CAHİLİYENİN TOPLUM YAPISI

CAHİLİYENİN TOPLUM YAPISI

    Cahiliyenin toplum yapısı, yeknesak değildi. Hürler, köleler ve mevali olmak üzere farklı sosyal tabaka ve katmanlardan oluşuyordu.

     1. Hürler

Hürler, kan ve soy bağı ile birbirine bağlı özgüven sahibi kadın ve erkeklerden meydana gelen ve kabile içinde aynı hukuka sahip olan bir sınıftı. Bunlar göç ederler, savaşlara beraber katılırlar, her hususta ortak ve eşit bir hayat yaşarlardı. Yalnız bu sınıfın içinde yer alan kahinler ve şairler, savaşlarda cesaret gücü ile kendilerini ispatlayan kimseler, diğer kabile fertlerinden daha seçkin bir konumda değerlendirilirdi. Özellikle Mekke’de bulunan Kusay ve onun hanedanından olanlar hürler sınıfının da üzerinde bir asilzade sınıfı olarak ilgi görürdü. Mekke site devleti de Şerifler adı verilen ve on kişiden oluşan bu asilzadeler grubu tarafından yönetilirdi.

     2. Köleler

Köleler ise, toplumun en alt tabakasını teşkil eden, hürlerin sahip oldukları hak ve şereften mahrum olan esir ve cariyelerden meydana gelirdi. Esirler ya savaş esirlerinden olur ya da köle pazarlarından satın alınırdı. Esir tüccarları Habeşistan ve komşu ülkelerden getirdikleri köle ve cariyeleri belli mevsimlerde kurulan panayırlara götürerek satarlardı. Mekke’de Adnanilerden esir ticareti ile meşgul olan kabilelerin en önemlisi,  Kureyş kabilesi idi. Esirler bir meta ve mal gibi satıldıkları gibi miras yoluyla da varise geçebilirdi. Cahiliye toplumunda; zanaat,ticaret ve savaşta kölelerden faydalanılırdı. Kölelerin bir de kan denilen bir sınıfı vardı ki bunlar Romalıların serfleri gibi ziraatla uğraşır,toprakla beraber alınıp satılırlardı. Arap geleneği cariyelerden doğan çocukları da esir hükmünde sayardı. Yalnız bu çocukların zeki ve seçkin olmaları durumunda, babaları isterlerse kendi neseplerine kabul ederek evlat ilan edinebilirlerdi. Çünkü evlat edinmek çok yaygındı. Cahiliye döneminde köle ve cariyelerin yaşam koşulları oldukça kötü idi. Kendilerine insanlık dışı barbarca muamele edilir, statü yönünden hayvanlardan bile aşağı görülürdü. Sahibi isterse köle ve cariyesini öldürene kadar döver, elini, kulağını, burnunu keser, gözünü çıkarır, hatta öldürürdü. Her türlü şiddet kullanmak serbestti. Köle ve cariyesine şiddet uygulayan efendisine hesap soracak hiçbir merci yoktu. Çünkü Arap toplumunun örf ve geleneği bu kölelere hiçbir hak tanımazdı.

     3. Mevali

Cahiliye döneminde bir de özgürlüğüne kavuşturulmuş kölelerden oluşan mevali sınıfı vardı. Bunlar hürlerle ve köleler arasında orta bir sınıfı oluştururdu. Bir adam köle ve cariyesini azad etmek suretiyle özgürlüğüne kavuşturursa, azad edilen şahıs, efendisinin mevlası olur; sahibinin batın ve kabilesinin mensubu, akrabası sayılırdı. Mevali de kendi içinde ıtk, akd ve rahm mevalisi olmak üzere üç gruba ayrılırdı. Arap geleneğine göre mevali kölelerin üzerinde, hürlerin ise altında bir sınıftı. Bunlar her ne kadar köleler gibi alınıp satılmazlarsa da evlenme ve miras konularında hür gibi muamele de görmezlerdi. Örneğin, mevali, hür bir kız veya kadın ile evlenemezdi. Mevalinin diyeti, hürün diyetinin yarısı kadardı. Kısaslarda da hürün cezasının yarısına çarptırılırlardı. Gelenek, mevali hakkında velâ türüne göre değişebilen bazı hükümler de tespit edilmiştir. Bu hükümlere göre ıtk mevlası varis olamazdı. Ama mevlanın malına onu azad eden adam varis olurdu. Halbuki akd mevlası, ne varis olur ne de miras bırakabilirdi. Rahm mevlası ise, hem varis olur hem de miras bırakabilirdi.

     4. Ebnâ-i Ebrâr

Güney Arabistan’da hürler, esirler ve mevali’nin dışında bir de “ebnâ-ı ebrâr” denilen bir sınıf vardı. Ebnâ-ı ebrâr, Habeşlileri Yemen’den çıkaran İranlıların çocuklarına denirdi. Himyerlilerden Seyf Zü Yezen Habeşlilere karşı İran Kisrasından yardım istemiş ve Kisra’nın verdiği askerle Habeşlileri Yemen’den çıkarmıştı. Bu askerler Yemen’de kalarak, oraya yerleşmiş, Seyf Zü Yezen’in ölümünden sonra Yemen yönetimini ellerine almışlardı. Araplar bunların soylarını İranlı mevali ve esirlerden ayırmak için kendilerine hür iranlıların çocukları anlamında “Ebnâu’l-Fursi’l-Ebrâr” demişlerdir.

Cahiliye dönemi Arapları kabileler halinde yaşardı. Kabile, aynı soydan gelen şahısların oluşturduğu, fertlerin birbirine nesep ve kan yoluyla bağlandığı topluluktur. Kabile, çölde hayatın direği olup, bireylerin can ve mal güvenliği bu sayede sağlanırdı.  Hatta yardımlaşma, dayanışma ve güvenlik açısından farklı kabileler arasında ittifak ve anlaşmalar da yapılırdı. Çölde farklı kabilelerin bir başkasına yaptıkları baskınlardan korunmak için sözleşmeye dayalı böyle bir sosyal organizasyona katılmak bir zorunluluktu. Kabile nizamının esası, asabiyete dayanırdı. Birbiriyle asabe olan kimseler yardıma çağrıldığı zaman, hepsi arka çıkmak için oraya koşarlardı. Kardeşleri ister zalim ve isterse mazlum olsun, ona yardım ederler, kabile tarafından taahhüt edilen ve himaye alınan adam için kabilenin en alt derecedeki fertleri bu ahd, yemin ve kefareti yerine getirmek için çalışırdı. O zalim midir mazlum mudur? diye bir soru sorulmazdı. Kaldı ki, cahiliye döneminde “kardeşin zalim de ola, mazlum da olsa yardım et” sözü bir darb-ı mesel haline gelmişti. Çünkü kendini korumak ancak asabiyet ruhuyla mümkündü. Aynı durum sadece göçmen kabileler için geçerli değil, yerleşik düzene geçmiş olan kabileler için de geçerliydi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*