ALLAH’IN SÖZÜ VE O’NU YALANLAYANLAR

ALLAH’IN SÖZÜ VE O’NU YALANLAYANLAR

     Vaktiyle elde edilen bilgi birikimi, tecrübeyle elde ettiğim kazanımları sizlerle paylaşmak istiyorum.

     Sami Ramazanoğlu (ks) ve Hacı Hasan Efendi’nin (ks) yirmi beş yılına biiznillahi Teala vakıfım. Hem onlarda, hem de geçen Peygamber ve sadat-ı kiramda şunları müşahede ettim. Devrine göre geliş yetenekleriyle birlikte, geçirdikleri süreçte karşılaştıkları güçlükler hep aynı.

     Hak olan kelamlar kendilerine dokununca, grup oluşturup fetva mercii oldular. İnfak ve namaza yaklaşmadıkları söylenince Ebu Cehile, “Sonra da salına salına ehline (kendi fikrine uygun düşenlere) gitti.” (Kıyâme, 31-33) ayetiyle, aksi görüşler serdettikleri bildirilir.

     Münkirler tarafından hep yalanlandılar. “Onlardan evvel Nuh kavmi yalanlandı.” (Kamer, 9)

     Sıdk, emanet, fetanet, tebliğ ve ismet sıfatlarıyla mevsuf Peygamberler (Aleyhimüsselam) basit bir kimse gibi görüldüler. “İçimizden bir insana mı tabi olacağız?” (Kamer, 24).

     Peygamberimiz’e (Sav), ‘Onun bizden ne farkı var?’ denildi. “Yemek yiyor ve çarşılarda yürüyor.” (Furkan, 7)

     Arştan inen Kuran-ı Kerim’e, ‘Bu onun sözü değildir. Eskilerin masallarıdır. Ona yazdırılıyor, o da bize söylüyor.’ isnadında bulunuldu. “Ve o, öncekilerin masalları, onları yazdırtmış da sabah akşam okuyor, kendisine onlar okunuyor dediler.” (Furkan,5)

     Şair, kahin, geçmişten veya gelecekten haber verildiğine inanılan, vehim ve zanda bulunarak insanları aldatan kişi denildi. Sahir, aldatan, göz boyayan, hile yapan birisi diye söylendi. “Muhakkak ki o, gerçekten Kerim Resul’ün sözüdür. O bir şairin sözü değildir. Ne kadar az iman ediyorsunuz? Ve bir kahinin de sözü değildir. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.” (Hâkka, 40-43)

     Bu iftiranın kaynağı, kibir ve hasedliktir. “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler var ya! Onlara gök kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremezler. İşte biz, suçluları böyle cezalandırırız.” (A’raf, 40)

     Kabil’in Habil’i, kardeşlerinin Yusuf’u (as) öldürmesinin ve öldürmek istemesinin sebebi hasedliktir.

     “Allah Teala’ya yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder.” dedi.” (Maide, 27)

     “Yusuf’u öldürün. Yahut ona (uzak ve ıssız) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size münhasır olsun ve siz ondan sonra salih bir zümre olasınız.” (Yusuf, 9)

     Peygamberler yumuşak davrandılar. “Şimdilik sen aldırış etme, (onlara karşı) güzel (ve tatlı muamelede) bulun.” (Hicr, 85)

     Mahzun olup üzülmediler. “Sabret! Senin sabrın sadece Allah iledir (Allah’ın tasarrufu iledir). Onların yüzünden mahzun olma ve onların kurdukları tuzaklar sebebiyle sıkılma (sıkıntı içinde olma). Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, muhsinlerdir.” (Nahl, 127-128)

     Görevlerini yerine getirip, zorlamadılar. “Bizim üzerimize (düşen vazife) apaçık tebliğden başkası değildir.” (Yasin, 17) “O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin.” (Ğaşiye, 21-22)

     İkna yönüne gittiler. “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.” (Bakara, 258)

     Söz dinlemeyenlerden uzaklaştılar. “(Resulüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf, 199)

     Küfre karşı çetin, Müminlere karşı mütevazi oldular. “Onlar Mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar.” (Maide, 54)

     İradelerini Rabbimize teslim edip, onun dışında hiçbir şeyden etkilenmediler. “Eğer seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah Teala’ya teslim ettim.” (Al-i İmran, 20)

     Hedefleri, iki esasa, Kuran-ı Kerim’e ve Sünnet-i Seniyye’ye sarılmak oldu. “Ben size iki şey bıraktım ki, onlara sımsıkı sarılıp tutunduğunuz müddetçe, katiyyen sapıtmazsınız. Birisi Allah’ın Kitabı, diğeri ise Resülullah Aleyhisselam’ın sünnetidir.” (İmam-ı Malik, Muvatta)

    Enbiyanın ve Varis-i Enbiya olan ulemanın tavrı, Peygamberimiz’in (Sav) tavsiyesi olan şu dokuz esastır:

  1. Allah’tan kork.
  2. Adil ol.
  3. Kanaat ehli ol.
  4. Zulmedeni affet.
  5. Gelmeyene git.
  6. Vermeyene ver.
  7. Konuşman zikir olsun.
  8. Susman tefekkür olsun.
  9. Bakışın ibret için olsun.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*