.<br />
697 Yarısını ekleyelim &#118;&#101; devam edelim<br />
349<br />
174<br />
87<br />
43<br />
22<br />
11<br />
6<br />
3<br />
1<br />
Bütün Adetlerin Toplamı : 1393?tür<br />
El Rezzak İsmi 1393defa okunursa isim daha tesirli olur.</p>
<p>OKUNACAK SAATLER</p>
<p>GÜNEŞ : Allah, er Rahmanu, er Rahimu ,el Meliku, es Selamu,el Haliku, el Bariu,el Basitu, er Rafiu,el Muizzu, el Basiru,<br />
el Hakemu, el Adlu, el Gafuru, el Aliyyu, el Hafizu, el Mukitu,el Celilu, el Baisu,el Muhsi,el Hayyu, el Kadiru, el Muktediru,<br />
el Evvelu, el Vali, el Afuvvu, Zül Celalu vel İkram, el Ganiyyu, el Maniu ,en Nuru, el Hadiu, el Bakiu, er Reşidu, es Saburu.<br />
JÜPİTER : el Kudüsu, el Müheyminu, el Mutekebbiru, el Kahharu, el Alimu, el Kabidu, es Semiu, el Kebiru ,el Mucibu,<br />
Eş Şehidu, el Hamidu, el Mubdiu, el Kayyumu, es Samedu, et Tevvabu ,el Muksitu, el Camiu, el Bediu<br />
VENÜS : el Muminu, el Gaffaru, el Vehhabu, er Rezzaku, el Latifu, eş Şekuru, el Hasibu, el Kerimu, er rakibu, el Mecidu,<br />
el Vekilu, el Metinu, el Muhyi, el Macidu, el Berru, el Muğni, el Varisu.<br />
MARS : el Azizu, el Cebbaru, el Muzillu, el Kavi, el Veliyyu, el Mumitu, el Vahidu, el Ehadu, el Ahiru, el Muntakimu, ed Darru.<br />
AY : el Musavviru, el Habiru, el Vasiu, el Hakimu, el Vedudu, el Batinu.<br />
MERKÜR : el Fettahu, el Azimu, el Muidu, er Raufu, Malik el Mülk.<br />
SATÜRN : el Hafizu, el Halimu, el Vacidu, el Mukaddimu, el Muahhiru, ez Zahiru, el Muteali, en Nuru.<br />
1- ALLAH ( c.c )<br />
Kainatı yaratan &#118;&#101; idare eden bütün övgü &#118;&#101; ibadetlere layık varlığı zorunlu olan kendinden başka hiçbir ilahı bulunmayan tek bir Allah?tır.<br />
2- Er-RAHMAN ( c.c )<br />
Esirgeyen bağışlayan ilahi rahmet lütuf &#118;&#101; koruyuculuğu bütün mahlukatı kapsayandır.<br />
3- Er RAHİM ( c.c )<br />
Esirgeyen bağışlayan dünyada kendisine inanıp emirlerine uygun bir şekilde yaşayanları ahirette ebedi nimetlerle mükafatlandıracak olandır.<br />
4- El MELİK ( c.c )<br />
Görünen &#118;&#101; görünmeyen bütün mülkün sahibi mülk &#118;&#101; saltanatı devamlı olandır.<br />
5- El KUDDÜS ( c.c )<br />
Her türlü eksiklik &#118;&#101; ayıplardan münezzeh bütün kemal sıfatlarla muttasıf bulunandır.<br />
6- Es SELAM ( c.c )<br />
Her çeşit afet &#118;&#101; kederlerden emin olan, esenlik verendir.<br />
7- El MÜ?MİN ( c.c )<br />
Kullarına emniyet veren. Kendisinin &#118;&#101; peygamberlerinin doğruluğunu ortaya koyandır. Kullarına yaptığı va?dinde sadık olandır.<br />
8- El MÜHEYMİN ( c.c )<br />
Saltanatı hakkında dilediği gibi tasarruf eden evrenin bütün işlerini düzenleyen &#104;&#101;&#114; şeyi gözetip koruyan insanları kontrol edip gözetleyendir.<br />
9- El AZİZ ( c.c )<br />
İzzet sahibi mağlup edilmesi imkansız olan &#104;&#101;&#114; şeye galip olandır.<br />
10- El CEBBAR ( c.c )<br />
Azamet &#118;&#101; kudret sahibi istediğini mutlaka yapan kırık kalpleri onaran dilediği &#104;&#101;&#114; durumda mutlak iradesini yürütendir<br />
11- El MÜTEKEBBİR ( c.c )<br />
Ululuk sahibi &#104;&#101;&#114; şeyde &#118;&#101; &#104;&#101;&#114; hadisede büyüklüğünü gösterendir.<br />
12- El HALIK ( c.c )<br />
Her şeyin varlığını &#118;&#101; geçireceği halleri takdir eden. Yaratan yoktan var eden büyüklükte eşi olmayandır.<br />
13- El BARİ ( c.c )<br />
Her şeyin aza &#118;&#101; cihazını birbirine uygun yaratandır.<br />
14- El MUSAVVİR ( c.c )<br />
Tasvir eden &#104;&#101;&#114; şeye ayrı bir şekil &#118;&#101; hususiyet verendir.<br />
15- El GAFFAR ( c.c )<br />
Kullarının günahını örten mağfireti bol günahları çokca bağışlayandır.<br />
16- El KAHHAR ( c.c )<br />
Her şeye &#104;&#101;&#114; istediğini yapacak surette galip &#118;&#101; hakim olandır.<br />
17- El VEHHAB ( c.c )<br />
Çok fazla ihsan eden çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayandır.<br />
18- Er REZZAK ( c.c )<br />
Bütün mahlukatın ruhi &#118;&#101; bedeni rızkını veren &#118;&#101; ihtiyacını karşılayandır.<br />
19- El FETTAH ( c.c )<br />
Her türlü müşkülleri açan &#118;&#101; kolaylaştıran darlıktan kurtaran bütün anlaşmazlıkların nihai hakemi olarak mutlak adaleti gerçekleştirendir.<br />
20- El ALİM ( c.c )<br />
Her şeyi en ince noktasına kadar bilen ilmi ezeli &#118;&#101; ebedi olandır.<br />
21- El KABİD ( c.c )<br />
Dilediğine darlık veren sıkan daraltandır.<br />
22- El BASİT ( c.c )<br />
Dilediğine bolluk veren açan genişletendir.<br />
23- El HAFİD ( c.c )<br />
Yukarıdan aşağıya indiren alçaltan dereceleri düşürendir<br />
24- Er RAFİ ( c.c )<br />
Yukarı kaldıran yükselten dereceleri yükselten izzet &#118;&#101; şeref bahşedendir.<br />
25- El MUZİZ ( c.c )<br />
İzzet &#118;&#101; şeref veren aziz kılandır<br />
26- El MUZİL ( c.c )<br />
Alçaltan zillete düşüren hor &#118;&#101; hakir edendir.<br />
27- Es SEMİ ( c.c )<br />
İşitmeye konu olan &#104;&#101;&#114; şeyi hakkıyla işiten kullarının niyazını kabul edendir.<br />
28- El BASİR ( c.c )<br />
Her şeyi hakkıyla görendir.<br />
29- El HAKEM ( c.c )<br />
Hikmet sahibi olan yaptığı &#104;&#101;&#114; işte hikmeti gözeten hüküm verme yetkisini elinde tutan son hükmü verecek olandır.<br />
30- El ADL ( c.c )<br />
Son derece adaletli olan hiçbir şeyde aşırılığa düşmeyendir.<br />
31- El LATİF ( c.c )<br />
En ince işlerin bütün inceliklerini bilen lutuf &#118;&#101; ihsan sahibi olandır.<br />
32- El HABİR ( c.c )<br />
Her şeyin dış &#118;&#101; iç yüzünden açık &#118;&#101; gizli yönünden tam haberdar olandır.<br />
33- El HALİM ( c.c )<br />
Yumuşak davranan Hilmi çok olan ceza vermede acele etmeyen teenni sahibi olandır.<br />
34- El AZİM ( c.c )<br />
Pek azametli olan yüce sıfatlar sahibi ulu Allah?dır.<br />
35- El GAFUR ( c.c )<br />
Çok bağışlayan mağfireti bol olandır.<br />
36- Eş ŞEKÜR ( c.c )<br />
Kendi rızası için yapılan amellere en iyi karşılık veren az iyiliğe çok mükafat verendir.<br />
37- El ALİYY ( c.c )<br />
İzzet şeref &#118;&#101; hükümranlık bakımından en yüce olandır.<br />
38- El KEBİR ( c.c )<br />
Yüceliği karşısında &#104;&#101;&#114; büyüğün küçüldüğü mutlak büyük zat &#118;&#101; sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu olandır.<br />
39- El HAFİZ ( c.c )<br />
Her şeyi afat &#118;&#101; beladan koruyan dengede tutandır.<br />
40- El MUKİT ( c.c )<br />
Bilen tayin eden bedenlerin &#118;&#101; ruhların gıdasını veren &#104;&#101;&#114; şeyi koruyan.<br />
41- El HASİB ( c.c )<br />
Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının bütün teferruatıyla hesabını iyice bilen. Mahlukatına kafi olandır<br />
42- El CELİL ( c.c )<br />
Azamet sahibi olan ululuk sahibi olandır.<br />
43- El KERİM ( c.c )<br />
Çok ikram edici fazilet türlerinin hepsine sahip keremi bol &#118;&#101; sonsuz olandır.<br />
44- Er RAKİB ( c.c )<br />
Bütün varlıklar &#118;&#101; bütün işler murakabesi altında bulunan &#104;&#101;&#114; şeyi gözetleyip kontrolü altında tutandır.<br />
45- El MUCİB ( c.c )<br />
Kendine yalvaranların isteklerine &#118;&#101; dualarına cevap veren duaları kabul edendir.<br />
46- El VASİ ( c.c )<br />
Lütfu bol olan ilmi ihsanı mağfiret &#118;&#101; merhameti &#104;&#101;&#114; şeyi kuşatandır.<br />
47- El HAKİM ( c.c )<br />
Emirleri kelamı &#118;&#101; bütün işleri hikmetli yerli yerinde olandır.<br />
48- El VEDÜD ( c.c )<br />
Çok seven &#118;&#101; çok sevilen iyi kullarını seven rızasına erdiren &#118;&#101; sevilmeye en layık olandır.<br />
49- El MECİD ( c.c )<br />
Şanı şerefi çok üstün olan lütuf &#118;&#101; keremi bol olandır.<br />
50- El BAİS ( c.c )<br />
Ölüleri dirilten kabirlerden çıkaran mahşerde toplayandır.<br />
51- Eş ŞEHİD ( c.c )<br />
Her zaman &#118;&#101; &#104;&#101;&#114; yerde hazır &#118;&#101; nazır olan &#104;&#101;&#114; şeyi gözetleyip bilendir.<br />
52- El HAKK ( c.c )<br />
Vacibu?l vücut olan varlığı hiç değişmeden devam edip duran mevcudiyet &#118;&#101; uluhhiyeti gerçek olandır.<br />
53- El VEKİL ( c.c )<br />
Tevekkül sahiplerinin işini üstlenen onlardan daha iyi onu emniyete alan kendisine güvenilip dayanılandır.<br />
54- El KAVİ ( c.c )<br />
Çok kuvvetli kudretli &#104;&#101;&#114; şeye gücü yetendir.<br />
55- El METİN ( c.c )<br />
Her şeye gücü yeten kudretli çok güçlü &#118;&#101; sağlamdır.<br />
56- El VELİ ( c.c )<br />
Seçkin kullarının yardımcısı &#118;&#101; dostudur.<br />
57- El HAMİD ( c.c )<br />
Her bakımdan övgüye layık bütün hamdler gerçekte yalnız kendisine ait olan bütün varlığın diliyle övülendir.<br />
58- El MUHSİ ( c.c )<br />
Yarattığı &#104;&#101;&#114; şeyin sayısını bilendir.<br />
59- El MUBDİ ( c.c )<br />
Mahlukatı baştan maddesiz &#118;&#101; örneksiz olarak yaratandır.<br />
60- El MUİD ( c.c )<br />
Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan ölüleri diriltendir<br />
61- El MUHYİ ( c.c )<br />
İhya eden dirilten &#99;&#97;&#110; bağışlayan hayat verendir.<br />
62- El MUMİT ( c.c )<br />
Mahlukatın ölümünü yaratan ecelleri geldiğinde canlıları öldürendir.<br />
63- El HAYY ( c.c )<br />
Diri tam &#118;&#101; mükemmel manasıyla hayat sahibidir.<br />
64- El KAYYUM ( c.c )<br />
Yarattıklarının işini çeviren &#104;&#101;&#114; işleneni bilen evveli olmayan kainatı yöneten en yüce varlık demektirç<br />
65- El VACİD ( c.c )<br />
İstediğini istediği vakit bulan hiçbir şeye muhtaç olmayan müstağnidir.<br />
66- El MACİD ( c.c )<br />
Kadri &#118;&#101; şanı büyük kerem &#118;&#101; müsamahası bol.<br />
67- El VAHİD ( c.c )<br />
Tek zatında sıfatlarında isimlerinde ef?alinde ortağı &#118;&#101; benzeri olmayandır.<br />
68- Es SAMED ( c.c )<br />
Her şey ona muhtaç fakat kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan.<br />
69- El KADİR ( c.c )<br />
İstediğini yapabilen dilediğini istediği gibi yaratmaya müktedir olandır.<br />
70- El MUKTEDİR ( c.c )<br />
Her şeye gücü yeten kudretli kuvvet &#118;&#101; kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf edendir.<br />
71- El MUKADDİM ( c.c )<br />
İstediğini öne alandır.<br />
72- El MUHARRİR ( c.c )<br />
İstediğini yerine koyan arkaya bırakan erteleyendir.<br />
73- El EVVEL ( c.c )<br />
Her şeyden önce var olan varlığının başlangıcı olmayandır.<br />
74- El AHİR ( c.c )<br />
Her şey helak olduktan sonra da varlığı devam edendir.<br />
75- Ez ZAHİR ( c.c )<br />
Varlığı sayısız delillerle açık olandır.<br />
76- El BATIN ( c.c )<br />
Akılların idrak edemeyeceği yüceliği gizli olandır.<br />
77- El VALİ ( c.c )<br />
Bu muazzam kainatı &#118;&#101; bütün hadisatı tek başına idare edendir.<br />
78- El MÜTE?ALİ ( c.c )<br />
Aklın mümkün gördüğü &#104;&#101;&#114; şeyden &#104;&#101;&#114; halden pek yüce olan izzet şeref &#118;&#101; hükümranlık bakımından en yüce olandır.<br />
79- El BERR ( c.c )<br />
Kullarına iyilik &#118;&#101; ihsanı bol olandır.<br />
80- El TEVVAB ( c.c )<br />
Kullarını tövbeye teşvik edip tevbeleri kabul eden günahları bağışlayandır.<br />
81- El MÜNTEKİM ( c.c )<br />
Günahkarlara adaletiyle müstahak oldukları cezayı verendir.<br />
82- El AFUVV ( c.c )<br />
