ESTETİK ANLAYIŞI VE MÜSLÜMANLIK

ESTETİK ANLAYIŞI VE MÜSLÜMANLIK

     İnsan, hayatı önce çevresinden görmeye başlar. Sokaklar, evler, bahçe ve parklar, şehir veya mahalleler, vasıtalar, ikamet ettiğimiz evler, yaşam alanlarımız, kıyafetler ve insandan vücuda gelen her unsur bu görüş açısının içine girer. Çevreden merkeze doğru yol alan bu sıralamada insanoğlu gördüğü her şeyi kendi estetik çerçevesinde görür ve değerlendirir. İnsanın fıtratından gelen bir haslettir bu. Çünkü insanı diğer varklıklardan farklı kılan şey akıl ve irade sahibi olmasıdır. İşte bu sebepledir ki insan ilk yaşam tecrübesinden itibaren çevresini kendince düzenler ve kendi zevkleri/estetik algılamaları vechesiyle güzelleştirmeye çalışır. Fıtri olan bu haslet insana sadece tohum olarak verilmiştir. Bu tohumu yeşertip meyve verir bir ağaç haline getirmek ise eğitimle mümkündür. Eğitim derken, bunu sınıflarda verilen kurumsal eğitimle sınırlı tutmamak gerekiyor. Çünkü insanın estetik anlayışı daha çok içinde bulunduğu kültür ve medeniyetin dinamikleriyle beslenir. İslam havzasında yaşayan biz Müslüman toplumlar için belirleyici olan temel estetik kaynağı Kur’an ve Sünnettir. Her ne kadar iki yüz yıldır üzerimize bir leke gibi yapışan batılılaşma sevdası sebebiyle medeniyetimizin izleri silinmeye çalışılsa da toplum, bir şekilde aldığı her yeniliği kendi örf ve değerlerine uyarlama yolunu tercih etmiştir. Bu durum da ister istemez kaotik bir görüntü ortaya çıkarmıştır. Kimi zaman ucubeleşmenin sınırlarına kadar varan bu kırılmalar, ister istemez estetik anlayışımızı yeni baştan kurmak gereğini sorgulamamıza vesile olmuştur. Son yıllarda yaygınlaşan çok katlı yapılaşmalar, cadde ve sokak düzenlemeleri, AVM’ler, kıyafet alışkanlıkları bu sorgulamanın temelinde yer almaktadır. İlk kez Fransa’da ortaya çıkan apartman kültürünün nasıl olup da ülkemizde bu denli yaygınlaştığını, bir hayat tarzı haline geldiğini, devlet eliyle yapılan çok katlı apartmanların medeniyetimizin yapı taşı olan “İnsan”ı nasıl da ötekileştirdiğini sorgulamak da, bu estetik anlayışın yeniden inşasında bizlere yol gösterecektir.

