7. A’RAF SURESİ

7. A’RAF SURESİ

A’RAF SURESİ

      A’raf Suresi Arapça Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

1. Elif lam mim sad
2. Kitabün ünzile ileyke fe la yekün fı sadrike haracüm minhü li tünzira bihı ve zikra lil mü’minın
3. İttebiu ma ünzile ileyküm mir rabbiküm ve la tettebiu min dunihı evliya’* kalılem ma tezekkerun
4. Ve kem min karyetin ehleknaha fe caeha be’süna beyaten ev hüm kailun
5. Fe ma kane da’vahüm iz caehüm be’süna illa en kalu inna künna zalimın
6. Fe le nes’elennellezıne ürsile ileyhim ve le nes’elennel murselın
7. Fe le nekussanne aleyhim bi ılmiv ve ma künna ğaibın
8. Vel veznü yevmeizinil hakk* fe men sekulet mevazınühu fe ülaike hümül müflihun
9. Ve men haffet mevazınühu fe ülaikellezıne hasiru enfüsehüm bima kanu bi ayatina yazlimun
10. Ve le kad mekkennaküm fil erdı ve cealna leküm fıha meayiş* kalılem ma teşkürın
11. Ve le kad halaknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu li ademe fe secedu illa iblıs* lem yeküm mines sacidın
12. Kale ma meneake ella tescüde iz emartük* kale ene hayrum minh*halaktenı min nariv ve halaktehu min tıyn
13. Kale fehbıt minha fe ma yekunü leke en tetekebbera fıha fahruc inneke mines sağırın
14. Kale enzırnı ila yevmi yüb’asun
15. Kale inneke minel münzarın
16. Kale fe bima ağveytenı le ak’udenne lehüm sıratakel müstekıym
17. Sümme le atiyennehüm mim beyni eydıhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve la tecidü ekserahüm şakirın
18. Kalehruc minha mez’umem medhura* le men tebiake minhüm le emleenne cehenneme minküm ecmeıyn
19. Ve ya ademüskün ente ve zevcükel cennete fe küla min haysü şi’tüma ve la takraba hazihiş şecerate fe tekuna minez zalimın
20. Fe vesvese lehümeş şeytanü li yübdiye lehüma mavuriye anhüma min sev’atihima ve kale ma nehaküma rabbüküma an hazihiş şecerati illa en tekuna melekeyni ev tekuna minel halidın
21. Ve kasemehüma innı leküma le minen nasıhıyn
22. Fe dellahüma bi ğurur* fe lemma zakaş şecerate bedet lehüma sev’atühüma ve tafika yahsifani aleyhima miv verakıl cenneh* ve nadahüma rabbühüma e lem enheküma an tilküemş şecerati ve ekul leküma inneş şeytane leküma adüvvüm mübın
23. Kala rabbena zalemna enfüsena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirın
24. Kalehbitu ba’duküm li ba’dın adüvv* ve leküm fil erdı müstekarruv ve ****un ila hıyn
25. Kale fıha tahyevne ve fıha temutune ve menha tuhracun
26. Ya benı ademe kad enzelna aleyküm libasey yüvarı sev’atiküm ve rışev ve libasüt takva zalike hayr* zalike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun
27. Ya benı ademe la yeftinennekümüş şeytanü kema ahrace ebeveyküm minel cenneti yenziu anhüma libasehüma li yüriyehüma sev’atihima* innehu yeraküm hüve ve kabılühu min haysü la teravnehüm* inna cealneş şeyatıyne evliyae lillezıne la yü’minun
28. Ve iza fealu fahışeten kalu vecedna aleyha abaena ballahü emerana biha* kul innellahe la ye’müru bil fahşa’* e tekulune alellahi ma la ta’lemun
29. Kul emera rabbı bil kıstı ve ekıymu vücuheküm ınde külli mescidiv bedeeküm teudun
30. Ferıkan heda ve ferıkan hakka aleyhimüd dalaleh* innehümüt tehazüş şeyatıyne evliyae min dunillahi ve yahsebune ennehüm mühtedun
31. Ya benı ademe huzu zıneteküm ınde külli mescidiv ve külu veşrabu ve la tüsrifu* innehu la yühıbbül müsrifın
32. Kul men harrame zınetellahilletı ahrace li ıbadihı vet tayyibati miner rızk* kul hiye lillezıne amenu fil hayatid dünya halisatey yevmel kıyameh* kezalike nüfassılül ayati li kavmiy ya’lemun
33. Kul innema harrame rabbiyel fevahışe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye bi ğayril hakkı ve en tüşriku billahi ma lem yünezzil bihı sültanev ve en tekulu alellahi ma la ta’lemun
34. Ve li külli ümmetin ecel* fe iza cae eclühüm la yeste’hırune saatev ve la yestakdimun
35. Ya benı ademe imma ye’tiyenneküm rusülüm minküm yekussune aleyküm ayatı fe menitteka ve asleha fe la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun
36. Vellezıne kezzebu bi ayatina vestekberu anha ülaike ashabün nar* hüm fıha halidun
37. Fe men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih* ülaike yenalühüm nesıybühüm minel kitab* hatta iza caethüm rusülüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted’une min dunillah* kalu dallu anna ve şehidu ala enfüsihim ennehüm kanu kafirın
38. Kaledhulu fı ümemin kad halet min kabliküm minel cinni vel insi fin nar* küllema dehalet ümmetül leanet uhteha* hatta ized daraku fıha cemıan kalet uhrahüm li ulahüm rabbena haülai edalluna fe atihim azaben dı’fem minen nar* kale li küllin dı’füv ve lakil la ta’lemun
39. Ve kalet ulahüm li uhrahüm fe ma kane leküm aleyna min fadlin fe zukul azabe bima küntüm teksibun
40. İnnellezıne kezzebu bi ayatina vestekberu anha la tüfettehu lehüm ebvabüs semai ve la yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fı semmil hıyad* ve kezalike neczil mücrimın
41. Lehüm min cehenneme mihadüv ve min fevkıhüm ğavaş* ve kezalike necziz zalimın
42. Vellezıne amenu ve amilus salihati la nükellifü nefsen illa vüs’aha ülaike ashabül cenneh* hüm fıha halidun
43. Ve neza’na ma fı sudurihim min ğıllin tecrı min tahtihimül enhar* ve kalül hamdü lillahillezı hedana li haza ve ma künna li nehtediye lev la en hedanellah* le kad caet rusülü rabbina bil hakk* ve nudu en tilkümül cennetü uristümuha bima küntüm ta’melun
44. Ve nada ashabül cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena rabbüna hakkan fe hel vecedtüm ma veade rabbüküm hakka* kalu neam* fe ezzene müezzinüm beynehüm el la’netüllahi alez zalimın
45. Ellezıne yesuddune an sebılillahi ve yebğuneha ıveca* ve hüm bil ahırati kafirun
46. Ve beynehüma hıcab* ve alel a’rafi ricalüy ya’rifune küllem bisımahüm* ve nadev ashabel cenneti en selamün aleyküm lem yedhuluha ve hüm yatmeun
47. Ve iza surifet ebsaruhüm tilkae ashabin nari kalu rabbena la tec’alna meal kavmiz zalimın
48. Ve nada ashabül a’rafi ricaley ya’rifunehüm bisımahüm kalu ma ağna anküm cem’uküm ve ma küntüm testekbirun
49. E haülaillezıne aksemtüm la yenalühümüllahü bi rahmeh* üdhulül cennete la havfün aleyküm ve la entüm tahzenun
50. Ve nada ashabün nari ashabel cenneti en efıdu aleyna minel mai ev mimma razekakümüllah* kalu innellahe harramehüma alel kafirın
51. Ellezınettehazu dınehüm lehvev ve leıbev ve ğarrathümül hayatüd dünya* fel yevme nensahüm kema nesu likae yevmihim haza ve ma kanu bi ayatina yechadun
52. Ve le kad ci’nahüm bi kitabin fassalnahü ala ılmin hüdev ve rahmetel li kavmiy yü’minun
