EŞREFOĞLU RUMİ

EŞREFOĞLU RUMİ

Tekke Şiirinin öncülerinden Eşrefoğlu Rumi şiiri, dini düşünceyi halka ulaştırmada bir vasıta olarak gören mutasavvıf şairlerin hemen tamamında olduğu gibi ki bu geleneğin oluşumunda da ilklerdendir. Eşrefoğlu Rumi de de vezin sadece bir vasıtadır.

     Eşrefoğlu Rumi (1377-1469), 14. yüzyılın son çeyreği ile 15. yüzyılın üçüncü çeyreği arasında yaşamış bir mutasavvıf şairidir. Eşrefoğlunu daha iyi anlayabilmek için bu çağın siyasi olaylarını göz önünde bulundurmak gerekir.

15. yüzyıl Türk Edebiyatının büyük bir gelişme gösterdiği, Divan Edebiyatının kuruluş dönemini tamamlayarak klasik bir edebiyat görünümü kazanmaya başladığı bir çağdır.

ANADOLU İNSANI ÇIKIŞ ARADI

15. yüzyıl Anadolu’da sosyal, siyasi ve ekonomik buhranların baş gösterdiği bir dönemdir. Savaşlar, taht kavgaları, iktidar mücadeleleri ve istikrarsızlık insanların iç dünyalarına yönelmesini ve maddi olumsuzluklar karşısında bir bakıma maneviyat kalesine sığınmalarını sağlamıştır. İnsanlar acı çektikçe mevcut durumdan bir çıkış yolu aramaya ve daha fazla düşünmeye yönelirler. 15. yüzyıl Anadolu insanı için de aynı şeyler geçerlidir dersek yanılmış olmayız. Bu dönemde toplumun kanaat önderleri olan inançlı ve birikimli insanlar kendilerince çıkış yolları aramışlar ve insanları da bu yola çağırmışlardır. Bunda epeyce başarılı da olmuşlardır zira hayatları ve eserlerinden bahsedeceğimiz mutasavvıf şairler bugün bile Anadolu insanı için büyük öneme sahip kişilerdir. Yani dönemin karanlığı içerisinde toplumda yaşanan acıları ta yüreklerinde hisseden ve bu durumda insanımıza hem bir çıkış yolu hem de acılarını dindirecek bir kale olarak inançlarını, Allah’ı, onun Resulünü, kardeşliği ve sevgiyi işaret etmişlerdir. Anadolu insanı da onları hak ettiği yere koymuştur.

DEVLETİMİZİ ONLAR TOPARLADI

Dönemin düşünce dünyası için ve bugünkü düşünce ve inanç iklimi için etkisi tartışılmaz olan birçok tarikatın temellerinin bu dönemde atıldığını görüyoruz. Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Eşrefoğlu Rumi, Emir Sultan gibi mutasavvıflar Anadolu insanının inanç ve düşünce dünyasının şekillenmesinde önemli rol oynamışlardır. Ayrıca bu mutasavvıf şairlerin şiirleri bestelenerek yıllarca camilerde okunmuş hala da okunmaya devam etmektedir.

Eşrefoğlu Rumi; Yıldırım Beyazıd, Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fatih dönemlerini görmüş bir tekke şairidir. Özellikle Fetret dönemi olarak kabul edilen ve Timur istilasıyla Osmanlı’nın neredeyse tarihten silineceği bir zamanı ve akabinde toparlanışını ve hemen kısa bir süre sonra İstanbul’un Fethinin gerçekleştiğini görmüş bir şair olarak devletin dini anlamda toparlanışına da katkı yapmış, bu hususta tüm gayretini göstermiş bir şairdir. Yaşadığı coğrafyaya baktığımızda devletin ana merkezi civarında hayat sürmüş olduğunu ve siyasi olayları yakından müşahede ettiğini söylememizde de herhalde bir beis yoktur.

Siyasi iktidarlar devlet yönetimini sağlarlar fakat bu devletin vatan haline gelmesi hükümdarlardan ziyade kanaat önderlerinin işidir. Bu açıdan Anadolu’da dini tasavvufi düşüncenin yerleşmesinde Eşrefoğlunun oldukça önemli bir rolü bulunmaktadır.

EŞREFOĞLUNUN ŞİİRİ

      13. yüzyılda başlayan Türk İslam Edebiyatının 14. yüzyılın son çeyreği ile 15. yüzyılın ortalarına kadar oluşumu safhasındaki mutasavvıf şairleri düşündüğümüzde Yunus Emre’den sonra karşımıza çıkacak isimlerden en önemlisi Eşrefoğlu Rumi’dir. Bu ikisi arasında bulunan Aşık Paşa’yı, Mevlana takipçisi olarak kabul edersek, yazdıkları sade bir Anadolu Türkçesi ile halka inmiş ve halkı Hakk’a ulaştırmada oldukça başarılı olmuş şairlerden elimizde çok az şiiri bulunan Hacı Bayram-ı Veli’den sonra ilk sırayı alacak ilk isim de Eşrefoğlu Rumi’dir.

