11. HUD SURESİ

11. HUD SURESİ

Hud Suresi

     Hud Suresi Arapça Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

1. Elif lam ra* kitabün uhkimet ayatühu sümme füssılet mil ledün hakımin habır
2. Ella ta’büdu illellah* innenı leküm minhü nezıruv ve beşır
3. Ve enistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yümettı’küm ****an hasenen ila ecelim müsemmev ve yü’ti külle zı fadlin fadleh* ve in tevellev fe innı ehafü aleyküm azabe yevmin kebır
4. İlellahi merciuküm* ve hüve ala külli şey’in kadır
5. E la ninehüm yesunu sudurahüm li yestahfu minh* e la hıyne yestağşune siyabehüm ya’lemü ma yüsirrune ve ma yu’linun* innehu alımüm bi zatis sudur
6. Ve ma min dabbetin fil erdı illa alellahi rizkuha ve ya’lemü müstekarraha ve müstevdeaha* küllün fı kitabim mübın
7. Ve hüvellezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamiv ve kane arşühu alel mai li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela* ve le in kulte inneküm meb’usune mim ba’dil mevti le yekulennellezıne keferu in haza illa sıhrum mübın
8. Ve le in ehharna anhümül azabe ila ümmetim ma’dudetil le yekulünne ma yahbisüh* e la yevme ye’tıhim leyse masrufen anhüm ve haka bihim ma kanu bihı yestehziun
9. Ve lein ezaknel insane minna rahmeten sümme neza’naha minh* innehu leyeusün kefur
10. Ve lein ezaknahü na’mae ba’de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü annı* innehu le ferihun fe hur
11. İllellezıne saberu ve amilus salihat* ülaike lehüm mağfiratüv ve ecrun kebır
12. Fe lealleke tarikum ba’da ma yuha ileyke ve daikum bihı sadruke ey yekulu lev la ünzile aleyhi kenzün ev cae meahu melek* innema ente nezır* vallahü ala külli şey’iv vekıl
13. Em yekulunefterah* kul fe’tu bi aşri süverim mislihı müfterayativ ved’u menisteta’tüm min dunillahi in küntüm sadikıyn
14. Fe illem yestecıbu leküm fa’lemu ennema ünzile bi ılmillahi ve el la ilahe illa hu* fe hel entüm müslimun
15. Men kane yürıdül hayated dünya ve zıneteha nüveffi ileyhim a’malehüm fıha ve hüm fıha la yübhasun
16. Ülaikellezıne leyse lehüm fil ahırati illen nar* ve habita ma saneu fıha ve batılüm ma kanu ya’m’lun
17. E fe men kane ala beyyinetim mir rabbihı ve yetluhü şahidüm minhü ve min kablihı kitabü musa imamev ve rahmeh* ülaike yü’minune bih* ve mey yekfür bihı minel ahzabi fen naru mev’ıdüh* fe la tekü fı miryetim minhü innehül hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yü’minun
18. Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziba* ülaike yu’radune ala rabbihim ve yekulül eşhadü haülaillezıne kezebu ala rabbihim* e la la’netüllahi alez zalimın
19. Ellezıne yesuddune an sebılillahi ve yebğuneha ıveca* ve hüm bil ahırati hüm kafirun
20. Ülaike lem yekunu mu’cizıne fil erdı ve ma kane lehüm min dunillahi min evliya’* yüdaafü lehümül azabv ma kanu yestetıy’unes sem’a ve ma kanu yübsırun
21. Ülaikellezıne hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kanu yefterun
22. La cerame ennehüm fil ahırati hümül ahserun
23. İnnellezıne amenu ve amilus salihati ve ahbetu ila rabbihim ülaike ashabül cenneh* hüm fıha halidun
24. Meselül ferıkayni kel a’ma vel esammi vel baıyri ves semiy’* hel yesteviyani mesela* e fe la tezekkerun
25. Ve le kad erselna nuhan ila kamihı innı leküm nezırum mübın
26. El la ta’büdu illellah* innı ehafü aleyküm azabe yevmin elım
27. Fe kalel meleüllezıne keferu min kavmihı ma nerake illa beşeram mislena ve ma neraket tebeake ilellezıne hüm erazilüna bediyer ra’y* ve ma nera leküm aleyna min fadlim bel nezunüküm kazibın
28. Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı rahmetem min ındihı fe ummiyet aleyküm* e nülzimükümuha ve entüm leha karihun