53. Hel yenzurune illa te’vıleh* yevme ye’tı te’vılühu yekulüllezıne nesuhü min kablü kad caet rusülü rabbina bil hakk* fe hel lena min şüfeae fe yeşfeu lena ev nüraddü fe na’mele ğayrallezı künna na’mel* kad hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kanu yefterun
54. İnne rabbekümüllahüllezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamin sümmesteva alel arşi yuğşil leylen nehara yatlübühu hasısev veş şemse vel kamera ven nücume müsehharatim bi emrih* ela lehül halku vel emr* tebarakellahü rabbül alemın
55. Üd’u rabbeküm tedarruav ve hufyeh* innehu la yühıbbül mu’tedın
56. Ve la tüfsidu fil erdı ba’de ıslahıha ved’uhü havfev ve tamea* inne rahmetellahi karıbüm minel muhsinın
57. Ve hüvellezı yürsilür riyaha büşram beyne yedey rahmetih* hatta iza ekallet sehaben sikalen suknahü li beledim meyyitin fe enzelna bihil mae fe ahracna bihı min küllis semerat* kezalike nuhricül mevta lealleküm tezekkerun
58. Vel beledüt tayyibü yahrucü nebatühu bi izni rabbih* vellezı habüse la yahrucü illa nekida* kezalike nüsarrifül ayati li kavmiy yeşkürun
59. Le kad erselna nuhan ila kavmihı fe kale ya kavmı’büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh* innı ehafü aleyküm azabe yevmin azıym
60. Kalel meleü min kavmihı inna li nerake fı dalalim mübın
61. Kale ya kavmi leyse bı dalaletüv ve lakinnı rasulüm mir rabbil alamın
62. Übelliğuküm risalati rabbı ve ensahu leküm ve a’lemü minellahi ma la ta’lemun
63. E ve acibtüm en caeküm zikrüm mir rabbiküm ve li tetteku ve lealleküm türhamun
64. Fe kezzebuhü fe enceynahü vellezıne meahu fil fülki ve ağraknellezıne kezzebu bi ayatina* innehüm kanu kavmen amın
65. Ve ila adin ehahüm huda* kale ya kavmı’büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh* e fe la tettekun
66. Kalel meleüllezıne keferu min kavmihı inna le nerake fı sefahetiv ve inna le nesunnüke minel kazibın
67. Kale ya kavmi leyse bı sefahetüv ve lakinnı rasulüm mir rabbil alemın
68. Übelliğuküm risalati rabbı ve ene leküm nasıhun emın
69. E ve acibtüm en caeküm zikrum mir rabbiküm ala racülim minküm li yünziraküm* vezküru iz cealeküm hulefae mim ba’di kavmi nuhıv ve zadeküm fil halkı bestah* fezküru alaellahi lealleküm tüflihun
70. Kalu eci’tena li na’büdellahe vahdehu ve nezera ma kane ya’büdü abaüna* fe’tina bima teıdüna in künte mines sadikıyn
71. Kale kad vekaa aleyküm mir rabbiküm ricsüv ve ğadab* e tücadilunenı fı esmain semmeytümuha entüm ve abaüküm ma nezzelellahü biha min sültan* fentezıru innı meaküm minel müntezırın
72. Fe enceynahü vellezıne meahü bi rametim minna ve kata’na dabirallezıne kezzebu bi ayatina ve ma kanu mü’minın
73. Ve ila semude ehahüm saliha* kale ya kavmi’büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh* kad caetküm beyyinetüm mir rabbiküm* hazihı nakatüllahi leküm ayeten fe zeruha te’kül fı erdıllahi ve la temessuha vi suin fe ye’huzeküm azabün elım
74. Vezküru iz cealeküm hulefae mim ba’di adiv ve bevveeküm fil erdı tettehızune min sühuliha kusurav ve tenhıtunel cibale büyuta* fezküru alaellahi ve la ta’sev fil erdı müfsidın
75. Kalel meleül lezınestekberu min kavmihı lillezınes tud’ıfu li men amene minhüm eta’lemune enne saliham murselüm mir rabbih* kalu inna bima ürsile bihı mü’minun
76. Kalellezınestekberu inna billezı amentüm bihı kafirun
77. Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu’tina bima teıdüna in künte minel murselın
78. Fe ehazethümür racfetü fe asbehu fı darihim casimın
79. Fe tevella anhüm va kale ya kavmi le kad eblağtüküm risalete rabbı ve nesahtü leküm ve lakil la tühıbbunen nasıhıyn
80. Ve lutan iz kale li kavmihı ete’tunel fahışete ma sebekaküm biha min ehadim minel alemın
81. İnneküm le te’tuner ricale şehvetem min dunin nisa’* bel entüm kavmüm müsrifun
82. Ve ma kane cevabe kavmihı illa en kalu ahricuhüm min karyetiküm* innehüm ünasüy yetetahherun
83. Fe enceynahü ve ehlehu illemraetehu kanet minel ğabirın
84. Ve emtarna aleyhim ****ra* fenzur keyfe kane akıbetül mücrimın
85. Ve ila medyene ehahüm şüayba* kale ya kavmı’büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh* kad caetküm beyyinetüm mir rabbiküm fe evfül keyle vel mızane ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la tüfsidu fil erdı ba’de ıslahıha* zaliküm hayrul leküm in küntüm mü’minın
86. Ve la tak’udu bi külli sıratın tuıdune ve tesuddune an sebılillahi men amene bihı ve tebğuneha ıveca* vezküru iz küntüm kalılen fe kesseraküm venzuru keyfe kane akıbetül müfsidın
87. Ve in kane taifetüm minküm amenu billezı ürsiltü bihı ve taifetül lem yü’minu fasbiru hatta yahkümellahü beynena* ve hüve hayrul hakimın
88. Kalel meleüllezınestekberu min kavmihı le nuhricenneke ya şüaybü vellezıne amenu meake min karyetina ev leteudünne fı milletina* kale e ve lev künna karihın
89. Kadifterayna alellahi keziben in udna fı milletiküm ba’de iz neccanellahü minha* ve ma yekunü lena en neude fıha illa ey yeşaellahü rabbüna* vesia rabbüna külle şey’in ılma* alellahi tevekkelna* rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakkı ve ente hayrul fatihıyn
90. Ve kalel meleüllezıne keferu min kavmihı le initteba’tüm şüayben inneküm izel le hasirun
91. Fe ehazethümür racfetü fe asbehu fı darihim casimın
92. Ellezıne kezzebu şüayben ke el lem yağnev fıhellezıne kezzebu şüayben kanu hümül hasirın
93. Fe tevella anhüm ve akle ya kavmi le kad eblağtüküm risalati rabbı ve nesahtü leküm* fe keyfe asa ala kavmin kafirın
94. Ve ma erselna fı karyetim min nebiyyin illa ehazna ehleha bil be’sai ved darrai leallehüm yeddaraun
95. Sümme beddelna mekanes seyyietil hasenete hatta afev ve kalu kad messe abaenad darraü ves serraü fe ehaznahüm bağtetev ve hüm la yeş’urun
96. Ve lev enne ehlel kura amenu vettekav le fetahna aleyhim berakatim mines semai vel erdı ve lakin kezzebu fe ehaznahüm bima kanu yeksibun
97. E fe emine ehlül kura ey ye’tiyehüm be’süna beyatev ve hüm naimun
98. E ve emine ehlül kura ey ye’tiyehüm be’süna duhav ve hüm yel’abun
99. E fe eminu mekrallah* fe la ye’menü mekrallahi illel kavmül hasirun
100. E ve lem yehdi lillezıne yerisunel erda mim ba’di ehliha el lev neşaü esabnahüm bi zünubihim* ve natbeu ala kulubihim fe hüm la yesmeun
101. Tilkel kura nekussu aleyke min embaiha* ve le kad caethüm rusülühüm bil beyyinat* fe ma kanu li yü’minu bima kezzebu min kabl* kezalike yatbeullahü ala kulubil kafirın
102. Ve ma vecedna li ekserihim min ahd* ve ev vecedna ekserahüm le fasikıyn