İnsanların günahlarını kendilerinde sorumluluk kalmayacak şekilde affedendir.<br />
83- Er RAUF ( c.c )<br />
Merhamet edici pek şefkatlidir.<br />
84- El MALİKEL-MÜLK ( c.c )<br />
Mülkün ebedi &#118;&#101; ezeli sahibidir.<br />
85- ZÜ?L- CELALİ VE?L-İKRAM ( c.c )<br />
Hem azamet sahibi hem fazlu kerem sahibi Celal &#118;&#101; Cemal/büyüklük &#118;&#101; lutuf sahibi olandır.<br />
86- El MUKSİT ( c.c )<br />
Hükmünde &#118;&#101; işlerinde adaletli olandır.<br />
87- El CAMİ ( c.c )<br />
İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayandır.<br />
88- El ĞANİ ( c.c )<br />
Hiçbir şeye muhtaç olmayan kendi dışındaki &#104;&#101;&#114; şey O?na muhtaç olandır.<br />
89- El MUĞNİ ( c.c )<br />
Dilediğine zenginlik veren müstağni kılandır.<br />
90- El MANİ ( c.c )<br />
Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen &#118;&#101; engelleyendir.<br />
91- El DARR ( c.c )<br />
Elem &#118;&#101; zarar verecek şeyleri yaratan hüsrana uğratandır.<br />
92- En NAFİ ( c.c )<br />
Hayır &#118;&#101; menfaat verecek şeyleri yaratan faydalandırandır.<br />
93- En NUR ( c.c )<br />
Alemleri nurlandıran dilediğine nur veren &#118;&#101; Nur olandır.<br />
94- El HADİ ( c.c )<br />
Hidayete kavuşturan kulunu hayırla muvaffak kılandır.<br />
95- El BEDİ ( c.c )<br />
Örneksiz misalsiz hayret verici alemler yaratandır.<br />
96- El BAKİ ( c.c )<br />
Varlığının sonu bulunmayan ebedi olandır.<br />
97- El VARİS ( c.c )<br />
Varlığı devam eden varlığının sonu olmayan servetlerin hakiki sahibidir.<br />
98- Er REŞİD ( c.c )<br />
Bütün alemleri dos doğru bir nizam &#118;&#101; hikmetle akıbetine ulaştıran insanlara doğru yolu gösterendir.<br />
99- Es SABUR ( c.c )<br />
Çok sabırlı olan isyankarlardan acele intikam almayandır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/esma-ul-husnanin-anlamlari-ve-havaslari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah ın sadık Kulu, Bediüzzaman Said nursi</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/allah-in-sadik-kulu-bediuzzaman-said-nursi.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/allah-in-sadik-kulu-bediuzzaman-said-nursi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 10:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber Köşesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1843</guid>
		<description><![CDATA[ALLAH&#8217;IN SADIK KULU Sürgündü, yalnızdı… İkamet etme mecburiyetinde kaldığı karakolda, askerler, geceleri uyumayıp ibadet eden bu... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/allah-in-sadik-kulu-bediuzzaman-said-nursi.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>ALLAH&#8217;IN SADIK KULU</h3>
<p><img src="http://www.nurnet.org/wp-content/uploads/2011/10/allah%C4%B1n-sad%C4%B1k-kulu-barla.jpg" alt="" /></p>
<p>Sürgündü<a title="NurNet.Org" href="http://www.nurnet.org/" target="_blank">,</a> yalnızdı… İkamet etme mecburiyetinde kaldığı karakolda, askerler, geceleri uyumayıp ibadet eden bu zatı daha fazla tutamayacaklarını anlayarak, onu imam olan Muhacir Hafız Ahmed’in evine ‘O imam, bu hoca. İkisi iyi anlaşırlar’ diyerek göndermişlerdi… Barla’da kaldığı sekiz sene içinde “Risale-i NurKülliyatı” isimli eserlerinin büyük bir kısmını yazacak &#118;&#101; bu eserler toplumda yankısını bulmaya başlayınca da yeni mahkemeler, sürgünler, zehirlemeler, tutuklamalar birbirini takip edecekti… Bediüzzaman Said Nursi‘nin ‘Barla’da geçen hayatından kısa bir özet yukarıda anlatılanlar. Yakın dönemin en büyük âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin ‘Barla’da geçen hayatı begesel, çizgi, sinema filmi derken bu kez animasyon filmiyle beyazperdeye taşınıyor. Hem de en ileri teknolojiyle.</p>
<p>Samanyolu Televizyonu bünyesinde çalışan 13 kişilik profesyonel bir ekip tarafından 3,5 yılda hazırlanan film, “<strong>Allah’ın Sadık Kulu: Barla</strong>” adıyla seyirci karşısına çıkacak. Filmde teknik anlamda da pek çok ilki görmek mümkün. ‘<strong>Motion Capture</strong>‘ (hareket yakalama) tekniğiyle Türkiye’de yapılmış ilk uzun metraj 3D animasyon olma özelliği taşıyan “<strong>Allah’ın Sadık Kulu: Barla</strong>“yı Esin Orhan yönetti. Filmde karakterlerden mekâna, tüm figürler üzerinde uzun uzun çalışılarak, gerçekliğine azami özen gösterildi. Bediüzzaman Hazretleri &#118;&#101; talebeleri, tamamen orijinal fotoğraflarından faydalanılarak üç boyutlu olarak perdeye yansıyacak. Hikâyenin senaryo metninden sinema perdesine taşınması aşamasında 2 yıl boyunca 70 makinelik render çiftliğindeki çalışmalar dikkat çekiyor. 300 Sun Microsystems iş istasyonunun bulunduğu bir fabrika olan render çiftliğinde &#104;&#101;&#114; sahnenin bilgileri kare kare piksellere dönüştürülüyor. Piksellere dönüştürülen bu sahneler filme hazır hâle getiriliyor. Render çiftliğinde yapılan “render etme” süreci bir kare başına 5 saate kadar sürebiliyor.</p>
<p><img title="Allah’ın Sadık Kulu Barla" src="http://www.nurnet.org/wp-content/uploads/2011/09/Allah%E2%80%99%C4%B1n-Sad%C4%B1k-Kulu-Barla.jpg" alt="Allah%E2%80%99%C4%B1n Sad%C4%B1k Kulu Barla Üstadın Barla Yılları Üç Boyutlu Animasyon Filmi Oldu" width="650" height="248" /></p>
<p><strong>Müzikler Budapeşte Senfonisi’nden</strong></p>
<p>Projenin müzikleri Budapeşte Senfoni Orkestrası tarafından, kompozitörlüğü ise Aria Müzik’ten Cengiz Onural, Bora Ebeoğlu tarafından yapıldı. Post Prodüksiyon’da Türkiye’nin, alanında en büyük şirketlerinden biri olan 1000Volt’un imzası bulunuyor. Özen Film tarafından dağıtılacak filmin ilk ana kopyası ise ARRI laboratuvarlarında basıldı. 4 Kasım’da gösterime girecek olan Allah’ın Sadık Kulu: Barla, yurt çapında 200 kopya olarak seyirciyle buluşacak.</p>
<p>Yusuf Bülbül / Zaman Gazetesi</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/allah-in-sadik-kulu-bediuzzaman-said-nursi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şuara suresi oku dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/suara-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/suara-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 09:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1840</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/6wfFnL4AjbE" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;<br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/C1aA31RqXmc" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/ZS8Hnr4bqmY" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/suara-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neml suresi oku dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/neml-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/neml-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 08:58:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1838</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/O57JeM-g6IQ" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/9ojlzpZcDow" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/saIh7-fqPJE" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/neml-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kasas suresi oku dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/kasas-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/kasas-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 08:47:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1836</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/qsUExvFm7W4" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;<br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/paLhSOuLLRQ" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/aJClYouKcag" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/kasas-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29 Ankebut Suresi oku Dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/29-ankebut-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/29-ankebut-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 13:43:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[ANKEBÛT Bismillâhirrahmânirrahîm 29/ANKEBÛT-1: Elif lâm mîm. Elif, Lâm, Mîm. 29/ANKEBÛT-2: E hasiben nâsu en yutrekû... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/29-ankebut-suresi-oku-dinle.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ANKEBÛT</p>
<p>Bismillâhirrahmânirrahîm</p>
<p>29/ANKEBÛT-1: Elif lâm mîm.<br />
Elif, Lâm, Mîm.</p>
<p>29/ANKEBÛT-2: E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ &#118;&#101; hum lâ yuftenûn(yuftenûne).<br />
İnsanlar, “amenna (îmân ettik)” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?</p>
<p>29/ANKEBÛT-3: Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennellâhullezîne sadakû &#118;&#101; le ya’lemenel kâzibîn(kâzibîne).<br />
Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-4: Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).<br />
Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü!</p>
<p>29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), &#118;&#101; huves semîul alîm(alîmu).<br />
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu &#108;&#105; nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).<br />
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).</p>
<p>29/ANKEBÛT-7: Vellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti le nukeffiranne anhum seyyiâtihim &#118;&#101; le necziyennehum ahsenellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
Ve âmenû olanlar (hayattayken Allah’a ulaşmayı dileyenler) &#118;&#101; salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, onların seyyiatlerini (günahlarını) mutlaka örteceğiz &#118;&#101; onları mutlaka yaptıklarının daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.</p>
<p>29/ANKEBÛT-8: Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi husnâ(husnen), &#118;&#101; &#105;&#110; câhedâke &#108;&#105; tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ, ileyye merciukum fe unebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
Ve Biz insana, anne &#118;&#101; babasına güzel davranmasını vasiyet ettik (emrettik). Ve eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şey ile Bana şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse o taktirde, o ikisine itaat etme. Dönüşünüz, Banadır. O zaman yapmış olduklarınızı &#115;&#105;&#122;&#101; haber vereceğim.</p>
<p>29/ANKEBÛT-9: Vellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).<br />
Ve âmenû olanları (salâh makamına ulaşanları) &#118;&#101; salih amel (nefs tasfiyesi) yapanları, mutlaka salihlerin arasına dahil edeceğiz.</p>
<p>29/ANKEBÛT-10: Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi fe izâ ûziye fîllâhi ceale fitneten nâsi ke azâbillâh(azâbillâhî), &#118;&#101; le &#105;&#110; câe nasrun min rabbike le yekûlunne innâ kunnâ meakum, &#101; &#118;&#101; leysallâhu bi a’leme bi mâ fî sudûril âlemîn(âlemîne).<br />
Ve insanlardan, “biz Allah’a îmân ettik” diyenlere Allah yolunda eziyet edildiği zaman, insanlara Allah’ın azabıymış gibi fitne çıkardılar. Eğer Rabbinden yardım gelirse, muhakkak: “Biz sizinle gerçekten beraberdik.” derler. Allah, âlemlerin sinesinde olanları en iyi bilen değil mi?</p>