29. Ve ya kavmi la es’elüküm aleyhi mala* in ecriye illa alellahi ve ma ene bi taridillezıne amenu* innehüm mülaku rabbihim ve laninnı eraküm kavmen techelun
30. Ve ya kavmi mey yensurunı minellahi in taredtühüm* e fela tezekkerun
31. Ve la ekulü leküm ındı hazinüllahi ve la a’lemül ğaybe ve la ekulü innı meleküv ve la ekulü lillezıne tezderı a’yünüküm ley yü’tiyehümüllahü hayra* allahü a’lemü bima fı enfüsihim* innı izel le minez zalimın
32. Kalu ya nuhu kad cadeltena fe ekserte cidalena fe’tina bima teıdüna in künte mines sadikıyn
33. Kale innema ye’tıküm bihillahü in şae ve ma entüm bi mu’cizın
34. Ve la yenfeuküm nushıy in eradtü en ensaha leküm in kanellahü yürıdü ey yuğviyeküm* hüve rabbüküm ve ileyhi türceun
35. Em yekulunefterah* kul inifteraytühu fe aleyye icramı ve ene birıüm mimma tücrimun
36. Ve uhıye ila nuhın ennehu ley yü’mine min kavmike illa men kad amene fe la tebteis bima kanu yef’alun
37. Vasneıl fülke bi a’yünina ve vahyina ve la tühatıbnı fillezıne zalemu* innehüm muğrakun
38. Ve yasneul fülke ve küllema merra aleyhi meleüm min kavmihı sehıru minh* kale in tesharu minna fe inna nesharu minküm kema tesharun
39. Fe sevfe ta’lemune mey ye’tıhi azabüy yuhzıhi ve yehıllü aleyhi azabüm mükıym
40. Hatta iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fıha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen* ve ma amene meahu illa kalıl
41. Ve kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha* inne rabbı le ğafurur rahıym
42. Ve hiye tecrı bihim fı mevcin kel cibali ve nada nuhunibnehu ve kane fı ma’ziliy ya büneyyerkem meana ve la teküm meal kafirın
43. Kale seavı ila cebeliy ya’sımünı minel ma’* kale la asımel yevme min emrillahi illa mer rahım* ve hale beynehümel mevcü fe kane minel muğrakıyn
44. Ve kıyle ya erdubleıy maeki ve ya semaü akliıy ve ğıdal maü ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu’del lil kavmiz zalimın
45. Ve nada nuhur rabbehu fe kale rabbi innebnı min ehlı ve inne va’dekel hakku ve ente ahkemül hakimın
46. Kale ya nuhu innehu leyse min ehlik* innehu amelün ğayru salihın fe la tes’elni ma leyse leke bihı ılm* innı eızuke en ketune minel cahilın
47. Kale rabbi innı euzü bike en es’eleke ma leyse lı bihı ılm* ve illa tağfirlı ve terhamnı eküm minel hasirın
48. Kıyle ya nuhuhbıt bi selamim minna ve berakatin aleyke ve ala ümemim mimmem meak* ve ümemün senümettiuhüm sümme yemessühüm minna azabün elım
49. Tilke min embail ğaybi nuhıyha ileyk* ma künte ta’lemühü ente ve la kavmüke min kabli haza fasbirv innel akıbete lil müttekıyn
50. Ve ila adin ehahüm huda* kale ya kavmı’büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh* in entüm illa müfterun
51. Ya kavmi la es’elüküm aleyhi ecra* in ecriye illa alellezı fetaranı* e fe la ta’kılun
52. Ve ya kavmistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yürsilis semae aleyküm midrarav ve yezidküm kuvveten ila kuvvetiküm ve la tetevellev mücrimın
53. Kalu ya hudü ma ci’tena bi beyyinetiv ve ma nahnü bi tarikı alihetina an kavlike ve ma nahnü leke bi mü’minın
54. İn nekulü illa’terake ba’du alilhetina bi su’* kale innı üşhidüllahe veşhedu ennı berıüm mimma tüşrikun
55. Min dunihı fekıdunı cemıan sümme la tünzırun
56. İnnı tevekkeltü alellahi rabbı ve rabbiküm* ma min dabbetin illa hüve ahızüm binasıyetiha* inne rabbı ala sıratım müstekıym
57. Fe in tevellev fe kad eblağtüküm ma ürsiltü bihı ileyküm ve yestahlifü rabbı kavmen ğayraküm* ve la tedurrunehu şey’a* inne rabbı ala külli şey’in hafıyz
58. Ve lemma cae emruna necceyna hudev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna* ve ncceynahüm min azabin ğalıyz