     Yunus Emre’den sonra şiirleri en çok ilahi formunda bestelenen ve yüzyıllardır Anadolu halkı tarafından büyük bir vecd ve zevkle dinlenen şair de yine Eşrefoğlu Rumi’dir.

     Şiiri, dini düşünceyi halka ulaştırmada bir vasıta olarak gören mutasavvıf şairlerin hemen tamamında olduğu gibi ki bu geleneğin oluşumunda da ilklerdendir. Eşrefoğlu Rumi’de de vezin sadece bir vasıtadır. Bu nedenle hem heceyi hem de aruzu kullanmıştır. Ama aruzda çok başarılı olduğu söylenemez.

     İster Tekke, ister Tasavvuf Edebiyatı diyelim Türk İslam Edebiyatı’nın oluşumunda Eşrefoğlu Rumi öncülerdendir. Özellikle din dilinin kullanımında çok başarılı olmuş bir şairdir. Yazdığı hemen her dörtlük veya beytin içeriğinde gizlenmiş bir ayet, bir hadis veya dini-ahlaki bir kuralı çok ustaca bir şekilde işlemiştir. Örneğin;

     Seni Hak niçün yarattı niye geldin bunda sen

     Anı bil kim bilmeğe getirdi seni Girdigar

     beyti, “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56) ayetinin ve

     Acep hayran u mestem kim

     Bilişten bilmezem yari

     Gözüm her kanda kim baksa

     Görünen suret-i Rahman

     dörtlüğü ise “Nereye dönersiniz, Allah’ın yüzü (zâtı) oradadır.” (Bakara Suresi, 115) ayetinin manevi iktibasıdır.

     Gönlümün bir köşesinde arş-ı Rahman gizlidir

     Katremin bir katresinde bahr-ı umman gizlidir

     —

     Hayal-i gayrdan gönlün safa kıl

     Ki safi gönüle dost konasıdır

     beyitleri “Yere göğe sığmadım, ancak bir mümin’in gönlüne sığdım.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, Beyrut 1985) anlamındaki kudsi hadisin

     Cifedir dünya anın talibi itler der Nebi

     Cife konan kişinin işi hasret ta ebed

     beyti ise “Dünya bir leştir ve onun taliplileri köpeklerdir.” (Acluni, a.g.e) hadisinin tercümeleri mahiyetindedir.

     ŞİİRLERİNİN DİLİ

     Şiirlerinde kullanmış olduğu kelimelerin büyük çoğunluğu bugün bile sıradan insanların oldukça rahat bir şekilde anlayacağı bir sadeliktedir. Allah-Çalap-Tanrı, cehennem-tamu-duzah, cennet-uçmak gibi aynı anlama gelen kelimeleri Türkçe, Arapça ve Farsça kökenli olmasına bakmadan bazen aynı beyitte birlikte kullanılmıştır.

     Sabr eden kullarını Allah sever

     Sabr edenleri Çalap kendi öğer

     …

     Sekiz uçmak bana sensiz cehennem

     Yedi tamu seninle reyahindir

     Sade bir Anadolu Türkçesi kullanan şair, medrese eğitimi almış ve dolayısıyla Arapça ve Farsça’yı rahat bir şekilde kullanabilecek bir donanımda olmasına rağmen bu yola fazla rağbet etmemiştir. Bir Şiirindeki

     Dost visali şerbetinin cürasına kasd eden

     Fani lezzetten geçer ol şehd ü sükkarı nider

     İfadelerinde olduğu gibi onun maksadı Dost’un şarabını içmektir, bunun için amacının dışında olan şeylere bakmaz.

     Divan şiirinin oluşumunu tamamlamış olduğu bir çağda, amacı şairlik olmadığından, şiirlerinde Divan şiirinin kurallarına bağlı kalmamış, bu şiirle aynı yöne akmakta olan Türk İslam Edebiyatı’nın temelinin oluşumunu hızlandırmış ve bu edebiyatı daha güçlü bir hale getirmiştir.Bugün itibariyle bizlere sıradan bir anlatım türü olarak gelen dini-tasavvufi imgelerin, remizlerin oluşumunda da Eşrefoğlu’nun büyük bir payı vardır. Bu anlamda yaşadığı çağdaki mutasavvıf şairlere olduğu kadar sonraki asır mutasavvıf şairlerine de bir gelenek oluşturmuştur. Coşkun bir lirizmin hakim olduğu mısralarında rahat bir söyleşi göze çarpar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*