<p>29/ANKEBÛT-11: Ve le ya’lemennallâhullezîne âmenû &#118;&#101; le ya’lemennel munâfikîn(munâfikîne).<br />
Ve muhakkak ki Allah, âmenû olanları &#118;&#101; münafıkları mutlaka bilir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-12: Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûttebiû sebîlenâ velnahmil hatâyâkum, &#118;&#101; mâ hum bi hâmilîne min hatâyâhum min şey’(şey’in), innehum le kâzibûn(kâzibûne).<br />
Ve inkâr edenler, âmenû olanlara: “Bizim yolumuza tâbî olun. Sizin hatalarınızı (günahlarınızı) yüklenelim.” dediler. Onlar, diğerlerinin hatalarından bir şey yüklenecek değiller. Muhakkak ki onlar, yalancılardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-13: Ve le yahmilunne eskâlehum &#118;&#101; eskâlen mea eskâlihim &#118;&#101; le yus’elunne yevmel kıyâmeti ammâ kânû yefterûn(yefterûne).<br />
Ve (yalancılar) kendi yükleri (günahları) ile beraber, onların yüklerini (günahlarını) da mutlaka yüklenecekler. Kıyâmet günü onlar, uydurdukları şeylerden mutlaka sorgulanacaklar.</p>
<p>29/ANKEBÛT-14: Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmâ(âmen), fe ehazehumut tûfânu &#118;&#101; hum zâlimûn(zâlimûne).<br />
Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)’ı kavmine (Resûl olarak) gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)’ın kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-15: Fe enceynâhu &#118;&#101; ashâbes sefîneti &#118;&#101; cealnâ hââyeten lil âlemîn(âlemîne).<br />
Böylece onu &#118;&#101; gemi halkını kurtardık. Ve onu, âlemlere âyet (ibret) kıldık.</p>
<p>29/ANKEBÛT-16: Ve ibrâhîme iz kâle &#108;&#105; kavmihî’budûllâhe vettekûh(vettekûhu), zâlikum hayrun lekum &#105;&#110; kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).<br />
Ve İbrâhîm (A.S), kavmine: “Allah’a kul olun &#118;&#101; O’na karşı takva sahibi olun. Eğer siz biliyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır.” demişti.</p>
<p>29/ANKEBÛT-17: İnnemâ ta’budûne min dûnillâhi evsânen &#118;&#101; tahlukûne ifkâ(ifken), innellezîne ta’budûne min dûnillâhi lâ yemlikûne lekum rızkân, febtegû indallâhir rızka va’budûhu veşkurû leh(lehu), ileyhi turceûn(turceûne).<br />
Fakat siz, Allah’tan başka putlara tapıyorsunuz &#118;&#101; yalan uyduruyorsunuz. Muhakkak ki sizin, Allah’tan başka taptıklarınız, &#115;&#105;&#122;&#101; rızık vermeye malik değillerdir. Öyleyse rızkı, Allah’ın katından isteyin &#118;&#101; O’na kul olun &#118;&#101; O’na şükredin. O’na döndürüleceksiniz.</p>
<p>29/ANKEBÛT-18: Ve &#105;&#110; tukezzibû fe kad kezzebe umemun min kablikum, &#118;&#101; mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).<br />
Ve eğer tekzip ederseniz (yalanlarsanız), sizden önceki ümmetler de tekzip etmiştiler. Resûllerin üzerine apaçık tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.</p>
<p>29/ANKEBÛT-19: E &#118;&#101; lem yerev keyfe yubdiullâhul halka, summe yuîduh (yuîduhu), inne zâlike alallâhi yesîr(yesîrun).<br />
Allah’ın ilk yaratışını görmüyorlar mı? Sonra onu geri iade edecek. Muhakkak ki bu, Allah için kolaydır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-20: Kul sîrû fîl ardı fânzurû keyfe bedeel halka, summallâhu yunşîun neş’etel âhıreh(âhırete), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).<br />
“Yeryüzünde dolaşın &#118;&#101; böylece ilk yaratılışın nasıl olduğuna bakın. Sonra Allah, ahiretin yaratılışını inşa edecek (gerçekleştirecek). Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.” de.</p>
<p>29/ANKEBÛT-21: Yuazzibu men yeşâu &#118;&#101; yerhamu men yeşâ’(yeşâu), &#118;&#101; ileyhi tuklebûn(tuklebûne).<br />
(Allah), dilediği kişiye azap eder &#118;&#101; dilediği kişiye rahmet eder (Rahîm esmasıyla tecelli eder). Ve O’na, (halden hale çevrilip) döndürüleceksiniz.</p>
<p>29/ANKEBÛT-22: Ve mâ entum bi mu’cizîne fîl ardı &#118;&#101; lâ fîs semâi &#118;&#101; mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin &#118;&#101; lâ nasîr(nasîrin).<br />
Ve siz, (Allah’ı) yerde &#118;&#101; gökte aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’tan başka velîniz (dostunuz) &#118;&#101; yardımcınız yoktur.</p>
<p>29/ANKEBÛT-23: Vellezîne keferû bi âyâtillâhi &#118;&#101; likâihî ulâike yeisû min rahmetî &#118;&#101; ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).<br />
Allah’ın âyetlerini &#118;&#101; O’na (Allah’a) mülâki olmayı (ruhlarını hayatta iken Allah’a ulaştırmayı) inkâr edenler; işte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-24: Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlûktulûhu ev harrýkûhu fe encâhullâhu minen nâr(nâri), inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kavmin yu’minûn(yu’minûne).<br />
Buna rağmen onun kavminin (İbrâhîm (A.S)’a) cevabı: “Onu öldürün veya yakın!” demekten başka bir şey olmadı. Bunun üzerine Allah, onu ateşten kurtardı. Bunda muhakkak ki mü’min kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-25: Ve kâle innemettehaztum min dûnillâhi evsânen meveddete beynikum fîl hayâtid dunyâ, summe yevmel kıyâmeti yekfuru ba’dukum bi ba’dın &#118;&#101; yel’anu ba’dukum ba’dan &#118;&#101; me’vâkumun nâru &#118;&#101; mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).<br />
Ve (İbrâhîm A.S): “Muhakkak ki siz, dünya hayatında aranızda sevgi oluşan Allah’tan başka putlar edindiniz. Sonra kıyâmet günü, bir kısmınız bir kısmınızı inkâr edecek &#118;&#101; bir kısmınız da bir kısmınızı lânetleyecek. Sizin dönüş yeriniz ateştir. Ve sizin için bir yardımcı yoktur.” dedi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-26: Fe âmene lehu lût (lûtun) &#118;&#101; kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).<br />
Bundan sonra Lut (A.S), O’na (İbrâhîm (A.S)’a) îmân etti (tâbî oldu) &#118;&#101; dedi ki: “Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah’a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz’dir (çok yücedir), Hakîm’dir (hüküm sahibidir).”</p>
<p>29/ANKEBÛT-27: Ve vehebnâ lehû ishâka &#118;&#101; ya’kûbe &#118;&#101; cealnâ fî zurriyyetihin nubuvvete vel kitâbe, &#118;&#101; âteynâhu ecrehu fîd dunyâ, &#118;&#101; innehu fîl âhıreti le mines sâlihîn(sâlihîne).<br />
Ve Biz O’na İshak’ı, Yâkub’u vehbî olarak verdik. O’nun zürriyetine peygamberlik &#118;&#101; kitap verdik. Dünyada O’nun ücretini verdik. O, ahirette şüphesiz salihlerden olacaktır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-28: Ve lûtan iz kâle &#108;&#105; kavmihî innekum le te’tûnel fâhışete mâ sebekakum bihâ min ehadin minel âlemîn(âlemîne).<br />
Ve Lut (A.S), kavmine şöyle demişti: “Muhakkak ki siz, mutlaka sizden önce geçmiş olan âlemlerden hiçbirinin yapmadığı kötülüğe (fahişeliğe) geliyorsunuz.”</p>
<p>29/ANKEBÛT-29: E innekum le te’tûner ricâle &#118;&#101; taktaûnes sebîle &#118;&#101; te’tûne fî nâdîkumulmunker(munkere), fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû’tinâ bi azâbillâhi &#105;&#110; kunte mines sâdikîn(sâdikîne).<br />
Gerçekten siz erkeklere gelecek, yol kesecek &#118;&#101; toplantılarınızda hayasızlık mı yapacaksınız? Bunun üzerine onun kavminin cevabı: “Eğer sadıklardansan, bize Allah’ın azabını getir.” demekten başka bir şey olmadı.</p>
<p>29/ANKEBÛT-30: Kâle rabbinsurnî alel kavmil mufsidîn(mufsidîne).<br />
(İbrâhîm A.S): “Rabbim, müfsidler kavmine karşı bana yardım et.” dedi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-31: Ve lemmâ câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ, kâlû innâ muhlikû ehli hâzihil karyeh(karyeti), inne ehlehâ kânû zâlimîn(zâlimîne).<br />
Ve Bizim resûllerimiz İbrâhîm’e müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: “Muhakkak ki biz, bu ülkenin halkını helâk edeceğiz. Çünkü bu belde halkı zalim oldular.”</p>
<p>29/ANKEBÛT-32: Kâle inne fîhâ lûtâ(lûten), kâlû nahnu a’lemu bi men fîhâ le nunecciyennehu &#118;&#101; ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn(gâbirîne).<br />
(İbrâhîm A.S): “Orada Lut (A.S) var.” dedi. (Resûller): “Orada kim var, biz daha iyi biliriz. O’nu &#118;&#101; O’nun hanımı hariç, ailesini mutlaka kurtaracağız. (O’nun hanımı) geride kalanlardan olacak.” dediler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-33: Ve lemmâ en câet rusulunâ lûtan sîe bihim &#118;&#101; dâka bihim zer’ân, &#118;&#101; kâlû lâ tehaf &#118;&#101; lâ tahzen, innâ muneccûke &#118;&#101; ehleke illemreeteke kânet minel gâbirîn(gâbirîne).<br />
Ve resûllerimiz Lut (A.S)’a geldiği zaman üzüldü, telâşlandı &#118;&#101; onlarla içi daraldı. (Resûller): “Korkma &#118;&#101; mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki biz, seni &#118;&#101; hanımın hariç, aileni mutlaka kurtaracağız. (Senin hanımın) geride kalanlardan olacak.” dediler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-34: İnnâ munzilûne alâ ehli hâzihil karyeti riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).<br />
Muhakkak ki biz, fısk yapmış oldukları şey (ahlâksızlık) sebebiyle bu beldenin halkı üzerine semadan ricz (azap) indirecek olanlarız.</p>
<p>29/ANKEBÛT-35: Ve lekad tereknâ minhâ âyeten beyyineten &#108;&#105; kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).<br />
Ve andolsun ki Biz, akıl edecek kavim için, ondan (indirdiğimiz riczten) açıkça âyet (delil) bıraktık..</p>
<p>29/ANKEBÛT-36: Ve ilâ medyene ehâhum şuayben fe kâle yâ kavmi’budûllâhe vercûl yevmel âhıre &#118;&#101; lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).<br />
Ve Medyen (halkına), onların kardeşi Şuayb’ı (gönderdik). O zaman onlara: “Ey kavmim! Allah’a kul olun &#118;&#101; ahiret gününü (Allah’a ulaşma gününü) dileyin. Yeryüzünde fesat çıkaranlar olarak azgınlık etmeyin (Allah’a ulaşmaya mani olmayın).” dedi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-37: Fe kezzebûhu fe ehazethumur recfetu fe asbehû fî dârihim câsimîn(câsimîne).<br />
Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı. Böylece kendi diyarlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar (helâk oldular).</p>
<p>29/ANKEBÛT-38: Ve âden &#118;&#101; semûde &#118;&#101; kad tebeyyene lekum min mesâkinihim, &#118;&#101; zeyyene lehumuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli &#118;&#101; kânû mustebsırîn(mustebsırîne).<br />
Ve Ad &#118;&#101; Semud kavmi, &#115;&#105;&#122;&#101; beyan edildi (gösterildi). Onların meskenlerinden (bahsedilerek) &#118;&#101; şeytan onlara amellerini süsledi. Böylece onları (Allah’ın) yolundan alıkoydu. Ve onlar görebilenlerdi (görerek inkâr edenlerdi).</p>
<p>29/ANKEBÛT-39: Ve kârûne &#118;&#101; fir’avne &#118;&#101; hâmâne &#118;&#101; lekad câehum mûsâ bil beyyinâti festekberû fîl ardı &#118;&#101; mâ kânû sâbikîn(sâbikîne).<br />
Ve andolsun ki Karun, firavun &#118;&#101; Haman’a, Musa (A.S) beyyinelerle (açık delillerle) geldi. Fakat onlar, yeryüzünde kibirlendiler. Ve onlar, (azabımızdan) kurtulanlar olmadılar.</p>
<p>29/ANKEBÛT-40: Fe kullen ehaznâ bi zenbih(zenbihi), fe minhum men erselnâ aleyhi hâsıbâ(hâsıben), &#118;&#101; minhum men ehazethussayhah(sayhatu), &#118;&#101; minhum men hasefnâbihil ard(arda), &#118;&#101; minhum men agraknâ, &#118;&#101; mâ kânâllâhu &#108;&#105; yazlimehum &#118;&#101; lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).<br />