59. Ve tilke adün cehadu bi ayati rabbihim ve asav rusülehu vettebeu emra külli cebbarin anıd
60. Ve ütbiu fı hazihid dünya la’netev ve yevmel kıyameh* e la inne aden keferu rabbehüm* e la bu’del li adin kavmi hud
61. Ve ila semude ehahüm saliha* kale ya kavmı’büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh* hüve enşeeküm minel erdı vesta’meraküm fıha festağfiruhü sümme tubu ileyh* inne rabbı karıbüm mücıb
62. Kalu ya salihu kad künte fına mercüvven kable haza etenhana en na’büde ma ya’büdü abaüna ve innena le fı şekkim mimma ted’una ileyhi mürıb
63. Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı minhü rahmetem fe mey yensurunı minellahi in asaytühu fe ma tesıdunenı ğayra tahsır
64. Ve ya kavmi hazihı nakatüllahi leküm ayeten fezeruha te’kül fı erdıllahi ve la temessuha bi suin fe ye’huzeküm azabün karıb
65. Fe akaruha fe kale metetteu fı dariküm selasete eyyam* zalike va’dün ğayru mekzub
66. Felemma cae emruna necceyna salihav vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve min hızyi yevmiiz* inne rabbeke hüvel kaviyyül azız
67. Ve ehazellezıne zalemüs sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın
68. Kel el lem yağnev fıha* e la inne semude keferu rabbehüm* e la bu’del li semud
69. Ve le kad cet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu selama* kale selamün fe ma lebise en cae bi ıclin hanız
70. Felemma raa eydiyehüm la tesılu ileyhi nekirahüm ve evcese minhüm hıyfeh* kalu la tehaf inna ürsilna ila kavmi lut
71. Vemraetühu kaimetün fe dahıket fe beşşernaha bi ishaka ve miv verai ishaka ya’kub
72. Kalet ya veyleta e elidü ve ene acuzüv ve haza ba’li şeyha* inne haza le şey’ün acıb
73. Kalu e ta’cebıne min emrillahi rahmetüllahi ve berakatühu aleykum ehlel beyv innehu hamıdüm mecıd
74. Femma zehebe an ibrahımer rav’u ve caethül büşra yücadilüna fı kavmi lut
75. İnne ibrahıme le halımün evvahüm münıb
76. Ya ibrahımü a’rıd an haza* innehu kad cae emru rabbik* ve innehüm atıhüm azabün ğayru merdud
77. Ve lemma caet rusülüna lutan sıe bihim ve daka bihim zer’av ve kale haza yevmün asıyb
78. Ve caehu kavmühu yühraune ileyhi ve min kablü kanu ya’melunes seyyiat* kale ya kavmi haülai benatı hünne atheru leküm fettekullahe ve la tuhzuni fı dayfı* e leyse minküm racülür raşıd
79. Kalu le kad alimte ma lena fı benatike min hakk* ve inneke le ta’lemü ma nurıd
80. Kale lev enne lı biküm kuvveten ev avı ila ruknin şedıd
81. Kalu ya lutu inna rusülü rabbike ley yesılu ileyke fe esri bi ehlike bi kıd’ım minel leyli ve la yeltefit minküm ehadün illemraetek* innehu müsıybüha ma esabehüm* inne mev’ıdehümüs subh* e leyses bi karıb
82. Felemma cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hıcaratem min siccılim mendud
83. Müsevvemeten ınde rabbik* ve ma hiye minez zalimıne bi beıyd
84. Ve ila medyene ehahüm şüayba* kale ya kavmı’büdüllahe maleküm min ilahin ğayruhv ve la tenkusul mikyale vel mızane innı eraküm bi hayriv ve innı ehafü aleyküm azabe yevmim mühıyt
85. Ve ya kavmi evfül mikyale vel mızane bil kıstı ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la ta’sev fil erdı müfsidın
86. Bekıyyetüllahi hayrul leküm in küntüm mü’minın* ve ma ene aleyküm bi hafıyz
87. Kalu ya şüaybü e salatüke te’müruke en netruke ma ya’büdü abaüna ev en nef’ale fı emvalina ma neşa’* inneke le entel halımür raşıd
88. Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve razekanı minhü rizkan hasena* ve ma ürıdü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh* in ürıdü illel ıslaha mesteta’t* ve ma tevfıkıy illa billah* aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünıb
89. Ve ya kavmi la yecrimenneküm şikakıy ey yüsıybeküm mislü ma esabe kavme nuhın ev kavme hudin ev kavme salıh* ve ma kavmü lutım minküm bi beıyd
90. Vestağfiru rabbeküm sümme tubu ileyh* inne rabbı rahıymüv vedud
91. Kalu ya şüaybü ma nefkahü kesıram mimma tekulü ve inna le nerake fına daıyfa* ve lev la rahtuke le racemnake ve ma ente aleyna bi aziz
92. Kale ya kami erahtıy eazzü aleyküm minellha* vettehaztümuhü veaeküm zıhriyya* inne rabbı bi ma ta’melune mühıyt
93. Ve ya kavmı’melu ala mekanetiküm innı amil* sevfe ta’lemune mey ye’tıhi azabüy yuhzıhi ve men hüve kazib* vertekıbu innı meaküm rakıyb
94. Ve lemma cae emruna necceyna şüaybev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve ehazetillezıne zalemus sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın
95. Keel lem yağnev fıha* ela bu’del li medyene kema beıdet semud
96. Ve le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim mübın
97. İla fir’avne ve meleihı fettebeu emra fir’avn* ve ma emru fir’avne bi raşıd
98. Yakdümü kavmehu yevmel kıyameti fe evradehümün nar* ve bi’sel virdül mevrud
99. Ve ütbiu fı hazihı la’netev ve yevmel kıyameh* bi’ser rifdül merfud
100. Zalike min embail kur nekussuhu aleyke minha kaimüv ve hasıyd
101. Ve ma zalemnahüm ve lakin zalemu enfüsehüm fe ma ağnet anhüm alihetühümülteı yed’une min dunillahi min şey’il lemma cae meru rabbik* ve ma zaduhüm ğayra tetbıb
102. Ve kezalike ahzü rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh* inne ahzehu elimün şedıd
103. İnne fı zalike le ayetel li men hafe azabel ahırah* zalike yevmim meşhud
104. Ve ma nüehhıruhu illa li ecelim ma’dud
105. Yevme ye’ti la tekellemü nefsün illa bi iznih* fe minhüm şekıyyüv ve seıyd
106. Fe emmellezıne şeku fe fin nari lehüm fıha zefıruv ve şehiyk
107. Halidıne fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük* inne rabbeke fe’alül lima yürıd
108. Ve emmellezıne süıdu fe fil cenneti halidıne fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük* ataen ğayra meczuz
109. Fe la tekü fı miryetim mimma ya’büdü haüla’* ma ya’büdune illa kema ya’büdü abaühüm min kabl* ve inna le müveffuhüm nesıybehüm ğayra menkus
110. Ve le kad ateyna musel kitabe fahtülife fıh* ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm* ve innehüm le fı şekkim minhü mürıb
111. Ve inne külül lemma leyüveffiyennehüm rabbüke a’malehüm* innehu bima ya’melune habır
112. Festekım kema ümirte ve men tabe meake ve la tatğav* innehu bi ma ta’melune besıyr
113. Ve la terkenu ilellezıne zalemu fe temessekümün naru ve maleküm min dunillahi min evliyae sümme la tünsarun
114. Ve ekımıs salate tarafeyin nehari ve zülefem minel leylv innel hasenati yüzhibnes seyyiat* zalike zikra liz zakirın
115. Vasbir fe innellahe la yüdıy’u ecral muhsinın
116. Fe lev la kane minel kuruni min kabliküm ülu bekıyyetiy yenhevne anil fesadi fil erdı illa kalılem mimmen enceyna minhüm* vettebeallezıne zalemu ma ütrifu fıhi ve kanu mücrimın
117. Ve ma kane rubbüke li yühlikel kura bi zulmiv ve ehlüha muslihun
118. Ve lev şae rabbüke le cealen nase ümmetev vahıdetev ve la yezalune muhtelifın
119. İlla mer rahıme rabbük* ve li zalike halekahüm* ve temmet kelimetü rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ve nasi ecmeıyn
120. Ve küllen nekussu aleyke mir embair rusüli ma nüsebbitü bihı füadek* e caeke fı hazihil hakku ve emv’ızatü ve zikra lil mü’minın
121. Ve kul lillezıne la yü’minuna’melu ala mekanetiküm* inna amilun
122. Ventezıru* inna müntezırun
123. Ve lillahi ğaybüs semavati vel erdı ve ileyhi yürceul emru küllühu fa’büdhü ve tevekkel aleyh* ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta’melun