103. Sümme beasna mim ba’dihim musa bi ayatina ila fir’avne ve meleihı fe zalemu biha* fenzur keyfe kane akıbetül müfsidın
104. Ve kale musa ya fir’avnü innı rasulüm mir rabbil alemın
105. Hakıykun ala el la ekule alellahi illel hakk* kad ci’tümü bi beyyinetim mir rabbiküm fe ersil meıye benı israıl
106. Kale in künte ci’te bi ayetin fe’ti biha in künte mines sadikıyn
107. Fe elka asahü fe iza hiye su’banüm mübın
108. Ve nezea yedehu fe iza hiye beydaü lin nazırın
109. Kalel meleü min kavmi fir’avne inne haza le sahırun alım
110. Yürıdü ey yuhriceküm min erdıküm* fe maza te’mürun
111. Kalu ercih ve ehahü ve ersil fil medaini haşirın
112. Ye’tuke bi külli sahırin alım
113. Ve caes seharatü fir’avne kalu inne lena le ecran in künna nahnül ğalibın
114. Kale neam ve inneküm le minel mükarrabın
115. Kalu ya musa imma en tülkıye ve imma en nekune nahnül mülkıy
116. Kale elku* fe lemma elkav seharu a’yünen nasi vesterhebuhüm ve cau bi sıhrin azıym
117. Ve evhayna ila musa en elkı asak* fe iza hiye telkafü ma ye’fikın
118. Fe vekaal hakku ve betale ma kanu ya’melun
119. Fe ğulibu hünalike venkalebu sağırın
120. Ve ülkıyes seharatü sacidın
121. Kalu amenna bi rabbil alemın
122. Rabbi musa ve harun
123. Kale fir’avnü amentüm bihı kable en azene leküm* inne haza le mekrum mekertümuhü fil medıneti li tuhricu minha ehleha* fe sevfe ta’lemun
124. Le ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin sümme le üsallibenneküm ecmeıyn
125. Kalu inna ila rabbina münkalibun
126. Ve ma tenkımü minna illa en amenna bi ayati rabbina lemma caetna* rabbena efrığ aleyna sabrav ve teveffena müslimın
127. Ve kalel meleü min kavmi fir’avne e etezru musa ve kavmehu li yüfsidu fil erdı ve yezerake ve alihetek* kale senükattilü ebnaehüm ve nestahyı nisaehüm* ve inna fevkahüm kahirun
128. Kale musa li kavmihisteıynu billahi vasbiru* innel erda lillah* yurisüha mey yeşaü min ıbadih* vel akıbetü lil müttekıyn
129. Kalu uzına min kabli en te’tiyena ve mim ba’di ma ci’tena* kale asa rabbüküm ey yühlike adüvveküm ve yestahlifeküm fil erdı fe yenzura keyfe ta’melun
130. Ve le kad ehazna ale fir’avne bis sinıne ve naksım mines semerati leallehüm yezzekkerun
131. Fe iza caethümül hasenetü kalu lena hazih* ve in tüsıbhüm seyyietüy yettayyeru bi musa ve mem meah* e la innema tairuhüm ındellahi ve lakinne ekserahüm la ya’lemun
132. Ve kalu mehma te’tina bihı min ayetil li tesharana biha fe ma nahnü leke bi mü’minın
133. Fe erselna aleyhimüt tufane vel cerade vel kummele ved dafadia ved deme ayatim müfessalatin festekberu ve kanu kavmem mücrimın
134. Ve lemma vekaa aleyhimür riczü kalu ya mused’u lena rabbeke bima ahide ındek* le in keşefte annar ricze le nü’minenne leke ve le nürsilenne meake benı israıl
135. Felemma keşefna anhümür ricze ila ecelin hüm baliğuhü iza hüm yenküsun
136. Fentekamna minhüm fe ağraknahüm fil yemmi bi ennehüm kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilın
137. Ve evrasnel kavmellezıne kanu yüstad’afune meşarikal erdı ve meğaribehelletı barakna fıha* ve temmet kelimetü rabbikel husna ala benı israıle bima saberu* ve demmerna ma kane yesneu fir’avnü ve kavmühu ve ma kanu ya’rişun
138. Ve cavezna bi benı israilel bahra fe etev ala kavmiy ya’küfune ala asnamil lehüm* kalu ya musec’al lena ilahen kema lehüm aliheh* kale inneküm kavmün techelun
139. İnne haülai mütebberum ma hüm fıhi ve batılüm ma kanu ya’melun
140. Kale eğayrallahi ebğıyküm ilahev ve hüve feddaleküm alel alemın
141. Ve iz enceynaküm min ali fir’avne yesumuneküm suel azab* yükattilune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm* ve fı zaliküm belaüm mir rabbiküm azıym
142. Ve vaadna musa selasıne leyletev ve etmemnaha bi aşrin fe temme mıkatü rabbihı erbeıyne leyleh* ve kale musa li ehıyhi harunahlüfnı fı kavmı ve aslıh ve la tettebı’ sebılel müfsidın
143. Ve lemma cae musa li mıkatina ve kelemehu rabbühu kale rabbi erinı enzir ileyk* kale len teranı ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarra mekanehu fe sevfe teranı* felemma tecella rabbühu lil cebeli cealehu dekkev ve harra musa saıka* felemma efaka kale sübhaneke tübtü ileyke ve ene evvelül mü’minın
144. Kale ya musa innistafeytüke alen nasi bi risalatı ve bi kelamı fe huz ma ateytüke ve küm mineş şakirın
145. Ve ketebna lehufil elvahı min külli şey’im mev’ızatev ve tefsıylel li külli şey’* fe huzha bi kuvvetiv ve’mür kavmeke ye’huzha bi ahseniha* seürıküm daral fasikıyn
146. Seasrifü an ayatiyellezıne yetekebberune fil erdı bi ğayril hakk* ve iy yerav külle ayetil la yü’minu biha* ve iy yerav sebıler rüşdi la yettehızuhü sebıla* ve iy yerav sebılel ğayyi yettehızuhü sebıla* zalike bi ennehüm kezzebu bi ayatina ve kanu anha ğafilın
147. Vellezıne kezzebu bi ayatina ve likail ahırati habitat a’malühüm* hel yüczevne illa ma kanu ya’melun
148. Vettehaze kavmü musa mim ba’dihı min huliyyihim ıclen cesedel lehu huvar* e lem yerav ennehu la yükellimühüm ve la yehdıhim sebıla* ittehazuhü ve kanu zalimın
149. Ve lemma sükıta fı eydıhim ve raev ennehül kad dallu kalu leil lem yerhamna rabbüna ve yağfir lena lenekunenne minel hasirın
150. Ve lemma racea musa ila kavmihı ğadbane esifen kale bi’sema haleftümunı mim ba’dı e aciltüm emra rabbiküm* ve elkal elvaha ve ehaze bi ra’si ehıyhi yecürrühu ileyh* kalebne ümme innel kavmestad’afunı ve kadu yaktülunenı fe la tüşmit biyel a’dae ve la tec’alnı meal kavmiz zalimın
151. Kale rabbığfir lı ve li ehıy ve edhılna fı rahmetike ve ente erhamür rahımın
152. İnnellezınet tehazül ıcle seyenalühüm ğadabüm mir rabbihim ve zilletün fil hayatid dünya* ve kezalike neczil müfterın
153. Vellezıne amilüs seyyiati sümme tabu mim ba’diha ve amenu inne rabbeke mim ba’diha le ğafurur rahıym
154. Ve lemma sekete am musel ğadabü ehazel elvah* ve fı nüshatiha hüdev ve rahmetül lillezıne hüm li rabbihim yerhebun
155. Vahtara musa kavmehu seb’ıyne racülel li mıkatina* felemma ehazethümür racfetü kale rabbi lev şi’te ehlektehüm min kablü ve iyyay* e tühliküna bima feales süfehaü minna* in hiye illa fitnetük* tüdıllü biha men teşaü ve tehdı men teşa’* ente veliyyüna fağfir lena verhamna ve nete hayrul ğafirın
156. Vektüb lena fı hazihid dünya hazenetev ve fil ahırati inna hüdna ileyk* kale azabı üsıybü bihı men eşa’* ve rahmetı vesiat külle şey’* fe seektübüha lillezıne yettekune ve yü’tunez zekate vellezıne hüm bi ayatina yü’minun