Bunun üzerine hepsini günahlarıyla yakaladık. Böylece onların bir kısmının üzerine kasırga gönderdik. Ve bir kısmını sayha (şiddetli ses dalgası) yakaladı, bir kısmını yerin dibine geçirdik &#118;&#101; bir kısmını da (suda) boğduk. Allah, onlara zulmedici olmadı. Ve lâkin onlar, nefslerine zulmediyorlardı.</p>
<p>29/ANKEBÛT-41: Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil ankebût(ankebûti), ittehazet beytâ(beyten) &#118;&#101; inne evhenel buyûti le beytul ankebût(ankebûti), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, (kendisine) ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır. Keşke onlar bilselerdi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-42: İnnallâhe ya’lemu mâ yed’ûne min dûnihî min şey’(şey’in), &#118;&#101; huvel azîzul hakîm(hakîmu).<br />
Muhakkak ki Allah, onların, O’ndan (Kendinden) başka taptıkları şeyleri bilir. Ve O; Azîz’dir (çok yüce) Hakîm’dir (hüküm &#118;&#101; hikmet sahibi).</p>
<p>29/ANKEBÛT-43: Ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâs(nâsi) &#118;&#101; mâ ya’kıluhâ illel âlimûn(âlimûne).<br />
Ve işte bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Ve onu, âlimlerden başkası akıl (idrak) edemez.</p>
<p>29/ANKEBÛT-44: Halakallâhus semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), inne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn(mu’minîne).<br />
Allah, semaları &#118;&#101; arzı hak ile halketti. Muhakkak ki bunda, mü’minler için mutlaka deliller vardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi &#118;&#101; ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), &#118;&#101; le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).<br />
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku &#118;&#101; salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan &#118;&#101; münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-46: Ve lâ tucâdilû ehlel kitâbi illâ billetî hiye ahsenu illellezîne zalemû minhum &#118;&#101; kûlû âmennâ billezî unzile ileynâ &#118;&#101; unzile ileykum &#118;&#101; ilâhunâ &#118;&#101; ilâhukum vâhıdun &#118;&#101; nahnu lehu muslimûn(muslimûne).<br />
Ve kitap ehli ile onlardan zulmedenler hariç, en güzel olandan başka bir şekilde mücâdele etmeyin. Ve “Biz, bize indirilene &#118;&#101; &#115;&#105;&#122;&#101; indirilene îmân ettik. Bizim İlâhımız &#118;&#101; sizin İlâhınız birdir (aynıdır). Ve biz, O’na teslim olanlarız.” deyin.</p>
<p>29/ANKEBÛT-47: Ve kezâlike enzelnâ ileykel kitâb(kitâbe), fellezîne âteynâ humul kitâbe yu’minûne bih(bihî), &#118;&#101; min hâulâi men yu’minu bih(bihî), &#118;&#101; mâ yechadu bi âyâtinâ illel kâfirûn(kâfirûne).<br />
Ve iþte böylece sana Kitab’ı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz O’na inanırlar. Ve bunlardan O’na (Kur’ân-ı Kerim’e) inananlar, kâfirler hariç, âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-48: Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin &#118;&#101; lâ tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtılûn(mubtılûne).<br />
Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O’nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-49: Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl ilm(ilme), &#118;&#101; mâ yechadu bi âyâtinâ illez zâlimûn(zâlimûne).<br />
Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-50: Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi âyâtun min rabbih(rabbihî), kul innemel âyâtu indallâh(indallâhi), &#118;&#101; innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).<br />
Ve: “Ona Rabbinden âyetler (mucizeler) indirilseydi olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Muhakkak ki âyetler (mucizeler), ancak Allah’ın katındadır. Ve ben, sadece apaçık bir nezirim (uyarıcıyım).”</p>
<p>29/ANKEBÛT-51: E &#118;&#101; lem yekfihim ennâ enzelnâ aleykel kitâbe yutlâ aleyhim, inne fî zâlike le rahmeten &#118;&#101; zikrâ &#108;&#105; kavmin yu’minûn(yu’minûne).<br />
Onlara okunmakta olan Kitab’ı, sana nasıl indirdiğimiz kendilerine kâfi gelmedi mi? Muhakkak ki mü’min olan bir kavim için bunda elbette rahmet &#118;&#101; zikir vardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-52: Kul kefâ billâhi beynî &#118;&#101; beynekum şehîdâ(şehîden), ya’lemu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), vellezîne âmenû bil bâtılı &#118;&#101; keferû billâhi ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).<br />
De ki: “Sizinle benim aramda şahit olarak Allah, kâfidir. Göklerde &#118;&#101; yerde ne varsa bilir.” Batıla inananlar &#118;&#101; Allah’ı inkâr edenler, işte onlar hüsranda olanlardır.</p>
<p>29/ANKEBÛT-53: Ve yesta’cilûneke bil azâb(azâbi), &#118;&#101; lev lâ ecelun musemmen le câehumul azâb(azâbu), &#118;&#101; le ye’tiyennehum bagteten &#118;&#101; hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).<br />
Ve azabı senden acele istiyorlar. Eğer zamanı belirlenmiş olmasaydı, azap onlara mutlaka (hemen) gelirdi. Ve (azap), onlara mutlaka ansızın &#118;&#101; onlar farkında değilken gelecek.</p>
<p>29/ANKEBÛT-54: Yesta’cilûneke bil azâb(azâbi), &#118;&#101; inne cehenneme le muhîtatun bil kâfirîn(kâfirîne).<br />
Azabı senden acele istiyorlar. Muhakkak ki cehennem, kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır).</p>
<p>29/ANKEBÛT-55: Yevme yagşâhumul azâbu min fevkıhim &#118;&#101; min tahti erculihim &#118;&#101; yekûlu zûkû mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
O gün azap, üstlerinden &#118;&#101; ayaklarının altından onları kaplayacak. Ve (Allah), “Yapmış olduğunuz şeyleri (cezasını) tadın!” diyecek.</p>
<p>29/ANKEBÛT-56: Yâ ıbâdıyellezîne âmenû inne ardî vâsiatun fe iyyâye fa’budûn(a’budûni).<br />
Ey âmenû olan (Bana ulaşmayı dileyen) kullarım, muhakkak ki Benim arzım geniştir. Öyleyse yalnız Bana kul olun!</p>
<p>29/ANKEBÛT-57: Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne).<br />
Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz.</p>
<p>29/ANKEBÛT-58: Vellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti le nubevviennehum minel cenneti gurafan tecrîmin tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, ni’me ecrul âmilîn(âmilîne).<br />
Ve onlar ki âmenû oldular (Allah’a ulaşmayı dilediler) &#118;&#101; salih amel (nefs tezkiyesi) işlediler. Onları mutlaka, altından nehirler akan cennette köşklere yerleştireceğiz. Orada ebediyyen kalıcıdırlar. Salih (nefsi ıslâh edici) amel işleyenlerin ecri (mükâfatı) ne güzel!</p>
<p>29/ANKEBÛT-59: Ellezîne saberû &#118;&#101; alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).<br />
Onlar, sabrın sahipleri &#118;&#101; Rab’lerine tevekkül edenlerdir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-60: Ve keeyyin min dâbbetin lâ tahmilu rızkahâ allâhu yerzukuhâ &#118;&#101; iyyâkum &#118;&#101; huves semîul alîm(alîmu).<br />
Ve hayvanlardan niceleri vardır ki kendi rızkını taşımaz. Allah, onları rızıklandırır &#118;&#101; sizi de. Ve O; en iyi işitendir, en iyi bilendir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-61: Ve le &#105;&#110; seeltehum men halakas semâvâti vel arda &#118;&#101; sehhareş şemse vel kamere le yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), fe ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).<br />
Ve muhakkak ki eğer sen onlara, “Gökleri &#118;&#101; yerleri kim yarattı, Güneş &#118;&#101; Ay’ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?” diye sorarsan mutlaka, “Allah” derler. O halde nasıl (haktan batıla) döndürülüyorlar?</p>
<p>29/ANKEBÛT-62: Allâhu yebsutur rızka &#108;&#105; men yeşâu min ibâdihî &#118;&#101; yakdiru leh(lehu), innallâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun).<br />
Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletir. Ve onun için taktir eder (daraltır). Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir.</p>
<p>29/ANKEBÛT-63: Ve le &#105;&#110; seeltehum men nezzele mines semâi mâen fe ahyâ bihil arda min ba’di mevtihâ le yekûlunnallâh(yekûlunnallâhu), kulil hamdu lillâh(lillâhi), bel ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).<br />
Ve eğer onlara: “Semadan suyu indiren &#118;&#101; böylece onunla arza ölümünden sonra hayat veren kimdir?” diye sorarsan mutlaka, “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a aittir.” Hayır, onların çoğu akıl etmezler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-64: Ve mâ hâzihil hayâtud dunyâ illâ lehvun &#118;&#101; laib(laibun), &#118;&#101; inned dârel âhırete le hiyel hayevân(hayevânu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Ve bu dünya hayatı, oyun &#118;&#101; eğlenceden başka bir şey değildir. Muhakkak ki ahiret yurdu, elbette o gerçek hayattır. Keşke bilselerdi.</p>
<p>29/ANKEBÛT-65: Fe izâ rakibû fîl fulki deavûllâhe muhlisîne lehud dîn(dîne), fe lemmâ neccâhum ilel berri izâ hum yuşrikûn(yuşrikûne).<br />
Gemiye bindikleri zaman, dîni O’na halis kılarak Allah’a dua ederler. Fakat, onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman, onlar hemen şirk koşarlar.</p>
<p>29/ANKEBÛT-66: Li yekfurû bimâ âteynâhum &#118;&#101; &#108;&#105; yetemettaû, fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Onlara verdiğimiz şeyleri inkâr etsinler (nankörlük etsinler) &#118;&#101; metalansınlar (faydalansınlar) diye. Ama yakında bilecekler.</p>
<p>29/ANKEBÛT-67: E &#118;&#101; lem yerev ennâ cealnâ haramen âminen &#118;&#101; yutehattafun nâsu min havlihim, &#101; fe bil bâtılı yu’minûne &#118;&#101; bi ni’metillâhi yekfurûn(yekfurûne).<br />
Onun etrafındaki insanlar (zorla) kapılıp götürülürken (esir alınıp) malları alınırken, onu (Mekke’yi) haram (hürmet edilen, kargaşadan yasaklanan) &#118;&#101; emin bir yer kıldığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla mı inanıyorlar &#118;&#101; Allah’ın ni’metini inkâr mı ediyor?</p>
<p>29/ANKEBÛT-68: Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhi keziben ev kezzebe bil hakkı lemmâ câeh(câehu), &#101; leyse fî cehenneme mesven lil kâfirîn(kâfirîne).<br />
Ve Allah’a yalanla iftira edenden veya kendisine hak geldiği zaman onu tekzip edenden (yalanlayandan) daha zalim kim vardır? Kâfirler için barınacak yer cehennemde değil mi?</p>
<p>29/ANKEBÛT-69: Vellezîne câhedû fînâ le nehdiyennehum subulenâ &#118;&#101; innallâhe le meal muhsinîn(muhsinîne).<br />
Ve Bizim uğrumuzda (nefsleri ile &#118;&#101; Allah’ın düşmanları ile) cihad edenleri, mutlaka Bizim yollarımıza (Sıratı Mustakîmler’e) hidayet ederiz (ulaştırırız). Ve muhakkak ki Allah, mutlaka muhsinlerle beraberdir.</p>
<p><a href="http://www.muslumanlik.com/dosya/PDF/sureler/Sura29.pdf" target="_blank"><img src="http://www.muslumanlik.com/wp-content/uploads/2011/07/sure-pdf.png" alt="" /></a></p>
