ÂYETLERLE PEYGÂMBERİMİZ

ÂYETLERLE PEYGÂMBERİMİZ

Ayetlerle Peygamberimiz

     Dinin elçisi de kâmil, mükemmel ve mükemmil, zira gönderen Allah-u Teâla, mutlak, kâmil, mükemmil.

     Hz. Peygamber Efendimiz (Sav) buyurmuştur:

     “Beni Rabbim edeplendirdi, edebimi de çok güzel yaptı.” (Münâvi, Feydu-l Kadir Şerhu’l-Câmii’s-Sağir, I, 224,225)

     Önce Allah-u Teâla, Arapça dini sonra göndereceği zati zirveye ulaştırmış sonra zirve dini o zirve dil ve zirve zât ile göndermiştir. Çünkü zirve din, zirve dil ve zirve insanla anlaşılır ve anlatılır.

     Peygamber Aleyhisselâm hem alt seviyedekine hem de üst seviyedekine hitap edebilecek zirveye sahiptir.

     Gelen din, sırât-ı mustâkîm: İfratın ve tefritin ortası.

     Gelen Peygamber, hakim, mutedil, seçkin ve izlenebilir.

     Öğretip eğittiği ümmeti de orta ümmet.

     Biz de ne kadar mutedil, orta yolu izleyen kimse olursak o derecede dinin hikmeti, istikâmeti bizde tecelli etmiş ve o oranda da Peygamber’e benzemiş oluruz.

     Ahlâkı yapmacık değil, meleke halini almış üstün huylara sahip ve bütün Peygamberlerin özellikleriyle donatılmış kâmil, mükemmel ve mükemmil bir örnek.

     İlk farz imandır fakat farzdan önce farz da imandır. Şu âyet-i kerime’de olduğu gibi:

     “Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.” (47/Muhammed, 19)

     Dikkat edilirse âyette önce “bil” ifadesi geçmekte, sonra tevhid yani iman ifadesi geçmektedir. Demek ki ilim imandan öncedir. Çünkü Allah’ı bilmeyenin imanı olur mu?

     İlim her Müslümana farzdır: Zira Hz. Peygamber (Sav) şöyle buyurmuştur: “(İnanılması ve reddedilmesi, uygulanması ve terk edilmesi farz olanın) ilmini talep etmek (bilmek, öğrenmek ve araştırmak) her Müslümana farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17)

    Hz. Peygamber (Sav) şöyle buyurmuştur:

     “Ya âlim ol, ya talebe ol, ya da dinleyen ol, ya seven ol, beşinci olma helak olursun.” (Aclüni, Keşfu’l-Hafâ ve Müzilü-l Elbâs, I, 149, 150)

     Başka bir âyet-i Kerimede de Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

     “Sana Rabbinden indirilen Hakk’ı bilen kimse ile kör bir midir? Bunu ancak temiz akıl sahipleri anlar.” (13/Ra’d, 19)

     Akıl göze ilim ışığa benzer, ışık olmazsa göz kör hükmünde olduğu gibi ilim de olmayınca akıl da kör hükmündedir. İşte vahyi bilen görene vahyi bilmeyen de köre benzetilmiştir.

     Hz. Peygamber (Sav)’in bu anlayışı ve davranışını şu âyet ortaya koymaktadır:

     “Nitekim sizin içinizden sizden bir Resul gönderdik ki, size bizim âyetlerimizi okuyor, sizleri (Allah’a şirk koşmaktan, günahlardan, maddi ve manevi kötülüklerden kurtarıp) tezkiye ediyor, sizlere kitabı (Kur’ân’ı) ve hikmeti (Sünneti, hükümleri) öğretiyor, sizlere bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.” (2/Bakara, 151)

     Hz. Peygamber Efendimiz (Sav) Peygamberlik öncesi velayetin, aklın, kâbiliyetin, ahlâkın, sıdkın, eminliğin, ismetin kemaline ulaştırmış sonra da bütün peygamberlerin özellikleriyle donatılmış olarak gönderilmiştir.

     Önce Peygamber Efendimizi bütün Müslümanlar olarak her yönüyle tanımamız gerekir. O’nu en iyi tanıyan ve tanıtan O’nu yaratan ve peygamber olarak gönderen Allah-u Teâlâ’dır.