     Hud Suresi Türkçe Meali

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1. Elif, Lam, Ra. Bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra detaylandırılıp açıklanmış. Hakim ve Habir kudrettendir o.

2. Başkasına değil, yalnız Allah’a kulluk edin. Kuşkusuz ben size O’ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim.

3. Af dileyin Rabbinizden; sonra da tövbe ile O’na yönelin ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi güzel bir nimetle nimetlendirsin ve her farklı derece sahibine hak ettiği ödülü versin. Eğer yüz çevirirseniz, o taktirde sizi büyük bir günün azabıyla korkuturum.

4. Yalnız Allah’adır dönüşünüz. Ve O, herşeye Kadir’dir.

5. Dikkatle bakın! Onlar O’ndan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Dikkat edin! Onlar örtülerine büründükleri zaman da O, onların neyi gizlemekte olduklarını ve neyi açığa vurduklarını bilmektedir. Çünkü O, göğüslerin içini çok iyi bilir.

6. Yerde hiçbir debelenen yoktur ki, rızkı Allah üzerinde olmasın. O, onun karar kıldığı noktayı da bilir, emanet edildiği yeri de. Herşey, apaçık bir Kitap’tadır.

7. O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz” dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.”

8. Ve eğer onlardan azabı, belirlenmiş bir süreye kadar ertelersek, mutlaka şöyle diyeceklerdir: “Onu erteleyen de ne?” Gözünüzü açın, azap onlara geldiği gün, kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini sarmış olacaktır.

9. İnsana bizden bir rahmet tattırıp sonra onu ondan çekip alsak, insan elbette çok ümitsiz, çok nankör bir hale düşer.

10. Ve eğer ona, kendisine gelip çatan bir zorluk ve kederden sonra bolluk ve nimet tattırsak, hiç kuşkusuz şöyle diyecektir: “Tüm sıkıntı ve kötülükler benden uzaklaşmıştır.” Bu durumda o, bir sevinç şımarığı, bir kendini beğenmiş olur.

11. Sabredip barışçıl / hayırlı amel sergileyenler böyle yapmazlar. Bunlar kendileri için bir bağışlanma ve büyük bir ödül öngörülen kişilerdir.

12. Belki de sen; onlar, “ona bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” diyorlar diye göğsün sıkışıp daralarak, sana vahyedilmekte olanın bir kısmını terk etmeye kalkarsın. Gerçek olan şu ki, sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise herşey üzerinde bir Vekil’dir.

13. Yoksa, “onu uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.”

14. Eğer size cevap veremedilerse artık bilin ki o, ancak Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka da ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?

15. Her kim iğreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uğratılmazlar.

16. Öyleleridir ki bunlar, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Sanayi olarak ürettikleri orada işe yaramaz olmuştur. Yapıp ettikleri de batıl hale gelmiştir.

17. Böyleleri şu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerindedir, O’ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Musa’nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkar edenin varış yeri ateştir. Ondan asla kuşkuya düşme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.

18. Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim var? Onlar Rablerine arz edilecekler. Tanıklar diyecekler ki: “İşte bunlardır Rableri hakkında yalan uyduranlar.” Herkes duysun ki, Allah’ın laneti zalimler üstünedir.

19. O zalimler ki, Allah’ın yolundan alıkoyarlar, o yolu yamultmak isterler. Onlar, evet onlar ahireti de inkar ederler.

20. Bunlar yeryüzünde kimseyi aciz bırakamazlar, Allah’tan başka hiçbir dostları da yoktur. Onlara azap kat kat verilecektir. Hem işitmeye güçleri yetmiyordu hem de göremiyorlardı.

21. İşte bunlardır öz benliklerini hüsrana uğratanlar. İftira için kullandıkları şeyler de kendilerini bırakıp kaybolmuştur.

22. Hiç kuşku yok ki bunlar, ahirette de hüsranın en beterine uğrayanlar olacaklardır.

23. İman edip barışa yönelik işler / iyilikler yaparak Rablerine içten bir bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli kalacaklardır orada.