157. Ellezıne yettebiuner rasulen nebiyyel ümmiyyellezı yecidune mektuben ındehüm fit tevrati vel incıli ye’müruhüm bil ma’rufi ve yenhahüm anil münkeri ve yühıllü lehümüt tayyibati ve yüharrimü aleyhimül habaise ve yedau anhüm ısrahüm vel ağlalelletı kanet aleyhim* fellezıne amenu bihı ve azzeruhü ve nesaruhü vetteveun nurallezı ünzile meahu ülaike hümül müflihun
158. Kul ya eyyühen nasü innı rasulüllahi ileyküm cemıanillezı lehu mülküs semavati vel ard* la ilahe illa hüve yuhyı ve yümıtü fe aminu billahi ve rasulihin nebiyyil ümmiyyellezı yü’minü billahi ve kelimetihı vettebiuhü lealleküm tehtedun
159. Ve min kavmi musa ümmetüy yehdune bil hakkı ve bihı ya’dilun
160. Ve katta’nahümüsnetey aşrate esbatan ümema* ve evhayna ila musa izisteskahü kavmühu enıdrib bi asakel hacer* fembeceset minhüsneta aşrate ayna* kad alime küllü ünasim meşrabehüm* ve zallelna aleyhimül ğamame ve enzelna aleyhimül menne ves selva* külu min tayyibati ma razaknaküm* ve ma zalemuna ve lakin kanu enfüsehüm yazlimun
161. Ve iz kıyle lehümüskünu hazihil kayete ve külu minha haysü şi’tüm ve kulu hıttatüv vedhulül babe sücceden nağfirleküm hatıy’atiküm* senezıdül muhsinın
162. Fe beddelellezıne zalemu minhüm kavlen ğayrallezı kıyle lehüm fe erselna aleyhim riczem mines semai bima kanu yazlimun*
163. Ves’elhüm anil karyetilletı kanet hadıratel bahr* iz ya’dune fis sebti iz te’tıhim hıytanühüm yevme sevtihim şürraav ve yevme la yesbitune la te’tıhim* kezalike nebluhüm bima kanu yefsükun
164. Ve iz kalet ümmetüm minhüm lime teızune kavmenillahü mühlikühüm ev müazzibühüm azaben şedıda* kalu ma’ziraten illa rabbiküm ve leallehüm yettekun
165. Felemma nesu ma zükkiru bihı enceynellezıne yenhevne anis sui ve ehaznellezıne zalemu bi azabim beısim bima kanu yefsükun
166. Felemma atev amma nühu anhü kulna lehüm kunu kıradetem hasiın
167. Ve iz teezzene rabbüke le yeb’asenne aleyhim ila yevmil kıyameti mey yesumühüm suel azab* inne rabbeke le serıul ıkab* ve innehu le ğafurur rahıym
168. Ve katta’nahüm fil erdı ümema* minhümüs salihune ve minhüm dune zalike ve belevnahüm bil hasenati ves seyyiati leallehüm yarciun
169. Fe halefe mim ba’dihim hayfüv verisül kitabe ye’huzune arada hazel edna ve yekulune se yuğferulena* ve iy ye’tihim aradum mislühu ye’huzuh* e lem yü’haz aleyhim mısakul kitabi el la yekulü alellahi illel hakka ve derasu ma fıh* ved darul ahıratü hayrul lillezıne yettekun* e fela ta’kılun
170. Vellezıne yümessikune bil kitabi ve ekamüs salah* inna la nüdıy’u ecral muslihıyn
171. Ve iz netaknel cebel fevkahüm keennehu zulletüv ve zannu ennehu vakıum bihım* huzu ma ateynaküm bi kuvvetiv vezküru ma fıhi lealleküm tettekun
172. Ve iz ehaze rabbüke mim benı ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim* elestü bi rabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an haza ğafilın
173. Ev tekulu innema eşrake abaüna min kablü ve künna zürriyyetem mim ba’dihim* e fetühliküna bima fealel mübtılun
174. Ve kezalike nüfessılül ayati ve leallehüm yarciun
175. Vetlü aleyhim nebeellezı ateynahü ayatina feneseleha minha fe etbeahüş şeytanü fe kane minel ğavın
176. Ve lev şi’na le rafa’nahü biha ve lakinnehu ahlede ilel erdı vettebea hevah* fe meselühu ke meselil kelb* in tahmil aleyhi yelhes ev tetrukhü yelhes* zalike meselül kavmillezıne kezzebu bi ayatina* faksusıl kasasa leallehüm yetefekkerun
177. Sae meselenil kavmüllezıne kezzebu bi ayatina ve enfüsehüm kanu yazlimun
178. Mey yehdillahü fe hüvel mühtedı* ve mey yudlil fe ülaike hümül hasirun
179. Ve le kad zera’na li cehenneme kesıram minel cinni vel insi lehüm kulubül la yefkahune biha ve lehüm a’yünül la yübsırune biha ve lehüm azanül la yesmeune biha* ülaike kel en’ami bel hüm edall* ülaike hümül ğafilun
180. Ve lillahil esmaül husna fed’uhü biha ve zerullezıne yülhıdune fı esmail* seyüczevne ma kanu ya’melun
181. Ve mimmen halakna ümmetüy yehdune bil hakku ve bihı ya’dilun
182. Vellezine kezzebu bi ayatina senestedricühüm min haysü la ya’lemun
183. Ve ümlı lehüm* inne keydı metın
184. E ve lem yetefekkeru ma bi sahıbihim min cinneh* in hüve illa nezırum mübın
185. E ve lem yenzuru fı melekutis semavati vel erdı ve ma halekallahü min şey’iv ve en asa ey yekune kadıkterabe ecelühüm* fe bi eyyi hadısim ba’dehu yü’minun
186. Mey yudlilillahü fe la hadiye leh* ve yezeruhüm fı tuğyanihim ya’mehun
187. Yes’eluneke anis saati eyyane mürsaha* kul innema ılmüha ınde rabbı* la yücellıha lil vaktiha illa hu* sekulet fis semavati vel ard* la te’tıküm illa bağteh* yes’eluneke keenneke hafiyyün anha* kul innema ılmüha ındellahi ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun
188. Kul la emlikü li nefsı nef’av ve la darran illa ma şaellah* ve lev küntü a’lemül ğaybe lesteksertü minel hayr* ve ma messeniyes suü in ene illa nezıruv ve beşırul li kavmiy yü’minun
189. Hüvellezı halekaküm min nefsiv vahıdetiv ve ceale minha zevceha li yesküne ileyha* felemma teğaşşaha hamelet hamlen hafıfen fe merrat bih* felemma eskalet deavellahe rabbehüma lein ateytina salihal lenekunenne mineş şakirın
190. Felemma atahüma salihan ceala lehu şürakae fıma atahüma* fe tealellahü amma yüşrikun
191. E yüşrikune ma la yahlüku şey’ev ve hüm yuhlekun
192. Ve la yestetuy’une lehüm nasra v ve la enfüsehüm yensurun
193. Ve in ted’uhüm ilel hüda la yettebiuküm* sevaün aleyküm e deavtümuhüm em entüm samitun
194. İnnellezıne ted’une min dunillahi ıbadün emsalüküm fed’uhüm felyestecıbu leküm in küntüm sadikıyn
195. E lehüm ercülüy yemşune biha em lehüm eydiy yebtışune biha em lehüm a’yünüy yübsırune biha em lehüm azanüy yesmeune biha* kulid’u şürakaeküm sümme kıduni fela tünzırun
196. İnne veliyyiyallahüllezı nezzelel kitabe ve hüve yetevelles salihıyn
197. Vellezıne ted’une min dunihı la yestetıy’une nasraküm ve la enfüsehüm yensurun
198. Ve in ted’uhüm ilel hüda la yesmeu* ve terahüm yenzurune ileyke ve hüm la yübsırun
199. Huzil afve ve’mür bil urfi ve a’rıd anil cahilın
200. Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeız billah* innehu semiun alım
201. İnnellezınettekav iza messehüm taifüm mineş şeytani tezekkeru fe izahüm mübsırun
202. Ve ıhvanühüm yemüddunehüm fil ğayyi sümme la yuksırun
203. Ve iza lem te’tihim bi ayatin kalu lev lectebeyteha* kul innema ettebiu ma yuha ileyye mir rabbı* haza besairu mir rabbiküm ve hüdev ve rahmetül li kavmiy yü’minun
204. Ve iza kuriel kur’anü festemiu lehu ve ensıtu lealleküm türhamun
205. Vezkür rabbeke fı nefsike tedardruav ve hıyfetev ve dunel cehri minel ğafilın
206. İnnellezıne ınde rabbike la yestekbirune an ıbadetihı ve yüsebbihune hu ve lehu yescüdun