EFENDİMİZİ BİZE ALLAH TANITIYOR

Peygamber Efendimizi Allah (c.c) Tanıtıyor.

     Bakalım Kur’ân’ı Kerîm’de Allah-u Teâlâ Peygamberimizi nasıl tanıtmıştır?

     1. Hevasından konuşmaması

     “O (Peygamber emrederken ve nehyederken), hevadan konuşmaz. O (na inen Kur’ân veya onun teşri’ ifade eden söylediği sözler), kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. O (Peygamber)’e, müthiş kuvvetlere sahip olan (Cebrail) öğretti.” (53/Necm, 3-5)

     Resûlullah (Sav), hevasının yönlendirmesiyle değil vahiyle emredip vahiyle yasaklıyordu. Kur’ân olarak konuştukları zaten vahiydi. Kendi hevasından Kur’ân-ı Kerîm’e bir şey katmıyor, hevasından kaynaklanarak Kur’ân-ı Kerîm’den bir şey de çıkarmıyordu. Kendisinden söylediği ve kendisinden yaptığı zaman isabet edemediği de oluyordu. İsabet edemediği durumlarda, olduğu gibi kalmıyor, derhal uyarılıyor ve düzeltiliyordu. Zira O (Sav), daima ilahi bir kontrol altındaydı. İsabet edememesi ile beşer olduğu ortaya çıkıyor, uyarılıp düzeltilmesiyle de Peygamber olduğu ortaya konmuş oluyordu.

     Hz. Peygamber (Sav)’in sireti, hükümleri, tavsiyeleri, nasihatleri, emirleri, nehiyleri Allâh’ın bizim uymamızı istediği hususlardır. Zira bunlar da hevanın eseri değildir. Eğer hevanın eseri olsaydı “Resul’e itaat edin” diye emretmezdi. Âyette: “Peygamber’in size verdiği şeyi alınız, size yasakladığı şeyden sakınınız!” (59/Haşr, 7) buyururken “mâ” harfi ile genellik ifade edilen bu emir, âyeti de hadisi de içine almaktadır.

     Vahiy, kaynak itibariyle Allah’tan olduğundan dolayı iki kısımdır:

     a) Tilavet olunan vahiy: Kur’ân-ı Kerîm.

     b) Tilavet olunmayan vahiy: Sünnet. (Mücteba Uğur, Hadis Terimleri Sözlüğü, S.414)

     Ancak Kur’ân-ı Kerîm ile Hadis-i Şerif’in şu farkını bilmek gerekir: Kur’ân-ı Kerîm’in hem manası, hem lafzı vahiydir. Hadis-i Şerif’in ise sadece manası vahiydir. Hadislerin lafızları Hz. Peygamber’e aittir. Kaynağı vahiy olduğundan dolayı, Kur’ân’a müracaat etmek nasıl emredilmiş ise, Hz. Peygamber’e (Sav) müracaat etmek de emredilmiştir.

     Kur’ân-ı Kerîm, Allah-u Teâlâ tarafından korunmuş olduğu gibi, Hz. Peygamber (Sav) de cinlerin ve şeytanların, kalbine âyet olmayanı âyet olarak atmalarından korunmuştur.

     Hz. Peygamber, Abdullah b. Amr’a: “Yaz! Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin olsun ki benden ancak hak olan çıkar” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, İlim, 3; Dârimi, Mukaddime, 43)

SÜNNET VE KUR’ÂN AYRILMAZLIĞI

KUR’ÂN VE SÜNNET AYRILMAZLIĞI

     2. Kur’ân-ı Kerîm’i Beyan Edici Olması

     “(Onları) açık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). Sana da bu zikri (Kur’ân-ı Kerîm’i) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve onlar da böylece düşünüp öğüt alsınlar.” (16/Nahl, 44)

     Bu âyet, Kur’ân’ın mücmelini tafsil, umumunu tahsis, müşkilini beyan, mutlakını takyidin Hz. Peygamber’e verildiğine delildir.

     Bu izahlardan şu anlaşılmaktadır: Sünnet’in, Kur’ân’a ihtiyacı Kur’ân’ın, Sünnet’e anlaşılması açısından ihtiyacından daha fazladır. (es-Sâlih, Subhi, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, S.237)

     Eğer Kur’ân ile Hadis’in zahirinde bir zıtlık olursa; Hadisin tarihi âyetten sonra ise Hadis, Kur’ân’ın tefsiri kabul edilir ve tercih edilir.