     MÜSLÜMAN ESTETİĞİ

     Hayat kitabı olarak gönderilen Yüce Kur’an, yaşadığımız hayatın her alanında güzel olmayı, güzel yapmayı, güzeli aramayı; kısacası estetik bir hayat yaşamayı, Nebisi “Yaşayan Kur’an” Hz. Muhammed (Sav) ile öğretir bize. “Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti.” buyuran Peygamber (Sav) çok açık ve net bir şekilde ve “Allah güzeldir ve güzel olanı sever” hakikatı ile Müslüman için ESTETİK hayat tarzından başka bir yolun olamayacağını öğretir. Kur’an-ı Kerim’de inanç, ibadet ve davranışlar bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Biri, diğeri olmadan eksik kalır. İç içe olmalıdırlar. Güzellik anlayışımızın kaynağında “Ben gizli bir hazine idim; görmek, görünmek ve bilinmek istedim; bunun için alemi yarattım” Hadis-i Kudsi’si bulunmaktadır. Aynı şekilde Peygamberimizden (Sav) bize ulaşan örnekler de bu anlayışımızı şekillendirmektedir. Şöyle ki; bir cenazeyi defnetmek üzere kazılan mezarda bir kusur görünce Peygamberimiz (Sav) “Şunu düzeltin” demişti. “Biraz sonra kapanacak” dediler, “Olsun, Mü’min bir şeyi yaptığında Allah, onu güzel ve düzgün yapmasını ister” buyurdular. Bu yaklaşım biz Müslümanlara, hayatı ve çevremizde olanları hangi çerçeveden değerlendirmemiz gerektiğine dair önemli ipuçları sunmaktadır. İslam toplumunda medeniyetin ve estetik anlayışın gelişmesinin ana motoru hiç şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim’dir. Onun içindir ki, ‘İslam Medeniyeti’ne ‘Kur’an Medeniyeti’ de denir. Medeniyet, o toplumun bilim, sanat ve kültürüdür. Kısacası bir yaşama biçimidir. Medeniyetler tarihi incelendiğinde, hemen hemen bütün medeniyetlerin öncelikle aksiyon planında ortaya çıktıkları, ardından düşünce ve estetik çerçevesinde bir dünya ve hayat nizamı sundukları görülür. Bir ‘hareketin’ medeniyet halini alması, düşünce ve estetik etrafında bir dünya kurmasıyla mümkündür. Çünkü, ancak bu evreleri tamamlayabilmiş hareketler insanlara bir hayat nizamı sunar ve medeniyet haline gelirler. Bu manada estetik, medeniyetin kimliğine ve şahsiyetine ait yapıcı bir unsurdur. İslam medeniyeti, tarihi süreç içerisinde insanlara sunduğu hayat nizamını estetik dünyasıyla sağlam bir zemine oturtmuştur. Onun inşa ettiği dünyada insanlar estetiği hem yaşamış hem de bu inşa sürecine katkıda bulunarak onun her devirde ayrı bir zenginlikle yer almasına vesile olmuşlardır. Medeniyetlerin vitrini mahiyetinde kabul edebileceğimiz estetik, insanın gündelik hayatından edebiyata, mimariye, musikiye değin onlarca alanı düzenleyici tesirli bir unsurdur.

     Yüce kitabımız Kur’an, insandaki imanın kemalinde öncelikle iç güzelliği, akabinde ise dış güzelliği ister. Namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerde ise rıza-i ilahi ile birlikte, gerek bireysel, gerekse toplumsal güzelliklerin ortaya konmasını emreder. Kur’an’daki güzel davranışların ifade şekli, baştan sona hayatın estetik olması üzerine kurguludur. “En güzel Yaratıcı, Allah’ın güzel isimleri, en güzel kıssa, hüsnü zan’da bulunmak, güzel sabır, güzel sözlü olmak, güzel işlerde aracı olmak, güzel borç vermek, güzel örnek, güzel rızık, güzel tebliğ, anlaşmaları güzel yazmak” bunun örneklerinden sadece birkaçıdır. Kur’an-ı Kerim’de estetiğin (güzelliğin) nitelikleri; kusursuzluk, ölçü ve ahenk, simetri ve orta yol olarak ifade edilir. Hiç şüphesiz insan “en güzel şekilde yaratılmış” olduğundan, fıtratının gereği olarak ilişkilerinde de estetik olmalıdır. Güzel olan kaba güzel şeyler konur. Kuyumcu vitrine kaba saba tenekeler nasıl yakışmazsa, insana da estetik olmayan haller yakışmaz. Dünyada gelmiş geçmiş en estetik insan, hiç şüphesiz ki Hz. Muhammed (Sav)’dir. Kapısı vurulduğunda, gelen misafirlerine dağınık görünmemek için içi su dolu küpe giderek, oradaki yansımadan yararlanıp saçını başını düzeltmesi bunun en ince örneklerindendir. Bugün insan ilişkilerinde; kılık kıyafet temizliği ve uyumu, yüzüne tebessümle bakmak, anlaşılır konuşmak, argodan uzak durmak, sıcak temas gibi güven verici haller, en güzel şekli ile Hz. Peygamber’de (Sav) mevcuttur. O, bütün insanlık için estetikte de bir deniz feneridir. Bu modele yakınlık, ilişkileri güzelleştirir, uzaklık ise ilişkileri bozar.