<p>mp3 olarak : <a title="indir" href="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/029-ankebut.mp3">indir</a><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/aIQRrRKQ1ZE" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/9jTtguW3bCY" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/29-ankebut-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/029-ankebut.mp3" length="3780678" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>30 Rum Suresi oku Dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/30-rum-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/30-rum-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 13:26:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1831</guid>
		<description><![CDATA[RÛM Bismillâhirrahmânirrahîm 30/RÛM-1: Elif lâm mîm. Elif, Lâm, Mîm. 30/RÛM-2: Gulibetir rûm(rûmu). Rumlar’a gâlip gelindi... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/30-rum-suresi-oku-dinle.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>RÛM</p>
<p>Bismillâhirrahmânirrahîm</p>
<p>30/RÛM-1: Elif lâm mîm.<br />
Elif, Lâm, Mîm.</p>
<p>30/RÛM-2: Gulibetir rûm(rûmu).<br />
Rumlar’a gâlip gelindi (Rumlar mağlûp oldular).</p>
<p>30/RÛM-3: Fî ednel ardı &#118;&#101; hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).<br />
Ve onlar, yakın bir yerde, yenilmelerinden sonra gâlip gelecekler.</p>
<p>30/RÛM-4: Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu &#118;&#101; min ba’d(ba’du), &#118;&#101; yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).<br />
Birkaç (3 ile 9) sene içinde. Bundan önce de sonra da emir, Allah’ındır. O gün mü’minler, ferahlayacaklar (sevinecekler).</p>
<p>30/RÛM-5: Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), &#118;&#101; huvel azîzur rahîm(rahîmu).<br />
Allah’ın yardımı ile Allah, dilediğine yardım eder. Ve O; Azîz’dir (yüce, üstün), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli eden).</p>
<p>30/RÛM-6: Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu &#118;&#101; lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
(Bu), Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler.</p>
<p>30/RÛM-7: Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, &#118;&#101; hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).<br />
Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır.</p>
<p>30/RÛM-8: E &#118;&#101; lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda &#118;&#101; mâ beynehumâ illâ bil hakkı &#118;&#101; ecelin musemmâ(musemmen) &#118;&#101; inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).<br />
Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri &#118;&#101; yeri &#118;&#101; ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile &#118;&#101; belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab’lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.</p>
<p>30/RÛM-9: E &#118;&#101; lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, &#118;&#101; esârûl arda &#118;&#101; amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ &#118;&#101; câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu &#108;&#105; yazlimehum &#118;&#101; lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).<br />
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki onlardan öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna baksınlar? Kuvvet bakımından onlardan daha güçlüydüler &#118;&#101; yeri (toprağı) altüst etmişlerdi. Onların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onların resûlleri onlara beyyinelerle (ispat vasıtaları &#118;&#101; delillerle) gelmişti. Allah, onlara zulmetmiyordu &#118;&#101; lâkin onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.</p>
<p>30/RÛM-10: Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi &#118;&#101; kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).<br />
Sonra fenalık yapanların akıbetleri, Allah’ın âyetlerini tekzip etmeleri (yalanlamaları) &#118;&#101; onunla alay etmiş olmaları sebebiyle çok kötü oldu.</p>
<p>30/RÛM-11: Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).<br />
Allah, ilk olarak yaratmaya başlar sonra onu geri çevirir (eski haline iade eder). Sonra O’na döndürülürsünüz.</p>
<p>30/RÛM-12: Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).<br />
Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulduğu (koptuğu) gün, mücrimler cennetten ümitlerini keserler.</p>
<p>30/RÛM-13: Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû &#118;&#101; kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).<br />
Ve (şirk koştukları) ortaklarından şefaatçileri olmaz. Ve (onlar o gün) ortaklarını inkâr edenlerdir.</p>
<p>30/RÛM-14: Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).<br />
Ve o saatin vuku bulduğu (kıyâmetin koptuğu) gün, izin günü onlar fırkalara ayrılırlar.</p>
<p>30/RÛM-15: Fe emmellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).<br />
Fakat âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) &#118;&#101; amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, onlar bahçelerde (ni’met verilip) sevindirilirler.</p>
<p>30/RÛM-16: Ve emmellezîne keferû &#118;&#101; kezzebû bi âyâtinâ &#118;&#101; likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).<br />
Ve onlar ki (kâfirlerdir), âyetlerimizi inkâr &#118;&#101; tekzip ettiler (yalanladılar) &#118;&#101; ahirete ulaşmayı (hayattayken ruhu Allah’a ulaştırmayı tekzip ettiler). İşte onlar, azap içinde hazır bulundurulanlardır.</p>
<p>30/RÛM-17: Fe subhânallâhi hîne tumsûne &#118;&#101; hîne tusbıhûn(tusbıhûne).<br />
Öyleyse akşam &#118;&#101; sabah vaktinde Allah’ı tesbih edin (münezzeh kılın)!</p>
<p>30/RÛM-18: Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı &#118;&#101; aşiyyen &#118;&#101; hîne tuzhırûn(tuzhırûne).<br />
Ve göklerde &#118;&#101; yerde hamd, O’na mahsustur. İkindide &#118;&#101; öğle vaktinde (O’na hamdedin)!</p>
<p>30/RÛM-19: Yuhricul hayye minel meyyiti &#118;&#101; yuhricul meyyite minel hayyi &#118;&#101; yuhyil arda ba’de mevtihâ, &#118;&#101; kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).<br />
O, ölüden diriyi çıkarır &#118;&#101; diriden ölüyü çıkarır. Ve arzı (toprağı), ölümünden sonra diriltir. Ve işte (tıpkı) bunun gibi (topraktan) çıkarılacaksınız.</p>
<p>30/RÛM-20: Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).<br />
Ve O’nun âyetlerinden (mucizelerinden)dir ki, sizi topraktan yarattı. Sonra siz, beşer (insan) haline gelince (çoğalıp yeryüzünde) yayılırsınız.</p>
<p>30/RÛM-21: Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen &#108;&#105; teskunû ileyhâ &#118;&#101; ceale beynekum meveddeten &#118;&#101; rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).<br />
Ve O’nun âyetlerinden olarak sizin için nefslerinizden zevceler yaratmıştır ki, onunla sukûn bulasınız. Ve sizin aranızda sevgi &#118;&#101; rahmet (merhamet) kıldı (oluşturdu). Muhakkak ki bunda, tefekkür eden (düşünen) bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.</p>
<p>30/RÛM-22: Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum &#118;&#101; elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).<br />
Ve O’nun âyetlerindendir ki, gökleri &#118;&#101; yeri yaratmıştır &#118;&#101; lisanlarınız &#118;&#101; renkleriniz (birbirinden) farklıdır. Muhakkak ki bunda, âlimler için mutlaka âyetler (deliller) vardır.</p>
<p>30/RÛM-23: Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kavmin yesmeûn(yesmeûne).<br />
Ve O’nun âyetlerindendir ki, siz gece uyursunuz &#118;&#101; gündüz O’nun fazlından istersiniz. Muhakkak ki bunda, işiten bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.</p>
<p>30/RÛM-24: Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen &#118;&#101; tamaan, &#118;&#101; yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).<br />
Ve O’nun âyetlerindendir ki, korku &#118;&#101; ümit olarak &#115;&#105;&#122;&#101; şimşeği gösterir. Ve gökten su indirir, böylece onunla, ölümünden sonra arzı (toprağı) diriltir. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır.</p>
<p>30/RÛM-25: Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).<br />
Ve O’nun âyetlerindendir ki, gök &#118;&#101; yer O’nun emri ile (dengede) durur. Sonra sizi bir tek davetle çağırdığı zaman yerden (kabirden) çıkacaksınız.</p>
<p>30/RÛM-26: Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).<br />
Ve göklerde &#118;&#101; yerde bulunan herkes, O’nundur. Hepsi O’na kanitindir.</p>
<p>30/RÛM-27: Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, &#118;&#101; huve ehvenu aleyh(aleyhi), &#118;&#101; lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), &#118;&#101; huvel azîzul hakîm(hakîmu).<br />
Ve O, O’dur ki ilk yaratışı başlatır &#118;&#101; sonra onu iade eder (eski haline döndürür). Bu, O’nun için çok kolaydır. Göklerde &#118;&#101; yerde yücelik sıfatı, O’nundur (O’na aittir). Ve O; Azîz’dir (çok yüce), Hakîm’dir (hikmet &#118;&#101; hüküm sahibi).</p>
<p>30/RÛM-28: : Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti &#108;&#105; kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).<br />
(Allah), &#115;&#105;&#122;&#101; kendi nefslerinizden örnek verdi. Sizi rızıklandırdığımız şeylerde, sizin sağ elinizin (altında bulunan) sahip olduğunuz (kölelerinizden) ortaklarınız var mı ki (o putlar da Allah’a ortak olsun), böylece onlarla eşit olasınız, onları birbirinizi saydığınız gıbı sayasınız. Akıl eden bir kavim için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.</p>
<p>30/RÛM-29: Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), &#118;&#101; mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).<br />
Hayır, zalimler ilim sahibi olmaksızın heveslerine tâbî oldular. Bundan sonra Allah’ın dalâlette bıraktığını kim hidayete erdirebilir? Ve onların yardımcıları da yoktur.</p>
<p>30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle &#108;&#105; halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu &#118;&#101; lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.</p>
<p>30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu &#118;&#101; ekîmûs salâte &#118;&#101; lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).<br />
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) &#118;&#101; O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.</p>
<p>30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum &#118;&#101; kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).<br />
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar &#118;&#101; grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.</p>
<p>30/RÛM-33: Ve izâ messen nâse durrun deav rabbehum munîbîne ileyhi summe izâ ezâkahum minhu rahmeten izâ ferîkun minhum bi rabbihim yuşrikûn(yuşrikûne).<br />
Ve insanlara bir zarar dokunduğu zaman Rab’lerine dua ederek, O’na yönelirler. Sonra onlara kendisinden rahmet tattırdığı (Rahîm esması ile hidayete erdirdiği) zaman onlardan bir kısmı Rab’lerine şirk (ortak) koşarlar (hidayetteyken dalâlete düşerler).</p>
<p>30/RÛM-34: Li yekfurû bimâ âteynâhum, fe temetteû fe sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).<br />
Onlara verdiklerimizi inkâr etsinler. Böylece metalansınlar (faydalansınlar). Yakında bilecekler.</p>
<p>30/RÛM-35: Em enzelnâ aleyhim sultânen fe huve yetekellemu bimâ kânû bihî yuşrikûn(yuşrikûne).<br />