     A’raf Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1. Elif, Lam, Mim, Sad.

2. Bir kitaptır bu; sana indirildi, onunla uyarıda bulunasın diye ve inananlar için bir öğüt ve düşündürme olarak… O halde, bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3. Rabbinizden size indirilene uyun; O’ndan başka dostların ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

4. Nice yurtları ve medeniyetleri yere batırdık biz. Öyle ki, geceleyin yahut öğlen uykusu uyumakta oldukları bir sırada azabımız tepelerine iniverdi.

5. Azabımız onlara gelip çattığında, yaptıkları, şu çığlığı yükseltmekten başka bir şey olmamıştır: Biz gerçekten zalimlerdik.

6. Yemin olsun, biz kendilerine elçi gönderilenleri hesaba çekeceğiz; gönderilen elçileri de mutlaka hesaba çekeceğiz.

7. Onlara bir ilmin tanıklığında bütün serüveni mutlaka anlatacağız. Biz olup bitenlerden habersiz değildik.

8. O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Artık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.

9. Ölçülüp tartılacak şeyleri hafif kalanlara gelince, işte onlar, ayetlerimize karşı zalimce davranışlar sergilemiş oldukları için, öz benliklerini hüsrana itmiş olacaklar.

10. Andolsun, sizi yeryüzünde yerleştirdik ve sizin için orada, geçiminize yarayacak nimet ve imkanlara vücut verdik. Ne de az şükrediyorsunuz!

11. Andolsun, ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

12. Allah buyurdu: “Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?” İblis dedi: “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.”

13. Buyurdu: “O halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık! Sen alçaklardansın.”

14. Dedi: “İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.”

15. Buyurdu: “Süre verilenlerdensin.”

16. Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”

17. “Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını şükreder bulamayacaksın.”

18. Allah buyurdu: “Çık oradan. Yenilmiş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”

19. “Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun, dilediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.”

20. Derken şeytan kendilerinden gizlenmiş çirkin yerlerini onlara açmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.”

21. Ve onlara, “ben size öğüt verenlerdenim” diye yemin de etti.

22. Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı, ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?”

23. “Ey Rabbimiz, dediler, öz benliklerimize zulmettik. Eğer bizi affetmez, bize acımazsan elbette ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.”

24. Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.”

25. Buyurdu: “Orada hayat bulacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”

26. Ey Ademoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.

27. Ey Ademoğulları! Şeytan, ana-babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne musallat etmesin. Çünkü o ve kabilesi sizi, onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz o şeytanları inanmayanlara dostlar yaptık.

28. Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah, edepsizliği / iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

29. Şunu da söyle: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini yalnız O’na özgüleyerek, O’na yakarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”

30. Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.

31. Ey Ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.

32. De ki: “Allah’ın, kulları için çıkardığı süsü, güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?” De ki: “İnananlar için, dünya hayatında da var onlar. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler.” Bilen bir topluluk için biz, ayetleri böyle detaylandırırız.

33. De ki: “Rabbim, ancak şunları haram kıldı: İğrençlikleri –görünenini, gizli olanını- günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir kanıt indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmayı, bir de Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi.”

34. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır. Süreleri dolunca ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler.

35. Ey Ademoğulları! İçinizden size ayetlerimi yüzünüze karşı anlatan resuller geldiğinde, korunup hallerini düzeltenlere hiçbir korku dokunmayacaktır. Onlar tasalanmayacaklardır da.

36. Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

37. Yalan düzerek Allah’a iftira eden yahut O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? İşte bunların Kitap’tan nasipleri kendilerine ulaşır, nihayet elçilerimiz onlara gelip canlarını alırken şöyle derler: “Allah dışındaki yakardıklarınız nerede?” Şu cevabı verirler: “Bizden uzaklaşıp kayboldular.” Böylece, öz benlikleri aleyhine kendilerinin kafir olduğuna tanıklık ettiler.

38. Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla içiçe, girin bakalım ateşe.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına / kızkardeşine lanet eder. Nihayet, hepsi orada biraraya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Herbiri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz.”

39. Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuşurlar: “Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”

40. Ayetlerimizi yalanlayan ve onlar karşısında büyüklük taslayanlar var ya, gök kapıları açılmayacaktır onlar için ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir onlar. Suçluları böyle cezalandırırız biz.

41. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinde örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız biz.

42. İman edip barışa / hayra yönelik işler yapanlar –ki biz, her benliğe ancak yaratılış kapasitesi ölçüsünde görev yükleriz- ise cennetin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.

43. Göğüslerinde kinden ne varsa söküp atmışızdır. Şöyle derler: “Hamd olsun bizi buraya ulaştıran Allah’a. Eğer Allah bize kılavuzluk etmeseydi, biz buraya ulaşamazdık. Andolsun ki, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler.” Şöyle seslenilir: “İşte size, yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet.”