     ÇEVRESİNE ve TARİHİNE DUYARLI NESİLLER

   

     Durup düşünelim. Çevremizde gördüğümüz yapılar, şehirler ve dahi insanlar… Ne kadarı yukarıda bahsetmeye çalıştığımız Müslüman estetiğini yansıtıyor? Ecdadımız sadece sokakları ve evleriyle değil aynı zamanda kabristanlarıyla, bahçeleriyle, çeşmeleriyle, insana hürmeti esas alan anlayışıyla önümüzde eşsiz bir örnek olarak durmaktadır. Komşuluk ilişkilerini ortadan kaldıran, insana saygıyı hiçe sayan bir betonlaşma tüm hızıyla şehirlerimizi tarumar ederken bunların gölgesinde kalan ecdadın mirasını nereye koymalıyız? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir anlayıştan “Devleti yaşat ki insan yaşasın” anlayışına evrilen bir süreçtir bahsetmeye çalıştığımız. Özellikle dini mimaride Yaradanın büyüklüğüne vurgu yapan, merhameti esas alan bir medeniyetin torunlarıyız. Nice kervansaray, imarethane, şifahane, köprü, kemer, han, medrese ve nice vakıf eserleri bizlere estetiğin nerede başladığını ve nerede bittiğini gösteriyor aslında. Konuyla ilgili olarak kendisi de bir restoratör ve ecdad aşığı olan Safiyuddin Erhan Bey’in sözlerine kulak verelim: “Tarih içinde birikmiş çeşitli ve zengin kültürümüzün açık sergisi nice değerler kültür ihaneti sebebi ile iyi anlaşılamadığından, yeni yapılan kabirler ve onların yazılı taşlarında hiçbir üslup ve şahsiyet görülmeyip; kendi dedesinin mezar taşını anlayamayan, onun yazısını okuyamayan yabancı nesiller ortaya çıkartılmıştır. Büyük bir hakimiyetle süren saltanatlı devrin yaşanarak ortaya çıkmış kültürünü ve eserlerini şuurla tanıması ve onlara sahip çıkması gereken halkımızdaki hayat tarzı, tercih ve tamahlardaki değişiklik sebebiyle bozulma artmış; sonradan çıkartılıp yürürlüğe konan kanun ve yönetmelikler de koruma ve sahiplenmeye hizmet edememiştir. Bütün bu kültür erozyonu içinde, hiss-i diniyesinin tatminini cami vs. yaptırtmakta arayan kasdi veya pek çok iyi niyetli teşebbüslerle; göz önünde çok kolay taklit edilebilecek asli örnekler dahi varken eskisi yıkılarak veya yeniden, hiçbir mimari disiplin ve üslupla bağdaşmayan ama cami olduğunu iddia ettikleri garip yapılar ortaya çıkarılmaktadır. Halbuki dinini ve usul erkanını değiştirmeyen milletlerin, ibadethanelerinin içerisinde hissedebilecekleri manevi mimari iklimi de değiştirmelerinin hiçbir lüzumu olmamalıdır. İslam asarını tetkik eden ecânibin, eski ile yeni arasında gördükleri bu tezat karşısında ‘devlerin ülkesinde cüceler yaşamakta’ dediklerini; kıymetli eserlerin etrafında gecekondular veya onları gölgeleyen katlı betonlaşma hakkında ‘bu eserleri yapanlar bu binalarda oturamazlar, buralarda oturanlar da bu eserleri anlayamazlar’ şeklinde haklı tahliller yaptıklarını işitmekteyiz. ‘Allah’ı bilmek, kendini bilmek’ esaslı bir dine mensup olanların, daha mabedlerinin elle tutulur gözle görülür yerlerini idrak ve tatbikten mahrum ve bunlarla alakasız halde olmaları hasebiyle, bu ekmel dinin disiplinini ne kadar anlayıp ciddiye alabildikleri üzücü ve mahcup edici bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.”

     Safiyuddin Bey’in bu haklı çıkışını ecdadın bizlere ulaşan sesi olarak okumalıyız. Burada da bahsedildiği gibi günümüz için en azından taklitle başlayan ve zamanla kendisini yeniden inşa eden yeni bir estetik anlayışına ihtiyacımız var. Bu estetik anlayış; bizi tarihimizle birbirimize bağlayan, dinimizin ölçülerini dikkate alan, “insan”a hürmet eden nitelikleri barındırmalıdır. Bu sağlandığı takdirde başta mimari kültürümüz olmak üzere insanımızın vücuda getirdiği tüm kültürel unsurlar batılı tesirlerden sıyrılacak ve kendi öz benliğine kavuşacaktır.