Yoksa onlara bir sultan (delil, kitap) indirdik de böylece o (kitap onlara), O’na (Allah’a) şirk koşmalarını mı söylüyor?</p>
<p>30/RÛM-36: Ve izâ ezaknen nâse rahmeten ferihû bihâ, &#118;&#101; &#105;&#110; tusıbhum seyyietun bimâ kaddemet eydîhim izâ hum yaknetûn(yaknetûne).<br />
Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.</p>
<p>30/RÛM-37: EE &#118;&#101; lem yerev ennellâhe yebsutur rızka &#108;&#105; men yeşâu &#118;&#101; yakdir(yakdiru), inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kavmin yu’minûn(yu’minûne).<br />
Ve onlar, Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiğini &#118;&#101; (dilediğine) takdir ettiğini (daralttığını) görmediler mi? Muhakkak ki bunda, mü’min bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.</p>
<p>30/RÛM-38: Fe âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîl(sebîli), zâlike hayrun lillezîne yurîdûne vechallâhi &#118;&#101; ulâike humul muflihûn(muflihûne).<br />
Öyleyse akrabalara, miskinlere &#118;&#101; yolculara haklarını ver. Bu, Allah’ın vechi’ni (Allah’a ulaşmayı) dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.</p>
<p>30/RÛM-39: Ve mâ âteytum min riben &#108;&#105; yerbuve fî emvâlin nâsi fe lâ yerbû indallâh(indallâhi), &#118;&#101; mâ âteytum min zekâtin turîdûne vechallâhi fe ulâike humul mud’ıfûn(mud’ıfûne).<br />
Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah’a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah’ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz &#118;&#101; arttırmaz). Allah’ın vechini (Allah’a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zekât (yaptığınız (zikir)ler); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki nurları) artıranlar onlardır.</p>
<p>30/RÛM-40: Allâhullezî halakakum summe rezekakum summe yumîtukum summe yuhyîkum, hel min şurekâikum men yef’alu min zâlikum min şey’(şey’in), subhânehu &#118;&#101; teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).<br />
O Allah ki sizi yarattı. Sonra sizi rızıklandırdı (dünyada rızık verdi &#118;&#101; nefsinizin kalbini nurlarla doldurdu). Sonra sizi öldürecek, sonra da sizi diriltecek. Sizin ortaklarınızdan (putlarınızdan), bunlardan birini yapacak var mı? Allah Sübhan’dır (herşeyden münezzeh). Ve şirk koştukları şeylerden yücedir.</p>
<p>30/RÛM-41: Zaharel fesâdu fîl berri vel bahri bimâ kesebet eydin nâsi, &#108;&#105; yuzîkahum ba’dallezî amilû leallehum yerciûn(yerciûne).<br />
İnsanların elleriyle kazandıkları sebebiyle karada &#118;&#101; denizde fesat zuhur etti (ortaya çıktı), yaptıklarının bir kısmının onlara tattırılması için. Umulur ki böylece onlar, (Allah’a) dönerler (yönelirler).</p>
<p>30/RÛM-42: Kul sîrû fîl ardı fenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kabl(kablu), kâne ekseruhum muşrikîn(muşrikîne).<br />
De ki: “Yeryüzünde dolaşın. Böylece daha öncekilerin akıbetinin (sonlarının) nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu müşrik idiler.”</p>
<p>30/RÛM-43: Fe ekim vecheke lid dînil kayyimi min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâhi yevmeizin yassaddeûn(yassaddeûne).<br />
Öyleyse Allah’ın onu geri döndürmeyeceği o gün (kıyâmet günü) gelmeden önce vechini, kayyum (ezelden ebede kadar devam edecek) olan dîn için ikame et (kıyamda tut). İzin günü onlar bölük bölük ayrılırlar.</p>
<p>30/RÛM-44: Men kefere fe aleyhi kufruh(kufruhu), &#118;&#101; men amile sâlihan fe &#108;&#105; enfusihim yemhedûn(yemhedûne).<br />
Kim inkâr ederse küfrü (inkârı), kendi aleyhinedir. Ve kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa onlar, böylece kendi nefsleri için hazırlık yaparlar.</p>
<p>30/RÛM-45: Li yecziyellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti min fadlih(fadlihî), innehu lâ yuhıbbul kâfirîn(kâfirîne).<br />
(İşte bu) âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) &#118;&#101; salih amel (nefs tezkiyesi) yapanları, Kendi fazlından mükâfatlandırmak içindir. Muhakkak ki O (Allah), kâfirleri sevmez.</p>
<p>30/RÛM-46: Ve min âyâtihî en yursiler riyâha mubeşşirâtin &#118;&#101; &#108;&#105; yuzîkakum min rahmetihî &#118;&#101; &#108;&#105; tecriyel fulku bi emrihî &#118;&#101; &#108;&#105; tebtegû min fadlihî &#118;&#101; leallekum teşkurûn(teşkurûne).<br />
Ve O’nun (Allah’ın) âyetlerindendir ki, rüzgârları müjdeleyici olarak gönderir. Ve rahmetinden &#115;&#105;&#122;&#101; tattırır. Ve emri ile gemileri yüzdürür. Ve O’nun fazlından istersiniz &#118;&#101; böylece siz şükredersiniz.</p>
<p>30/RÛM-47: Ve lekad erselnâ min kablike rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fentekamnâ minellezîne ecramû, &#118;&#101; kâne hakkan aleynâ nasrul mu’minîn(mu’minîne).<br />
Ve andolsun ki, senden önce onların kavmine resûller gönderdik. Böylece onlara beyyineler (kesin deliller) getirdiler. Bunun üzerine mücrimlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım, Bizim üzerimize hak oldu.</p>
<p>30/RÛM-48: Allâhullezî yursilur riyâha fe tusîru sehâben fe yebsutuhu fîs semâi keyfe yeşâu &#118;&#101; yec’aluhu kisefen fe terel vedka yahrucu min hılâlih(hılâlihî), fe izâ esâbe bihî men yeşâu min ibâdihî izâ hum yestebşirûn(yestebşirûne).<br />
O Allah’tır ki, rüzgârları gönderir, böylece bulutları hareket ettirir. Sonra semada onu dilediği gibi yayar. Ve onu kısımlara ayırır, bundan sonra onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Böylece kullarından dilediğine onu (yağmuru) isabet ettirdiği zaman onlar sevinirler.</p>
<p>30/RÛM-49: Ve &#105;&#110; kânû min kabli en yunezzele aleyhim min kablihî le mublisîn(mublisîne).<br />
Ve onlar, onun (yağmurun) onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi.</p>
<p>30/RÛM-50: Fenzur ilâ âsâri rahmetillâhi keyfe yuhyil arda ba’de mevtihâ, inne zâlike le muhyîl mevtâ, &#118;&#101; huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).<br />
Öyleyse Allah’ın rahmetinin eserlerine bak. Ölümünden sonra arzı (yeryüzünü) nasıl diriltiyor? Muhakkak ki (O), ölüleri işte böyle gerçekten diriltendir &#118;&#101; O, herşeye kaadirdir.</p>
<p>30/RÛM-51: Ve le &#105;&#110; erselnâ rîhan fe raevhu musfarran le zallû min ba’dihî yekfurûn(yekfurûne).<br />
Ve eğer Biz, rüzgârı göndersek, böylece onu (ekinleri) sararmış görseler (bile) bundan sonra mutlaka inkâra devam ederler.</p>
<p>30/RÛM-52: Fe inneke lâ tusmiul mevtâ &#118;&#101; lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne).<br />
Öyleyse muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın, arkalarına dönüp gittikleri zaman sağırlara da daveti duyuramazsın.</p>
<p>30/RÛM-53: Ve mâ ente bi hâdil umyi &#97;&#110; dalâletihim, &#105;&#110; tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne).<br />
Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.</p>
<p>30/RÛM-54: Allâhullezî halakakum min da’fin summe ceale min ba’di da’fin kuvveten summe ceale min ba’di kuvvetin da’fen &#118;&#101; şeybeh(şeybeten), yahluku mâ yeşâu, &#118;&#101; huvel alîmul kadîr(kadîru).<br />
O Allah ki, sizi güçsüz (zayıf) bir şeyden (nutfeden) yarattı. Sonra zayıflığın ardından (sizi) kuvvetli kıldı. Sonra (sizi), kuvvetin ardından zayıf &#118;&#101; ihtiyar kıldı. O (Allah), dilediğini yaratır. Ve O; Âlim’dir (en iyi bilen), Kaadir’dir (herşeye gücü yeten).</p>
<p>30/RÛM-55: Ve yevme tekûmus sâatu yuksimul mucrimûne mâ lebisû gayra sâah(sâatin), kezâlike kânû yu’fekûn(yu’fekûne).<br />
Ve o saatin geldiği (kıyâmetin koptuğu) gün, mücrimler bir saatten fazla (mezarda) kalmadıklarına yemin ederler. İşte böyle döndürülüyorlardı (ölümden hayata döndürülüyorlardı).</p>
<p>30/RÛM-56: Ve kâlellezîne ûtûl ilme vel îmâne lekad lebistum fî kitâbillâhi ilâ yevmil ba’si fe hâzâ yevmul ba’si &#118;&#101; lâkinnekum kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).<br />
Ve ilim &#118;&#101; îmân verilenler: “Andolsun ki Allah’ın Kitabı’ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız.” dediler. İşte bu beas (yeniden diriliş) günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.</p>
<p>30/RÛM-57: Fe yevmeizin lâ yenfeullezîne zalemû ma’ziratuhum &#118;&#101; lâ hum yusta’tebûn(yusta’tebûne).<br />
O zaman izin günü (kıyâmet günü), zalimlere mazeretleri (özürleri) fayda vermeyecek. Ve onlardan (Allah’ı) razı etmeleri de istenmez.</p>
<p>30/RÛM-58: Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), &#118;&#101; le &#105;&#110; ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû &#105;&#110; entum illâ mubtılûn(mubtılûne).<br />
Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: “Siz sadece batılla uğraşan kimselersiniz.” derler.</p>
<p>30/RÛM-59: Kezâlike yatbaullâhu alâ kulûbillezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle tabeder (mühürler).</p>
<p>30/RÛM-60: Fâsbir inne va’dallâhi hakkun &#118;&#101; lâ yestahıffennekellezîne lâ yûkınûn(yûkınûne).<br />
Öyleyse sabret, muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Ve yakîn hasıl etmemiş olanlar (kesin bilgi sahibi olmayanlar), sakın seni hafifliğe sürüklemesinler.</p>
<p>Ses: <a title="indir" href="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/030-rum.mp3">indir</a><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/caxpnR23BHU" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/SVJz5XLg0Cc" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/30-rum-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/030-rum.mp3" length="3302310" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>31 Lokman Suresi oku Dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/31-lokman-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/31-lokman-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 13:12:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1829</guid>
		<description><![CDATA[LOKMÂN Bismillâhirrahmânirrahîm 31/LOKMÂN-1: Elif lâm mîm. Elif, Lâm, Mim. 31/LOKMÂN-2: Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi). Bunlar,... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/31-lokman-suresi-oku-dinle.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>LOKMÂN</p>
<p>Bismillâhirrahmânirrahîm</p>
<p>31/LOKMÂN-1: Elif lâm mîm.<br />
Elif, Lâm, Mim.</p>
<p>31/LOKMÂN-2: Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi).<br />
Bunlar, hakîm (hikmet &#118;&#101; hükümle dolu) olan Kitab’ın Âyetleri’dir.</p>
<p>31/LOKMÂN-3: Huden &#118;&#101; rahmeten lil muhsinîn(muhsinîne).<br />
Muhsinler için hidayet (e erdirici) &#118;&#101; rahmettir.</p>
<p>31/LOKMÂN-4: Ellezîne yukîmûnes salâte &#118;&#101; yu’tûnez zekâte &#118;&#101; hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).<br />
Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar) &#118;&#101; zekâtı verirler. Ve onlar, ahirete (Allah’a ulaşmaya) yakîn hasıl ederler (kesinlikle inanırlar).</p>
<p>31/LOKMÂN-5: Ulâike alâ huden min rabbihim &#118;&#101; ulâike humul muflihûn(muflihûne).<br />
İşte onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzerindedirler. Ve işte onlar; onlar felâha erenlerdir.</p>
<p>31/LOKMÂN-6: Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi &#108;&#105; yudılle &#97;&#110; sebîlillâhi bi gayri ilmin &#118;&#101; yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).<br />