44. Cennet halkı ateş halkına şöyle seslenir: “Biz, Rabbimizin bize vaat ettiğini gerçek bulduk. Peki siz, Rabbinizin size vaat ettiğini gerçek buldunuz mu?” Onlar, “evet” derler. Aralarından bir duyurucu şunu ilan eder: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”

45. Onlar ki, Allah’ın yolundan geri çevirip yolun eğri-büğrüsünü isterler. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.

46. İki taraf arasında bir perde, A’raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: “Selam size!”

47. Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiğinde de şöyle yakardılar: “Ey Rabbimiz, bizleri, zalimler topluluğuyla birleştirme.”

48. A’raf halkı, yüzlerinden tanıdıkları bazı erkeklere seslenip şöyle derler: “Ne bir araya gelmeniz ne de büyüklük taslamanız size hiçbir yarar sağlamadı.”

49. “Şunlar mıydı o, ‘Allah kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecek’ diye yemin ettikleriniz?” “Ey cennetliler! Siz de girin cennete. Ne bir korku var size ne de kederleneceksiniz.”

50. Ateş halkı cennet halkına seslenir: “Şu sudan yahut Allah’ın size sunduğu rızıklardan biraz da bize akıtın.” Şu cevabı verirler: “Allah, o ikisini de küfre sapanlara haram kılmıştır.”

51. Onlar kendi dinlerini eğlence ve oyun haline getirdiler, iğreti hayat onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardı. Ayetlerimize karşı direniyorlardı. Bugün de biz onları unutuyoruz.

52. Yemin olsun ki biz onlara, ilme uygun biçimde, fasıl fasıl detaylandırdığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için bir kılavuz, bir rahmetti o.

53. Onun yalnız tevilini gözetirler. Onun tevili geldiği gün, daha önce onu unutanlar şöyle derler: “İnan olsun, Rabbimizin resulleri gerçeği getirmişler. Acaba bizim için şefaatçılar var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan başkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?” Öz benliklerini hüsrana ittiler. İftiralarına alet ettikleri onlardan uzaklaşıp kayboldu.

54. Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O’nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O’nundur, emir veriş de. Alemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.

55. Rabbinize, boyun bükerek, gizlice / ürpererek yakarın. O, haddi aşanları / azmışları sevmez.

56. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O’na. Hiç kuşkusuz, Allah’ın rahmeti güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.

57. Rüzgarları, rahmetinin önünden müjdeci gönderen O’dur. Nihayet onlar, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; onunla su indiririz de o suyla her türlü meyvayı çıkarırız. Düşünüp ibret almanız umuluyor.

58. Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak beldeden ise zararlı bitkiden başkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde sunuyoruz biz.

59. Andolsun ki biz, Nuh’u toplumuna gönderdik de o şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk ve ibadet edin. Sizin ondan başka tanrınız yok. Üstünüze çok büyük bir azabın inmesinden korkuyorum.”

60. Toplumunun kodamanları dediler ki: “Vallahi biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.”

61. Nuh dedi: “Ey toplumum! Sapıklık falan yok bende. Tam aksine ben, alemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”

62. “Size Rabbimin vahiylerini tebliğ ediyorum, size öğüt veriyorum. Allah’ın yardımıyla, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”

63. “Korunmanız, rahmet bulmanız için sizi uyarmak üzere bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir öğüt gelmesine şaştınız mı?”

64. Onu yalanladılar. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri gemi içinde kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Gözleri görmez bir topluluktu onlar.

65. Ad’a da kardeşleri Hud’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Hala sakınmıyor musunuz?”

66. Toplumunun inkarcı kodamanları dediler ki: “Biz seni bir beyinsizliğe düşmüş görüyoruz ve kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.”

67. Hud dedi: “Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi’nden bir resulüm.”

68. “Rabbimin mesajlarını size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.”

69. “Sizi uyarmak için içinizden bir adam aracılığıyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, O sizi Nuh toplumundan sonra halifeler yaptı ve yaratılışta size daha fazla bir boy-bos verdi. Allah’ın nimetlerini anın ki kurtulabilesiniz.”

70. Dediler ki: “Sen, yalnız Allah’a ibadet edelim de atalarımızın kulluk etmekte olduklarını terk edelim diye mi bize geldin? Eğer doğru sözlü isen hadi bizi tehdit ettiğini getir.”

71. Hud dedi: “Rabbinizden bir azap ve gazap indi ya! Haklarında Allah’ın hiçbir kanıt indirmediği, sadece atalarınızın ve sizin uydurduğunuz bir takım isimler hakkında mı benimle çekişiyorsunuz? Bekleyin bakalım, sizinle beraber ben de bekleyenlerdenim.”

72. Nihayet onu ve beraberindekileri bizden bir rahmetle kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanların da kökünü kestik. İnanan kişiler değillerdi onlar.

73. Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Size Rabbinizden bir beyyine / açık bir kanıt gelmiştir. İşte şu, Allah’ın devesi. Sizin için bir mucize. Rahat bırakın onu, Allah’ın toprağında otlasın. Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi.”

74. “Hatırlayın ki, Allah sizi Ad’dan sonra halifeler yaptı ve yeryüzüne sizi yerleştirdi. O’nun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz, dağlarını yontup ev yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da fesat çıkararak yeryüzünü berbat etmeyin.”

75. Toplumunun kibre saplanmış kodamanları, içlerinden inanıp da baskı altında tutularak ezilenlere şöyle dediler: “Siz Salih’in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Onun aracılığıyla gönderilene gerçekten inanıyoruz.” dediler.

76. Kibre saplananlar şöyle konuştu: “Biz sizin inandığınızı inkar edenleriz.”

77. Bu arada dişi deveyi boğazladılar. Ve Rablerinin emrinden dışarı çıkıp şöyle dediler: “Ey Salih! Eğer Allah tarafından gönderilenlerdensen, bizi tehdit ettiğin şeyi önümüze getiriver.”

78. Bunun üzerine onları, o şiddetli sarsıntı / o korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.

79. Nihayet Salih onlardan yüzünü döndürüp şöyle dedi: “Ey toplumum! Andolsun ki, Rabbimin mesajını size tebliğ ettim, size öğüt verdim; ama siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.”

80. Ve Lut… Toplumuna şöyle demişti: “Sizden önce alemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?”

81. “Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz.”

82. Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu: “Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.”

83. Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna. O, yere geçenlerden oldu.

84. Üzerlerine bir de yağmur indirdik. Bak nasıl oldu suçluların sonu!

85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Şöyle dedi: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka ilah yok size. Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartıda dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır.”

86. “Her yol üstünde oturup da tehdit savurarak Allah yolundan O’na inananları çevirmeyin. Yolun çarpığını isteyip durmayın. Hatırlayın ki, siz az idiniz, O sizi çoğalttı. Bir bakın, nasılmış bozguncuların sonu!”

87. “İçinizden bir grup, benimle gönderilene inanmış, bir başka grup da inanmamışsa, Allah aranızda hükmedinceye kadar sabırlı olun. O, yargıçların en hayırlısıdır.”

88. Toplumunun büyüklük taslayan kodamanları dediler ki: “Ey Şuayb! Ya kesinlikle milletimize dönersiniz yahut da seni ve seninle birlikte inananları kentimizden mutlaka çıkarırız.” Dedi ki: “Ya istemiyorsak; zor ve baskıyla mı?”