     Özet olarak belirtirsek, Kur’ân-ı Kerîm’in indirilmesinden maksat; Resülullah (Sav)’ın insanlara ihtilaf ettikleri dini bir emri, konuyu beyan etmesi, açıklaması ve mü’minleri Kur’ân’ın hidâyetinden, irşadından, izahından ve rahmetinden istifade ettirmektir.

HELÂL VE HARAMIN ÖLÇÜSÜNÜ BELİRLEMEK

Helal ve Haramın Ölçüsü

     3. Helâl ve Haram Etme Özelliğine Sahip Kılınması

     “Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o Elçiye, o ümmi Peygamber’e uyarlar. O (Peygamber) ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten men eder, onlara güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar…” (7/A’raf, 157)

     “Allah ve Peygamberi bir işe hüküm verdiği zaman mü’min olan erkek ve kadına kendi içlerinde buna aykırı hareket etme muhayyerliği yoktur.” (33/Ahzab, 36)

     “Rabbin hakkı için onlar aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden nefisleri hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.” (4/Nisa, 65)

     Şüphesiz helali ve haramı öğreten Allah-u Teâlâ’dır. Netice itibariyle helal eden ve haram eden Allah’tır. Allah-u Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm ile helal ve haram ettiği gibi, Peygamber’ine öğrettiği hadisle de helal ve haram etmektedir.

     Bu konuda Hz. Peygamber (Sav) de şöyle buyurmuştur:

     “Şunu kesin olarak biliniz ki bana Kur’ân ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok bir halde rahat koltuğunda oturarak: Şu Kur’ân’a sarılınız; O’nda helal olarak ne görmüşseniz onu helal kabul ediniz, diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir. Şüphesiz ki Resülullah’ın haram ettiği şey, Allâh’ın haram ettiği şey gibidir.” (Tirmizi, İlim, 10; İbn Mâce, Mukaddime, 2)

     Demek ki Kur’ân dışında; Kur’ân’ı açıklayan ve Kur’ân’da olmayan hükümleri açıklayan hadisleri Allâh-u Teâlâ öğretti.

     Hz. Ömer şöyle demiştir: “Allâh’ın bana gösterdiği ile hükmettim, demeyiniz! Çünkü Allâh-u Teâlâ bunu ancak Peygamberine hâs kılmıştır. Bizden birisinin görüşü, fikri zan olur, ilim olmaz.” (Fahruddin Râzi, Mefâtihu’l Ğayb, X1, 33)

     ÖRNEĞİMİZ PEYGAMBERİMİZ

Örneğimiz Peygamberimiz (Sav)

     4. Her Konuda Örnek Olması

     “Yemin olsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için, Allâh’ı ve âhiret gününü arzu edenlerle, Allâh’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.” (33/Ahzab, 21)

     Bu âyet-i kerime, Hz. Peygamber (Sav)’in her konuda her sahada ve herkes için yalnız sözleriyle değil, fiilleriyle ve halleriyle de rehber ve örnek olduğuna delildir.

Hz. Peygamber’i Yakınlarından da Öğrenelim

     Hz. Âişe (radıyallahü anha) şöyle demiştir: “Resülullah (Sav) hiçbir zaman şahsı için kin tutmazdı. Bir şeye kızarsa Kur’ân kızdığı için kızar, beğenirse Kur’ân beğendiği için beğenirdi. Ne kötü söz söyler, ne de kötülük yapmak isterdi.”

     Hz Ali (radıyallahü anh) şöyle demiştir: “Daima güler yüzlü, güzel huylu idi. Kimse ile çekişmez bağırıp çağırmazdı. Pinti ve cimri değildi. Çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı. Hiçbir kimseyi arkasından kınamaz ayıplamazdı.”

     Enes b. Malik (ra) şöyle söylemiştir: “O insanların en lütufkârıydı. Bir köleyi, bir çocuğu dahi geri çevirmezdi. Biri ile musâfaha ettiği zaman, elini tutan kimse bırakmadıkça elini bırakmazdı.”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*