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah’ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.</p>
<p>31/LOKMÂN-7: Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).<br />
Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).</p>
<p>31/LOKMÂN-8: İnnellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti lehum cennâtun na’îm(na’îmi).<br />
Muhakkak ki âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) &#118;&#101; salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm cennetleri vardır.</p>
<p>31/LOKMÂN-9: Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâ(hakkan), &#118;&#101; huvel azîzul hakîm(hakîmu).<br />
(Onlar) orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah’ın vaadi haktır. Ve O; Azîz’dir (yüce), Hakîm’dir (hüküm &#118;&#101; hikmet sahibi).</p>
<p>31/LOKMÂN-10: Halakas semâvâti bi gayri amedin terevnehâ &#118;&#101; elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum &#118;&#101; besse fîhâ min kulli dâbbeh(dâbbetin), &#118;&#101; enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).<br />
Gökleri, gördüğünüz gibi direksiz olarak yarattı &#118;&#101; sizi sarsar (sarsmasın) diye sabit &#118;&#101; yüksek dağlar oluşturdu. Orada &#104;&#101;&#114; çeşit yürüyen hayvandan üretip yaydı. Ve gökten su indirdik, böylece orada &#104;&#101;&#114; kerim (ikram edilmiş) bitkiden çift yetiştirdik.</p>
<p>31/LOKMÂN-11: Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnih(dûnihî), beliz zâlimûne fî dalâlin mubîn(mubînin).<br />
Bu, Allah’ın yaratmasıdır. Öyleyse O’ndan başkaları ne yarattı, bana gösterin! Hayır, zalimler, apaçık dalâlet içindedirler.</p>
<p>31/LOKMÂN-12: Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), &#118;&#101; men yeşkur fe innemâ yeşkuru &#108;&#105; nefsih(nefsihî), &#118;&#101; men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).<br />
Ve andolsun ki Lokman’a hikmet verdik ki, Allah’a şükretsin. Ve kim şükrederse, o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse (inkâr ederse), o taktirde muhakkak ki Allah; Gani’dir (kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur), Hâmid’dir (hamdedilen).</p>
<p>31/LOKMÂN-13: Ve iz kâle lukmânu libnihî &#118;&#101; huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).<br />
Ve Lokman, oğluna vaazederek (öğüt vererek) şöyle demişti: “Ey yavrum, Allah’a şirk koşma! Muhakkak ki şirk, azîm (çok büyük) bir zulümdür.”</p>
<p>31/LOKMÂN-14: Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin &#118;&#101; fisâluhu fî âmeyni enişkurlî &#118;&#101; &#108;&#105; vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).<br />
Ve Biz, insana anne &#118;&#101; babasına (bakmasını) vasiyet ettik (farz kıldık). Onu, annesi zorluk üzerine zorlukla taşıdı. Ve onun sütten kesilmesi iki yıldır. (Hem) Bana (hem) anne &#118;&#101; babana şükret! Dönüş, Bana’dır.</p>
<p>31/LOKMÂN-15: Ve &#105;&#110; câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ &#118;&#101; sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah’a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri &#115;&#105;&#122;&#101; haber vereceğim.</p>
<p>31/LOKMÂN-16: Yâ buneyye innehâ &#105;&#110; teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).<br />
Ey yavrum! Muhakkak ki o (amelin), bir hardal tanesi kadar dahi olsa &#118;&#101; o, bir kaya içinde veya göklerde veya yerde bile olsa, Allah onu, (kıyâmet günü hayat filminde karşına) getirir. Muhakkak ki Allah; Lâtif’tir (lütuf sahibi), Habîr’dir (haberdar olan).</p>
<p>31/LOKMÂN-17: Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbek(esâbeke), inne zâlike min azmil umûr(umûri).<br />
Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma’ruf ile (irfanla, iyilikle) emret &#118;&#101; münkerden (kötülükten) nehyet (münkeri yasakla, mani ol). Ve sana isabet eden şeylere (musîbetlere) sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (mutlaka yapılması gereken) işlerdendir.</p>
<p>31/LOKMÂN-18: Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi &#118;&#101; lâ temşi fîl ardı merahâ(merahan) innellâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).<br />
Ve insanlardan (kibirlenerek) yüz çevirme &#118;&#101; yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Muhakkak ki Allah, çalımla yürüyenlerin &#118;&#101; çok övünenlerin hiçbirini sevmez.</p>
<p>31/LOKMÂN-19: Vaksid fî meşyike vagdud min savtik(savtike), inne enkerel asvâti le savtul hamîr(hamîri).<br />
Ve yürüyüşünde mütevazi (alçakgönüllü) ol &#118;&#101; sesini alçalt (alçak sesle konuş). Muhakkak ki seslerin en çirkini, elbette hamirin (merkebin) sesidir.</p>
<p>31/LOKMÂN-20: EE lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti &#118;&#101; mâ fîl ardı &#118;&#101; esbega aleykum niamehu zâhireten &#118;&#101; bâtıneh(bâtıneten), &#118;&#101; minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin &#118;&#101; lâ huden &#118;&#101; lâ kitâbin munîr(munîrin).<br />
Göklerde &#118;&#101; yerlerdeki herşeyi, Allah’ın &#115;&#105;&#122;&#101; musahhar (emrinize amade) kıldığını görmediniz mi? Ve sizin üzerinizdeki görünen &#118;&#101; görünmeyen (açık &#118;&#101; gizli) ni’metlerini tamamladı. Ve insanlardan bir kısmı (hâlâ) ilmi, bir hidayete erdiricisi &#118;&#101; aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, Allah hakkında mücâdele ederler.</p>
<p>31/LOKMÂN-21: Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, &#101; &#118;&#101; lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).<br />
Ve onlara “Allah’ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbî olun!” denildiği zaman: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (putlara) tâbî oluruz.” dediler. Ve şeytan onları, alevli ateşin (cehennemin) azabına çağırıyor olsa da mı?</p>
<p>31/LOKMÂN-22: Ve men yuslim vechehu ilâllâhi &#118;&#101; huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, &#118;&#101; ilâllâhi âkibetul umûr(umûri).<br />
Ve kim muhsin olarak vechini Allah’a teslim ederse, o taktirde sağlam bir kulba tutunmuş olur. Ve işlerin sonucu Allah’a (ulaşır).</p>
<p>31/LOKMÂN-23: Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruh(kufruhu), ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amil(amilû), innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).<br />
Ve kim inkâr ederse, onun küfrü seni mahzun etmesin (üzmesin)! Onların dönüşü, Bize’dir. Böylece yaptıkları şeyleri (amelleri) onlara haber vereceğiz. Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.</p>
<p>31/LOKMÂN-24: Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîz(galîzin).<br />
Onları biraz metalandırırız (geçindiririz). Sonra onları ağır bir azaba maruz bırakırız.</p>
<p>31/LOKMÂN-25: Ve le &#105;&#110; seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh(yekûlunnellâhu), kulil hamdulillâh(hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).<br />
Ve eğer onlara: “Gökleri &#118;&#101; yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka “Allah” derler. “Hamd Allah’a aittir.” de. Hayır, onların çoğu bilmezler.</p>
<p>31/LOKMÂN-26: Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).<br />
Göklerde &#118;&#101; yerde olanlar, Allah’ındır. Muhakkak ki O; Gani’dir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), Hamîd’dir (hamdedilen).</p>
<p>31/LOKMÂN-27: Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).<br />
Ve eğer arzda (yeryüzünde) bulunan ağaçlar kalem olsaydı &#118;&#101; denizler (mürekkep olsaydı) &#118;&#101; ondan sonra, onun yedi katı daha deniz eklenseydi, Allah’ın kelimeleri tükenmezdi. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir (çok yüce), Hakîm’dir (hüküm &#118;&#101; hikmet sahibi).</p>
<p>31/LOKMÂN-28: Mâ halkukum &#118;&#101; lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdeh(vâhıdetin), innallâhe semîun basîr(basîrun).<br />
Sizin yaratılmanız &#118;&#101; beas edilmeniz (yeniden diriltilmeniz), ancak tek bir nefsin yaratılması (beas edilmesi) gibidir. Muhakkak ki Allah; Sem’î’dir (en iyi işiten), Basîr’dir (en iyi gören).</p>
<p>31/LOKMÂN-29: E lem tere ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri &#118;&#101; yûlicun nehâre fîl leyli, &#118;&#101; sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen &#118;&#101; ennallâhe bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).<br />
Allah’ın geceyi gündüzün içine &#118;&#101; gündüzü gecenin içine soktuğunu görmedin mi? Güneş’i &#118;&#101; Ay’ı musahhar (emre amade) kıldı. Hepsi belirli bir süreye kadar (yörüngesinde) seyreder. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.</p>
<p>31/LOKMÂN-30: Zâlike bi ennellâhe huvel hakku &#118;&#101; enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu &#118;&#101; ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).<br />
İşte bu, Allah’ın hak olması sebebiyledir. Ve O’ndan başka taptıkları şeyler mutlaka batıldır. Muhakkak ki Allah; Âli’dir (yüce), Kebir’dir (büyük).</p>
<p>31/LOKMÂN-31: E lem tere ennel fulke tecrî fîl bahri bi ni’metillâhi &#108;&#105; yuriyekum min âyâtih(âyâtihî) inne fî zâlike le âyâtin &#108;&#105; kulli sabbârin şekûr(şekûrin).<br />
Gemilerin denizde Allah’ın ni’metiyle (yüzerek) seyrettiğini görmedin mi? Âyetlerinden &#115;&#105;&#122;&#101; göstermek için. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin &#118;&#101; şükredenlerin hepsi için elbette âyetler (deliller, ibretler) vardır.</p>
<p>31/LOKMÂN-32: Ve izâ gaşiyehum mevcun kez zuleli deavûllâhe muhlisîne lehud dîn(dîne), fe lemmâ neccâhum ilel berri fe minhum muktesıd(muktesidun), &#118;&#101; mâ yechadu bi âyâtinâ illâ kullu hattârin kefûr(kefûrin).<br />
Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dîni O’na halis kılarak Allah’a yalvarırlar. Böylece onları karaya (çıkarıp) kurtardığımız zaman, bundan sonra onların bir kısmı mutedil davranırlar (aşırı gitmezler). Çok gaddar &#118;&#101; çok nankör olanlardan başkası ayetlerimizi ısrarla (bilerek) inkâr etmez.</p>
<p>31/LOKMÂN-33: Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun &#97;&#110; veledihî &#118;&#101; lâ mevlûdun huve câzin &#97;&#110; vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, &#118;&#101; lâ yagurrennekum billâhil garûr(garûru).<br />
Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez (yardım edemez). Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Garur (tagut), Allah’a karşı sakın sizi kandırmasın.</p>
<p>31/LOKMÂN-34: İnnallâhe indehu ilmus sâah(sâati), &#118;&#101; yunezzilul gays(gayse), &#118;&#101; ya’lemu mâ fîl erhâm(erhâmi), &#118;&#101; mâ tedrî nefsun mâzâ teksibu gadâ(gaden), &#118;&#101; mâ tedrî nefsun bi eyyi ardın temût(temûtu), innallâhe alîmun habîr(habîrun).<br />
Muhakkak ki o saatin (kıyâmetin) ilmi, Allah’ın katındadır. Ve yağmuru, (O) indirir &#118;&#101; rahimlerde olan şeyi (O) bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilemez (idrak edemez). Ve kimse arzın neresinde öleceğini bilemez (idrak edemez). Muhakkak ki Allah, Alîm’dir (en iyi bilen), Habîr’dir (haberdar olan).</p>
