AİLEDE SAYGI VE ANLAYIŞ

AİLEDE SAYGI VE ANLAYIŞ

     İnsan ilişkilerini en iyi davranışlar ve anlayışlar belirler. Davranışlarımız, karşıdaki insana güven ve sıcaklık veriyorsa, ilişkilerimiz iyi demektir. Mutlu bir insan, mutlu eden insandır.

     Mutlu olamayan insan ise kendisiyle barışık olmayan ve beklentileri çok yüksek olandır. Beklentilerin yüksek olmasının sebebi ise menfaatlerin kabarık olmasıdır. Herkesin içinde bir menfaat duygusu vardır. Aslında bizim davranışlarımızı çoğu kez bu menfaat duygusu belirler. Bu duygumuzu yenebildiğimiz nispette mutluluğa ulaşabiliriz.

     Ailede mutluluk, bireylerin birbirini tanımasıyla başlar. Anlamasıyla şekillenir ve vücut bulur, saygı göstermesiyle ve karşısındakini düşünmesiyle yükselir. Ailede eşlerin birbirine karşı saygılı olması, öncelikle bireylerin kendi kendisine saygı duymasıyla başlar. Eşler, öz şahsiyetlerine değer verdikleri nispette, birbirlerine saygı duyarlar ve birbirlerini anlarlar. Ailedeki huzursuzlukların birçoğu karşı tarafı anlayamama ve anlamlandıramamaktan gelir.

     Hadiselere sadece kendi baktığımız pencereden bakarsak yanılırız. İnsanımızın birçoğunda eşine yeterince değer verememe hali vardır. Bu durumun birkaç sebebi vardır;

     1- İçinde büyüdüğümüz ailede gördüğümüz davranış modelini kolayımıza geldiği ve herhangi bir zorluğu olmadığı için sorgulamadan almamız.

     2- Eşimize değer verdiğimizde kendisini çok önemli görür yanılgımız.

     3- Çevremizdeki insanların davranışlarını kendimize farkında olmadan modelleme yanılgımız.

     Bu saydıklarımızın hiçbiri doğru davranış modelleri değildir. Evlenmeden önce birbirine karşı son derece nazik, hoşgörülü ve sevgi dolu olan insanlar, nedense evlendikten bir süre sonra değişebilmektedir. Sanki evlenince birçok davranış modeli ortadan kalkıyormuş gibi. Halbuki aslolan saygıyı ve sevgiyi yıpratmamaktır. Çünkü saygının zedelenmesi, zamanla sevgiyi de incitmektedir. Sevginin incinmesi, kişileri birbirine bağlayan manevi bağın yara alması demektir.

     Birçok şeyde olduğu gibi, yıpranmış sevgilerin de tamiri de mümkündür. Yeter ki bu konuda doğru ve kararlı adımlar atılsın. Sorunu çözmeyi istemek çözüme ulaşmanın yarısıdır.

     Unutmayalım ki kendisiyle evlendiğimiz eşimizle üç bağla birbirimize bağlıyız. Birincisi, O önce bir insandır. Ona önce insanca davranmalıyız. Diğer insanlara nasıl davranıyorsak eşimize de öyle davranmalıyız. İkincisi, eşimiz bizim din kardeşimizdir ve herhangi bir din kardeşimize yapacağımız davranış olgunluğu eşimiz için de geçerlidir. Çevremizdeki insanlarla olan iletişim dilimiz eşimiz için de geçerli olmalıdır. Üçüncüsü, O sonuçta bizim eşimiz yani hayat arkadaşımız, ahiret yoldaşımızdır. Unutmayalım ki; uzun bir yolculuk olan dünya hayatında, meşakkatleri ve sıkıntıları iyi bir yol arkadaşı sayesinde rahatlıkla aşabiliriz.

     Biz eşimizle evlenirken, ahirette de onunla beraber olmayı düşünerek ve isteyerek evlendik. Yarın Rahman’ın huzuruna vardığımızda, mahcup olabileceğimiz davranışları sergilemekten kaçınmamız gerekir. Eşler, bunun bilincinde olarak birbirlerini incitici davranışlardan uzak durarak uyum içerisinde yaşamasını bilmelidirler.

     Evli çiftler kendilerine şu soruları sormalıdırlar; Ben eşimle evli olmasaydım ona nasıl davranırdım? Peki, evlenince ne değişiyor ki ona karşı tavırlarım değişiyor?

     Eşlerin birbirlerine yakın olması birbirlerini yakmasını gerektirmez. Aksine, birbirine yakın olmak, anlaşmayı ve kaynaşmayı gerektirir. Evlilikte, ortaya konulan ve tüketilen sevgi bitmez. Ancak paylaşılmayan, paylaşımla birlikte tekrar tekrar üretilmeyen sevgi azalır ve zamanla kaybolur.

     Ailelerde sevgiyi ve saygıyı diri tutmalıyız. Aslında bu bizim de diri kalmamız anlamına gelecektir. Unutmayalım ki, iyi nesiller iyi ailelerde yetişir.

     Eşler Arası Diyalog Çocuğu Nasıl Etkiler?

     “Çocuğunuz eşinizle olan ilişkinizin neresinde duruyor? Size ya da eşinize ne kadar yakın? Tartışmalarda taraf tutuyor mu?” Bu soruların cevaplarını hiç düşündünüz mü? Zira çocuklar büyürken anne-babalarının her türlü hal ve tavrına şahit oluyor. Ebeveynin birbirine karşı ilgi, sevgi ya da ilgisizliği ise onun yaşamının ilerleyen dönemlerinde başkalarıyla iletişimine rehberlik ediyor. Bu model çocukta; aşk, merhamet, sevgi gibi olumlu duygular olarak şekil alabileceği gibi öfke, korku ve kaygı gibi olumsuz hislere de dönüşebiliyor. Psikologlar evli çiftlere, ilişkilerinden çocukların nasıl etkilendiğini gözlemlemelerini tavsiye ediyor. Eğer eşinizle diyaloğunuz bozuksa ve çocuğunuz bu durumun farkında olduğu halde ona gerekli açıklamaları yapmadıysanız minik, bölünmüşlük hissine kapılıyor. Böyle çocuklar, nerede durması gerektiğini şaşırıyor. Miniğin olaylara bir yetişkin gibi bakmasını ve anlamasını istemek ise ebeveynlerin genel hatası. Halbuki çocuk bu sırada kendini yakın hissettiği ve korumasına ihtiyacı olduğunu düşündüğü anne ya da babasının yanında yer alıyor. Şayet ebeveyn, karı-kocalık ve anne-babalık farkını evladıyla paylaşırsa çocuk rahatlayarak kendisini güvende hissediyor. Aksi takdirde eşlerden birinin çocuğu dert ortağı yapıp diğer ebeveyne tavır almasını sağlamak, küçüğün, erken büyümesine yol açıyor. Bu durum ileride onun çocukluğunu yaşayamamış olmanın verdiği psikolojik rahatsızlıklarla boğuşmasına kapı aralıyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*