     ESTETİK ÜZERİNE KAYNAKLAR

     Türkçede san’at ve estetik kuramları üzerine kaleme alınan eserlerin tamamına yakınında estetikle ilgili meseleler, Antik Yunanla başlatılıp modern Avrupa medeniyetinin inşa ettiği estetik dünya ile sonlandırılır. Bu çerçevede İslam estetiği yokmuş gibi davranılır. Estetik meseleleri irdeleyen bilimsel kitapların önemli bir kısmında, ilmi bir çalışmada olması gereken geniş tartışma zemininde, İslam estetiğiyle ilgili bir kaynak, dipnotta dahi zikredilmez. Türkçede Seyyid Hüseyin Nasr’dan, Muhammed Kutup’tan, Titus Burckhardt’tan yapılan tercümelere, Turan Koç, Turgut Cansever, Beşir Ayvazoğlu gibi yazar ve araştırmacılar tarafından kaleme alınan emek mahsulü az sayıdaki çalışmaya göz atmanızı tavsiye ediyoruz. Özellikle felsefe alanında telif ettiği veya tercüme yaptığı eserlerin yanı sıra İslam estetiğiyle ilgili de ciddi çalışmalar kaleme alan veya tercüme eden Turan Koç; İSAM yayınlarınca yayımlanan İslam Estetiği adlı çalışmasıyla, İslam estetiğini eskilerin ‘muhtasar-müfid’ diye nitelediği tarzda bir bütün halinde, anlaşılır bir üslupla ortaya koymuş, böylece başta yüksek öğretimde bu alanda çekilen kaynak sıkıntısına önemli bir çözüm getirmenin  yanında konuya ilgi duyan herkesin okuyup anlayabileceği ve konuyu kavrayabileceği tarzda bir esere imza atmıştır. Yazar bu kitabının önsözünde İslam dininin en güzel ifadesini ‘İman’, ‘İslam’ ve ‘İhsan’ kavramlarının ifade ettiği mananın terkibinde bulduğunu dile getirerek; bir Müslümanın davranışının onun kimliğinin İslam boyutunu, bu davranışı niçin yaptığının İman boyutunu, nasıl yaptığının ise ihsan boyutunu ortaya koyduğunu belirtir. Böylece özellikle ihsan boyutunun İslam’ın özüne ait bir mesele olduğunu, estetiğin bu noktadan beslendiğini vurgular: ‘İman, ihsanla güzelleşir ve görünür hale gelir. İhsan, imanın ahlaki ve estetik düzeyde bir tezahürüdür.‘ diyen yazar, İslam medeniyetinin dinin ihsan boyutunun ‘çiçeklenmesiyle’ meydana geldiğini ifade eder. Ele aldığı konu bağlamında ‘ihsanı’, ‘güzel olanı yapmak ve yaptığını sevgi ile güzel bir şekilde yapmak’ biçiminde tanımlayan Koç; dini hakikatlerin anlatılmasının, tebliğinin bu çerçevede değerlendirilebileceğini söyleyerek, bu konuların güzel temsille, yani dinin ihsan boyutuyla ilgili olduğunu belirtir.

     SORGULAYAN BİR NESİL

     Temel kaynaklara dönüş ve tarihi mirasımızı taklit ile başlayacak estetik anlayışımızdaki yenilik, her bireyin kendisini sorguladığı ve giyiminden tutun ev düzenine, davranışlarından tutun iş hayatına kadar kendisine çekidüzen verdiği bir süreçle devam edecektir. Ecdadın ayrıntılarda gizli olan estetik duyarlılığını anlayabilmek için zaman ayırmalı, zamanı ağırlaştırmalı, durup düşünmeliyiz. Geleceğe miras bırakacağımız yeni bir Müslüman estetik anlayışın tohumunu atmak neden bizlere nasip olmasın? Bu sorumluluğu bugünden tezi yok hayata geçirmek için, kendimizden başlayarak estetik çerçevemizi bir an önce yenilemeye ihtiyacımız var. Çok geç olmadan…

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*