<p>mp3 olarak: <a title="indir" href="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/031-lokman.mp3">indir</a><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/xvYk-AsIDOg" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/31-lokman-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/031-lokman.mp3" length="2041446" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>32 Secde Suresi oku Dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle-2.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 13:05:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1827</guid>
		<description><![CDATA[SECDE Bismillâhirrahmânirrahîm 32/SECDE-1: Elif lâm mîm. Elif, Lâm, Mîm. 32/SECDE-2: Tenzîlul kitâbi lâ reybe fîhi... <a class="meta-more" href="http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle-2.html">more <span class="meta-nav">&#187;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SECDE</p>
<p>Bismillâhirrahmânirrahîm</p>
<p>32/SECDE-1: Elif lâm mîm.<br />
Elif, Lâm, Mîm.</p>
<p>32/SECDE-2: Tenzîlul kitâbi lâ reybe fîhi min rabbil âlemîn(âlemîne).<br />
Hakkında şüphe olmayan Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir.</p>
<p>32/SECDE-3: Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), bel huvel hakku min rabbike &#108;&#105; tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yehtedûn(yehtedûne).<br />
Yoksa “O’nu uydurdu” mu diyorlar? Hayır! O, Rabbinden bir haktır. Senden önce kendilerine nezir (peygamber) gelmemiş olan kavmi uyarman içindir. Umulur ki böylece onlar, hidayete ererler.</p>
<p>32/SECDE-4: Allâhullezî halakas semâvâti vel arda &#118;&#101; mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin &#118;&#101; lâ şefîi(şefîin), &#101; fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).<br />
O Allah ki; gökleri, yeri &#118;&#101; ikisinin arasındakileri altı günde halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti (arşı sevva etti, dizayn etti, vechi arşta karar kıldı). Sizin O’ndan başka dostunuz &#118;&#101; şefaatçiniz yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?</p>
<p>32/SECDE-5: Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).<br />
Gökten arza kadar emri (Allah’tan gelen &#118;&#101; Allah’a dönen herşeyi) tedbir eder (düzenler). Sonra bir günde O’na yükselir ki, (o bir günün) süresi, sizin (dünya ölçülerine göre) saymanızla 1000 senedir.</p>
<p>32/SECDE-6: Zâlike âlimul gaybi veş şehâdetil azîzur rahîm(rahîmu).<br />
İşte O, gaybı (görünmeyeni) &#118;&#101; görüneni bilen Azîz’dir (yüce), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).</p>
<p>32/SECDE-7: Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu &#118;&#101; bedee halkal insâni min tîn(tînin).<br />
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan &#118;&#101; insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.</p>
<p>32/SECDE-8: Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).<br />
Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).</p>
<p>32/SECDE-9: Summe sevvâhu &#118;&#101; nefeha fîhi min rûhihî &#118;&#101; ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).<br />
Sonra (Allah), onu dizayn etti &#118;&#101; onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü &#118;&#101; sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) &#118;&#101; fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.</p>
<p>32/SECDE-10: Ve kâlû &#101; izâ dalelnâ fîl ardı &#101; innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).<br />
Ve dediler ki: “Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?” Hayır, onlar, Rab’lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir.</p>
<p>32/SECDE-11: Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).<br />
De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”</p>
<p>32/SECDE-12: Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ &#118;&#101; semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).<br />
Ve keşke mücrimleri, Rab’lerinin huzurunda başlarını eğerek: “Rabbimiz, biz gördük &#118;&#101; işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk.” (derken) görseydin.</p>
<p>32/SECDE-13: Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ &#118;&#101; lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).<br />
Ve eğer dileseydik, bütün nefslere kendi hidayetlerini elbette verirdik (herkesi hidayete erdirirdik). Fakat Benim: “Mutlaka cehennemi, tamamen cinlerden &#118;&#101; insanlardan dolduracağım.” sözü(m) hak oldu.</p>
<p>32/SECDE-14: Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum &#118;&#101; zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).<br />
Öyleyse bu “likâe” (Allah’a ulaşma) gününüzü, unutmanızdan dolayı (azabı) tadın. Muhakkak ki Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.</p>
<p>32/SECDE-15: İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden &#118;&#101; sebbehû bi hamdi rabbihim &#118;&#101; hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).<br />
Fakat Bizim âyetlerimize îmân edenler (âmenû olanlar) onlardır ki, (âyetlerimiz) zikredildiği zaman (hemen) secde ederek yere kapanırlar. Ve Rab’lerini hamd ile tesbih ederler &#118;&#101; onlar kibirlenmezler.</p>
<p>32/SECDE-16: Tetecâfâ cunûbuhum anil medâcıi yed’ûne rabbehum havfen &#118;&#101; tamaan &#118;&#101; mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).<br />
Yanlarını yataktan uzaklaştırırlar (yan üstü yatarken kalkarlar). Rab’lerine korku &#118;&#101; ümitle dua ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (verirler).</p>
<p>32/SECDE-17: Fe lâ ta’lemu nefsun mâ uhfiye lehum min kurreti a’yun(a’yunin), cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
Artık hiçbir nefs (hiç kimse), yapmış olduklarına mükâfat olarak, onlar için gözaydınlığından nelerin saklı olduğunu bilmez.</p>
<p>32/SECDE-18: E fe men kâne mu’minen kemen kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevun(yestevune).<br />
Öyleyse mü’min olan kimse, fasık olan kimse gibi midir? Onlar müsavi (eşit) olmazlar.</p>
<p>32/SECDE-19: Emmellezîne âmenû &#118;&#101; amilûs sâlihâti fe lehum cennâtul me’vâ nuzulen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).<br />
Fakat âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dilemiş olanlar) &#118;&#101; salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, işte onlar için yapmış olduklarından dolayı ikram olarak meva cennetleri vardır.</p>
<p>32/SECDE-20: Ve emmellezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, &#118;&#101; kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).<br />
Ve fakat fasık olanlar, onların mevası (barınağı) ateştir. Oradan &#104;&#101;&#114; çıkmak istediklerinde oraya iade edilirler (geri döndürülürler). Ve onlara: “Ateşin azabını tadın! Ki onu tekzip etmiştiniz (yalanlamıştınız).” denir.</p>
<p>32/SECDE-21: Ve le nuzîkannehum minel azâbil ednâ dûnel azâbil ekberi leallehum yerciûn(yerciûne).<br />
Ve Biz, mutlaka büyük azaptan önce, daha yakın olan azaptan onlara elbette tattıracağız. Umulur ki, böylece onlar (Allah’a ulaşmayı dileyerek, Allah’a) dönerler.</p>
<p>32/SECDE-22: Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî summe a’rada anhâ, innâ minel mucrimîne muntekimûn(muntekimûne).<br />
Ve Rabbinin âyetleri zikredildikten (hatırlatıldıktan) sonra ondan yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, mücrimlerden intikam alacak olanlarız.</p>
<p>32/SECDE-23: Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fe lâ tekun fî miryetin min likâihî &#118;&#101; cealnâhu huden &#108;&#105; benî isrâîl(isrâîle).<br />
Ve andolsun ki Musa (A.S)’a kitap verdik. Bundan sonra sen, O’na (Allah’a) mülâki olmaktan (hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmaktan) şüphe içinde olma. Ve O’nu (Tevrat’ı) İsrailoğulları için hidayet rehberi (Allah’a ulaştırıcı) kıldık.</p>
<p>32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû &#118;&#101; kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).<br />
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık &#118;&#101; sabır sahibi oldukları &#118;&#101; âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.</p>
<p>32/SECDE-25: İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).<br />
Muhakkak ki senin Rabbin; O, kıyâmet günü ihtilâf etmiş oldukları şey konusunda onların arasını (haklıyı haksızdan) ayırır (hüküm verir).</p>
<p>32/SECDE-26: E &#118;&#101; lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyât(âyâtin), &#101; fe lâ yesmeûn(yesmeûne).<br />
Onları hidayete erdirmedi mi? Onlardan önceki nesillerden nicelerini helâk ettik (etmiş olmamız). Onların (evvelce) meskûn oldukları yerlerde (yurtlarında) dolaşıyorlar. Muhakkak ki bunda, elbette âyetler (deliller, ibretler) vardır. Hâlâ işitmeyecekler mi?</p>
<p>32/SECDE-27: E &#118;&#101; lem yerev ennâ nesûkul mâe ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihî zar’an te’kulu minhu en’âmuhum &#118;&#101; enfusuhum &#101; fe lâ yubsirûn(yubsirûne).<br />
Onlar, suyu kurak araziye nasıl sevkediyoruz görmediler mi? Böylece oradan ekinler çıkarırız, ondan hayvanları. Ve onlar yerler. Hâlâ görmüyorlar mı?</p>
<p>32/SECDE-28: Ve yekûlûne metâ hâzel fethu &#105;&#110; kuntum sâdikîn(sâdikîne).<br />
Ve eğer siz sadık(lar)sanız, “Bu fetih ne zaman?” derler.</p>
<p>32/SECDE-29: Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum &#118;&#101; lâ hum yunzarûn(yunzarûne).<br />
De ki: “Fetih günü, kâfir olanlara (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez &#118;&#101; onlara süre verilmez.”</p>
<p>32/SECDE-30: Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırûn(muntezırûne).<br />
Öyleyse artık onlardan yüz çevir &#118;&#101; bekle! Muhakkak ki onlar (da) bekleyenlerdir.</p>
<p><a href="http://www.muslumanlik.com/dosya/PDF/sureler/Sura32.pdf" target="_blank"><img src="http://www.muslumanlik.com/wp-content/uploads/2011/07/sure-pdf.png" alt="" /></a></p>
<p>mp3 olarak: <a title="indir" href="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/032-secde.mp3">indir</a><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/VmOe6k8SQGI" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.muslumanlik.com/audio/kuran/032-secde.mp3" length="1560054" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>33 Ahzab Suresi oku Dinle</title>
		<link>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle.html</link>
		<comments>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 12:48:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>islam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bütün Sureler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamikonular.net/?p=1823</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/keecwjEJsJ8" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/FoSTWngN4as" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe><br />
<iframe src="http://www.youtube.com/embed/i26d_WEoHAU" frameborder="0" width="420" height="315"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamikonular.net/32-secde-suresi-oku-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