89. “Allah bizi, ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin milletinize dönersek yalan düzüp Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah istemediği sürece, sizin milletinize dönmemiz söz konusu edilemez. Rabbimiz bilgice herşeyi kuşatmıştır. Allah’a dayanıp güvendik biz. Ey Rabbimiz! Toplumumuzla bizim aramızda hak ile hükmet. Sen çözüm getirenlerin en hayırlısısın.”

90. Toplumunun küfre sapan kodamanları dedi ki: “Eğer Şuayb’ın ardısıra giderseniz hüsrana gömülenler olursunuz.”

91. Bunun üzerine o korkunç titreşim / o büyük zelzele onları enseleyiverdi de öz yurtlarında yere çökmüş hale geldiler.

92. Şuayb’ı yalanlayanlar sanki o yerde hiç şenlik kurmamışlardı. Şuayb’ı yalanlayanlar hüsrana saplananların ta kendileriydi.

93. Şuayb onlardan yüzünü döndürdü de şöyle dedi: “Yemin olsun, ben size Rabbimin mesajlarını ilettim. Size öğüt verdim. Artık küfre batmış bir topluluğa nasıl acırım?”

94. Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.

95. Sonra zorluk ve sıkıntının yerine mutluluk ve güzelliği getirmişiz de çoğalmışlar ve şöyle demişlerdir: “Atalarımız da zorluk ve sevinçle yüzyüze gelmişlerdi.” Nihayet biz onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın enseleyiverdik.

96. O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardık. Ama yalanladılar, biz de onları kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.

97. O kentlerin halkı, uyudukları bir sırada, şiddetimizin bir gece kendilerine gelmeyeceğinden emin mi idiler?

98. Yoksa o kentler halkının, bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirken azabımızın yakalarına yapışmayacağına ilişkin bir garantileri mi vardı?

99. Allah’ın tuzağından emin miydiler? Hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.

100. Tüm bu olanlar, eski sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şunu göstermedi mi: Dilersek onları günahları yüzünden belaya çarptırırız, kalpleri üzerine mühür basarız da artık söz dinleyemez olurlar.

101. İşte o kentler / medeniyetler! Haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz sana. Andolsun, resulleri onlara açık-seçik deliller getirmişti. Ama daha önce yalanlamış oldukları için inanamadılar. Küfre sapanların kalplerini Allah işte böyle mühürler.

102. Onların çoğunda ahde vefadan eser bulmadık. Onların çoğunu yoldan iyice çıkmış halde bulduk.

103. Onların ardından Musa’yı, ayetlerimizle Firavun’a ve kodamanlarına gönderdik de ayetlerimiz karşısında zalimce davrandılar. Bir bak, nasıl olmuştur bozguncuların sonu!

104. Musa dedi ki: “Ey Firavun! Kuşkun olmasın ki ben, alemlerin Rabbi’nin bir resulüyüm.”

105. “Allah hakkında gerçek dışında birşey söylememek benim üzerinde bir varoluş borcudur. Ben size Rabbinizden bir beyyine getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.”

106. Firavun dedi: “Bir mucize getirdinse, doğru sözlülerden isen onu ortaya çıkar.”

107. Bunun üzerine Musa, asasını yere attı; birden korkunç bir ejderha oluverdi o.

108. Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.

109. Firavun toplumunun kodamanları şöyle konuştular: “Bu adam gerçekten çok bilgili bir büyücü.”

110. “Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?”

111. Dediler ki: “Onu kardeşi ile birlikte alıkoy. Ve şehirlere toplayıcılar gönder.”

112. “Tüm bilgili büyücüleri sana getirsinler.”

113. Büyücüler Firavun’a gelip dediler ki: “Eğer galip gelen biz olursak bize iyi bir ödül var mı?”

114. “Evet, dedi, ayrıca siz benim en yakınlarımdan olacaksınız.”

115. Sihirbazlar şöyle dediler: “Ey Musa! Sen mi hünerini ortaya atacaksın yoksa biz mi hünerlerimizi sergileyelim?”

116. “Siz sergileyin.” dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler.

117. Biz de Musa’ya şöyle vahyettik: “Hadi at asanı!” Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor.

118. Böylece hak ortaya çıktı, onların yapıp ettikleri işe yaramaz hale geldi.

119. Orada mağlup oldular, küçük düştüler.

120. Ve büyücüler secdeye kapandılar.

121. “Alemlerin Rabbi’ne iman ettik, dediler;

122. Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne!”

123. Firavun dedi ki: “Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlarsınız.”

124. “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım.”

125. “Biz, dediler, doğruca Rabbimize varacağız.”

126. “Sen bizden, sırf Rabbimizin ayetleri bize gelince, onlara iman ettiğimizden ötürü intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Canımızı müslümanlar olarak al.”

127. Firavun kavminin kodamanları dediler ki: “Musa’yı ve toplumunu, yeryüzünü fesada verip seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakıyorsun?” Dedi ki Firavun: “Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını diri bırakacağız / kadınlarının rahimlerini yoklayıp çocuk alacağız / kadınlarına utanç duyulacak şeyler yapacağız. Üstlerine sürekli kahır yağdıracağız.”

128. Musa kendi toplumuna şöyle dedi: “Allah’tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah’ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.”

129. Dediler ki: “Senin bize gelişinden önce de işkenceye uğratıldık, gelişinden sonra da.” Musa dedi: “Rabbinizin, düşmanınızı yok etmesi ve nasıl davranacağınıza bakmak üzere yeryüzünde sizi yöneticiler yapması umulabilir.”

130. Yemin olsun ki biz, Firavun hanedanını yakalayıp ürün eksikliğiyle senelerce sıktık ki, düşünüp öğüt alabilsinler.

131. Onlara bir iyilik geldiğinde, “bu bizimdir” derlerdi. Kendilerine bir kötülük dokunduğunda ise Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. Gözünüzü açın! Onların uğursuzluk kuşu Allah katındadır, fakat birçoğu bilmiyor.

132. Şunu da söylediler: “Bizi büyülemek için, bize istediğin kadar ayet getir. Sana inanmayacağız.”

133. Biz de onlar üzerine açık açık mucizeler olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de kibre saptılar ve günahkar bir topluluk oluverdiler.

134. Pislik üzerlerine çökünce şöyle dediler: “Ey Musa! Sana verdiği söze dayanarak Rabbine bizim için dua et. Şu pisliği üzerimizden kaldırırsa, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte mutlaka göndereceğiz.”

135. Dolduracakları bir süreye kadar kendilerinden azabı kaldırdığımızda, hemen yeminlerini bozdular.

136. Bunun üzerine biz de onlardan öc aldık: Ayetlerimizi yalanladıkları, onlara aldırmazlık ettikleri için hepsini suda boğduk.

137. Ezilip itilmekte olan topluluğu da içine bereketler doldurduğumuz toprağın doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden hedefine vardı. Firavun ve toplumunun sanayi olarak meydana getirdiklerini de dikip yükselttikleri sarayları da yere geçirdik.

138. İsrailoğullarına denizi geçirttik. Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar. Bunun üzerine: “Ey Musa, dediler, bunların ilahları olduğu gibi sen de bize bir ilah belirle.” Musa dedi: “”Siz cahilliği sürdürmekte olan bir toplumsunuz.”

139. “Şu gördüklerinizin, içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır.”

140. Şunu da söyledi: “Size Allah’tan başka bir ilah mı arayayım? O sizi alemlere üstün kılmıştır.”

141. Şunu da hatırlayın: Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsü ile işkence ediyorlardı: Oğlanlarınızı katlediyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden gelmiş büyük bir imtihan vardı.

142. Musa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: “Toplumum içine benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme.”

143. Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: “Rabbim, göster bana kendini, göreyim seni.” Dedi: “Asla göremezsin beni. Ama şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin.” Rabbi, dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: “Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben.”

144. Allah buyurdu: “Ey Musa! Ben, gönderdiğim vahiylerle, konuşmamla seni seçip yücelttim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”

145. Biz Musa için levhalarda herşeyi yazdık: Öğüt olarak, herşeyin detayı olarak. “Kuvvetle tut bunları ve emret toplumuna da onları en güzel şekliyle tutsunlar. Fasıklar yurdunu göstereceğim size.”

146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzak tutacağım: Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar.

147. Ayetlerimizi ve ahirete varılacağını yalan sayanların tüm yaptıkları boşa gitmiştir. Bulacakları karşılık, yapıp ürettiklerinden başkası olmayacaktır.

148. Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

149. Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını farkettiklerinde şöyle yakardılar: “Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız.”

150. Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?” Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: “Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma.”

151. Musa şöyle yakardı: “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Rahmetine sok bizi. Sen, rahmet edenlerin en merhametlisisin.”

152. Buzağıyı ilah edinenler var ya, yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz.

153. Günahlar işledikten sonra tövbe edip imana sarılanlara gelince, o tövbe ve imandan sonra Allah çok affedici, çok merhametli olacaktır.

154. Öfke, Musa’yı rahat bırakınca, levhaları aldı. Onlardaki yazıda, yalnız Rableri karşısında ürperenler için bir rahmet ve bir kılavuz vardı.

155. Musa bizimle buluşma vakti için toplumundan yetmiş adam seçti. Şiddetli sarsıntı onları yakalayınca Musa şöyle dedi: “Rabbim, dileseydin, onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu iş senin imtihanından başka birşey değildir. Onunla dilediğini şaşırtır, dilediğine yol gösterirsin. Sen bizim Veli’mizsin. O halde affet bizi, acı bize. Sen affedenlerin en hayırlısısın.”

156. “Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik.” Buyurdu ki: “Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince, o herşeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara, zekatı verenlere, ayetlerimize inananlara yazacağım.”

157. Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları ümmi peygambere uyarlar; o onlara iyiliği emreder, kötü ve çirkinden onları alıkoyar. Güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

158. De ki: “Ey insanlar! Ben sizin tümünüze Allah’ın resulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır. İlah yoktur O’ndan başka. O diriltir, O öldürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmi peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz.”

159. Musa kavminden bir topluluk vardır ki, hakka kılavuzluk eder ve yalnız hakka dayanarak adaleti gözetir.

160. Biz onları, oniki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su su istediğinde de Musa’ya, “asanı taşa vur” diye vahyettik. Taştan, oniki göze fışkırdı. Her oymak su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Yiyiniz size sunduğumuz rızıkların temizlerinden.” Onlar bize zulmetmediler ama öz benliklerine zulmediyorlardı.

161. Onlara şöyle denildi: Şu kentte oturun, orada istediğiniz yerden yiyin. ‘Affet’ diye yalvarın; kapıdan da secde ederek girin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Güzel düşünüp güzel iş yapanlara daha fazlasını da vereceğiz.

162. Onların zulme sapanları, sözü, kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine biz de sergiledikleri zulümlere karşılık üstlerine gökten bir pislik azabı saldık.

163. Sor onlara o deniz kıyısındaki kentin durumunu. Cumartesi günü azıp sınır tanımazlık ediyorlardı. Sebt yaptıkları gün balıkları onlara akın akın gelirdi; sebt yapmadıklarında ise onlara gelmezdi. Yoldan sapmaları yüzünden onları böyle imtihan ediyorduk.

164. İçlerinden bir topluluk şöyle dedi: “Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle.”

165. Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp zulme sapanları, yoldan çıkmalarından ötürü, acı bir azapla enseleyiverdik.

166. Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya başladılar, onlara şöyle dedik: “Aşağılık, maskara maymunlar olun!”

167. Rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Senin Rabbin cezayı vermede çok süratli davranır, ama çok affedici, çok merhametlidir de.

168. Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere böldük. İçlerinde barışsever iyiler vardı ama böyle olmayan aşağılıklar da vardı. Belki dönerler ümidiyle onları güzelliklerle de kötülüklerle de imtihana çektik.

169. Arkalarından, yerlerini alan halefler geldi. Bunlar, Kitap’a varis olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menfaatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Biz zaten bağışlanacağız!” Kendilerine, bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan, Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylememelerine ilişkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap’ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?

170. Kitap’a sarılanlar ve namazı kılanlara gelince, biz, barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz.

171. Bir zaman, dağı tepelerine gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. “Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz.”

172. Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz.

173. Şöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?”

174. Biz ayetleri işte bu şekilde detaylandırıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

175. Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.

176. Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, yere saplandı, iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bırakırsan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikayeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.

177. Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.

178. Allah’ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır, saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.

179. Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar, gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar.

180. En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.

181. Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunar.

182. Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz.

183. Süre tanıyorum onlara. Çünkü benim tuzağım pek yamandır.

184. Düşünmediler mi ki, o arkadaşlarında cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.

185. Göklerin ve yerin melekutuna, Allah’ın yarattığı herhangi birşeye bakmadılar mı; ecellerinin gerçekten yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? Peki, bu Kur’an’dan sonra hadise / söze iman ediyorlar?

186. Allah’ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.

187. Ne zaman gelip çatacak diye kıyamet saatini soruyorlar sana. De ki: “Ona ilişkin bilgi Rabbim katındadır. Onu, vakti geldiğinde belirginleştirecek olan yalnız O’dur. Göklere de yere de ağır gelmiştir o. O size ansızın gelecektir, başka değil.” Sen onu iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: “O’na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar.”

188. De ki: “Ben kendi nefsime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim.”

189. O, odur ki, sizi bir tek canlıdan yarattı, eşini de ondan vücuda getirdi ki, gönlü buna ısınsın. Eşini sarıp kucaklayınca o, hafif bir yük yüklendi de bir süre onu gezdirdi. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.”

190. Allah onlara ruhta-bedende güzel bir çocuk verince, kendilerine sunduğu nimette ikisi birden Allah’a ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuğu şeylerden arınmıştır.

191. Hiçbir şey yaratmayan, bizzat kendileri yaratılmış olan şeyleri / kişileri mi ortak koşuyorlar?

192. Onlar, ne bunlara bir yardım sağlayabilirler ne de kendi benliklerine yardımcı olabilirler.

193. Onları, iyiye ve güzele çağırırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmişsiniz ha sus-pus oturmuşsunuz. Sizin için birdir.

194. Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.

195. Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; elleri mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla işitsinler. De ki: “Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!”

196. “Benim Veli’m, o Kitap’ı indiren Allah’tır. O, barışsever / iyilik yapan kulları koruyup gözetir.”

197. O’nun dışında yakardıklarınız, size yardım edemezler. Kendilerine de yardımcı olamazlar.

198. Onları, hidayete çağırsanız, duymazlar. Onların sana baktıklarını sanırsın. Oysa ki, onlar görmezler.

199. Affetmeyi esas al. İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir.

200. Şeytandan bir dürtük seni dürtüklediğinde, Allah’a sığın. Çünkü O herşeyi işitir, herşeyi bilir.

201. Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü / dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah’ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.

202. Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

203. Onlara bir ayet getirmediğinde, “onu da şurdan burdan derleseydin ya,” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir.”

204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, size rahmet edilsin.

205. Rabbini, öz benliğin içinde yalvarıp ürpererek, bağırtı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma.

206. Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O’na kulluktan yüz çevirmezler; O’nu tespih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*