Dosdoğru Yol

Dosdoğru Yol

   

     İnsanoğlu, yeryüzünde yolculuk halindedir. Bu yolculuğun her merhalesi imtihanlarla dolu, her anında hedefi şaşırma, yolda kalma tehlikesi vardır.

     Fahr-i Kainat Efendimiz (Sav)’in amcasının oğlu Abdullah ibn Abbas (R.a) anlatıyor:

     “Bir gün Rasulullah’ın bindiği hayvanın terkisindeydim. Bana şöyle dedi:

     – Delikanlı! Sana birkaç cümle öğreteceğim. Allah’ın emirlerini gözet ki Allah da seni korusun. Allah’ı hatırından çıkarma ki O’nu önünde bulasın. İstediğinde Allah’tan iste. Bilesin ki bütün insanlar sana faydalı olmak için bir araya gelseler, Allah’ın sana takdir ettiği şeyden başka bir hususta sana faydalı olamazlar. Eğer sana karşı bir zarar için hepsi toplansalar, Allah’ın yazdığından başka hiçbir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkebi kurumuştur.

     Delikanlı! Allah’ın hukukunu gözet ki O’nu karşında bulasın. Geniş zamanlarda Allah’ı bil ki, O da sıkıntılı anlarında seni tanısın. Bilesin ki, senden uzaklaşan sana isabet edecek değildir. Bilesin ki, yardım sabırla beraberdir. Tasanın peşinde ferahlık, güçlüğün ardında da kolaylık vardır.” (Tirmizi)

     Müminin dünya yolculuğunda hedefi ve güvencesi alemlerin rabbi olan Allah Teala’dır. Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Mevla buyurmuştur:

     “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et.” (Furkan,58)

     “Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdır.” (İbrahim,11)

     Yine ibn Abbas (R.a), Efendimiz (Sav)’in şöyle Dua ettiğini rivayet etmiştir:

     “Allahım! Ancak sana teslim oldum, yalnız sana inandım, yalnız sana dayanıp güvendim. Sana yöneldim ve senin yardımınla düşmanla mücadele ettim.

     Allahım! Beni doğru yoldan ayırmandan yine sana sığınıyorum. Senden başka ilah yoktur. Sen daima dirisin, cinler ve insanlar ise ölürler.” (Buhari)

     Yine rivayet edildiğine göre Efendimiz (Sav) şöyle buyurmuştur:

     “Yatağına girdiğin zaman şöyle de:

     ‘Allahım kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Korkum da ümidim de sen olarak her işimi sana havale ettim. Arkamı sana dayadım. Senden başka sığınak ve kurtuluş yeri yoktur. İndirdiğin kitabına, gönderdiğin peygamberine de iman ettim.'” (Muslim)

     Kişi Allah Tealaya güvenip O’na dayandığı kadar O’ndan korkmalı, yolculuğun sonunda kendisini hesaba çekeceğini bilmelidir.

     İmam Gazali Hazretleri “Mükaşefetü’l-Kulüb” da şöyle bir hikaye anlatır:

     “Adamın biri bir kadına tutulur. Kadın bir ihtiyacı için yola çıkar. Adam da onun kervanına katılır. Çölde kervandakiler uyuyup da kadın ile başbaşa kalınca ona sırrını açar. Kadın ona şöyle der:

     – Git bak bakalım insanların hepsi uyumuşlar mı?

     Kadının bu sözü üzerine adam sevinir, isteğine olumlu cevap vereceğini zanneder. Kalkar, kafilenin etrafını dolaşır, bütün insanların uyuduğunu görerek kadının yanına gelir ve;

     – Evet, kabilenin hepsi uykuda, der. Bunun üzerine kadın;

     – Peki Allah Teala hakkında ne dersin? Acaba O da şu anda uykuda mıdır, diye sorunca adam der ki:

     – Şüphesiz Allah Teala uyumaz. O’nu ne uyku tutar ne de uyuklama.

     Bunun üzerine kadın;

     – Her ne kadar insanlar bizi görmüyorsa da, hiçbir zaman uyumayan Allah bizi görüyor. Öncelikle bizim her halimizi gören Allah’tan korkmamız gerekir.

     Bunun üzerine adam intibaha gelir, kadının yanından ayrılır, tövbe eder ve memleketine döner. Vefat ettikten sonra onu rüyada görürler.

     – Cenab-ı Hak sana nasıl muamele etti, diye sorarlar. Der ki:

     – O’ndan korkup o günahı terk etmem sebebiyle beni affetti.”

     İnsanoğlunun dünya üzerinde yaptığı hiçbir şey Allah’tan gizli olamaz. Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

     “Şüphe yok ki yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (Al-i İmran,5)

     “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (Hadid,4)

     Dünya yolculuğunda kısa vadeli hesaplar yapanlar hep kaybetmişlerdir. Çünkü yol kısadır ve sonu Allah Teala’ya varacaktır, dönüşümüz ancak O’nadır.

     Fahr-i Kainat Efendimiz (Sav) buyuruyor:

     “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümünden sonrası için amel işleyendir. Aciz insan da nefsini kendi hevasına tabi kılan, sonra da Allah’tan kurtuluş bekleyendir.” (Tirmizi)

     Eski ümmetlerin çoğu yollarını şaşırdılar, helalleri bırakıp haramlara saptılar. Allah Teala bizlere ‘Hâtemü’l Enbiya’ Efendimiz (Sav) ile yolumuzu yeniden öğretti. Hadis-i Kudsi’de Cenab-ı Hak buyurur ki:

     “Ben bir kulumda iki korkuyu ve iki emniyeti bir arada bulundurmam. Dünyada benden korkanı, ahirette emniyette kılarım. Dünyada kendini emniyette göreni de ahirette kıyamet gününde korku içinde bırakırım.”

     Sözümüzü namazlarımızın her rekatında okuduğumuz bir Dua ile, Fatiha Suresiyle bitirelim:

     “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Hamd alemlerin Rabbi Allah’adır. O Rahmandır, Rahimdir. Ceza gününün Malikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bizi doğru yola, kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna ilet. Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!” Amin!

     Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…

     “Keramet, veli ve faziletli olmanın şartı değildir ki keramet sahibi, faziletli ve üstün olsun. Çünkü fazilet sahibi ve üstün olmanın asıl sebebi, yakin ve marifet sahibi olmaktır. Çünkü kimi zaman mürşid keramet ehli olduğu halde kerametini gizlemekle emrolunur. Çoğunlukla da mürşid, müridin inanç ve teslimiyetini imtihan etmek için bilmezlikten gelir.”                (Mevlana Halid Bağdadi k.s.)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*