24. Bu iki topluluğun durumu körle sağır, görenle işiten farkına benzer. Örnek olarak bu ikisi bir olur mu? Hala düşünüp taşınmıyor musunuz?

25. Andolsun biz, Nuh’u da toplumuna resul olarak göndermiştik. “Ben sizin için açık bir uyarıcıyım.”

26. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Korkunç bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.” demişti de,

27. Toplumunun küfre sapanlarından bir grup kodaman şöyle konuşmuştu: “Bize göre sen, bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından başkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduğuna da inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz.”

28. Nuh dedi ki: “Ey toplumum! Bir düşünün! Ya ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeysem; katından bana bir rahmet vermiş de o rahmet sizin gözlerinizden saklanmışsa! Siz ona tiksintiyle bakarken, biz sizi ona zorla mı ulaştıracağız?”

29. “Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır. Ama ben iman edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduğunuzu görüyorum.”

30. “Ey toplumum! Eğer ben onları paylayıp kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hala düşünmüyor musunuz?”

31. “Ben size demiyorum ki, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır. Ben gaybı bilmem. Ben bir meleğim de demiyorum. Ama gözlerinizin horlayarak baktığı kişiler için, ‘Allah bunlara hiçbir hayır vermeyecek’ diyemem. Onların benliklerinde neyin saklı olduğunu Allah daha iyi bilir. Başka türlü davranırsam kesinlikle zalimlerden olurum.”

32. Dediler ki: “Ey Nuh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir.”

33. Nuh dedi: “Onu size, dilediği taktirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız.”

34. “Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermeyi gaye edinsem de öğüdüm size hiçbir yarar sağlamaz. O’dur sizin Rabbiniz ve O’na döndürüleceksiniz.”

35. Yoksa, “onu kendisi uydurdu” mu diyorlar. De ki: “Eğer onu uydurmuşsam işlediğim suç benim aleyhimedir. Ama ben, sizin işlemekte olduğunuz suçlardan sorumlu değilim.”

36. Nuh’a şöyle vahyolundu: “Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.”

37. Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boğulacaklardır.

38. Gemiyi yapıyordu. Toplumundan herhangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nuh: “Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi.”

39. Rezil eden azabın kime geleceğini, sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.

40. Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nuh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.

41. Nuh dedi: “Binin içine. Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah’ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafur’dur, Rahim’dir.”

42. Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma.”

43. Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.” Nuh dedi: “Allah’ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasında dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.

44. Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut” Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluğu geri gelmez olsun.”

45. Bu arada Nuh, Rabbine yakardı da dedi ki: “Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen, hâkimlerin, hükmü en güzel verenisin.”

46. Allah buyurdu: “Ey Nuh! O, senin ailenden değildi. Yaptığı, iyi olmayan bir işti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım.”

47. Nuh dedi: “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum.”

48. Şöyle denildi: “Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olanlardan diğer gruplara bizden bereketler ve bir selamla aşağıya in. Bazı ümmetler de var, kendilerini önce nimetlendireceğiz sonra bizden acıklı bir azap hepsini kucaklayacak.”

49. İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Ne sen ne de toplumun bundan önce onları bilmiyordunuz. Artık sabırlı ol. Sonuç, takvaya sarılanlarındır.

50. Ad’a da kardeşleri Hud’u gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Siz sadece uydurmalara bel bağlamışsınız.”

51. “Ey toplumum! Bu tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına düşmez. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?”

52. “Ey toplumum! Rabbinizden af dileyin, sonra O’na yönelin ki üzerinize göğü bol bol göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Günahkarlar olup da Allah’tan yüz çevirmeyin.”

53. Dediler ki: “Ey Hud! Bize hiç bir kanıt getirmedin. Senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz. Zaten biz sana inanmıyoruz.”

54. “Sadece şunu söylüyoruz: ‘İlahlarımızdan biri seni kötü çarpmış.’” Hud dedi: “Ben Allah’ı tanık tutuyorum, siz de tanık olun ki, ben sizin Allah’a ortak yaptıklarınızdan uzağım.”

55. “Allah dışındaki tanrılarınızdan uzağım. Hadi, hep birlikte bana tuzak kurun, bana hiç göz açtırmayın.”

56. “Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki O, onu perçeminden yakalamış olmasın. Hiç kuşkusuz benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.”

57. “Eğer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim Rabbim herşey üzerinde bir Hafız’dır; kollar, gözetir.”

58. Emrimiz gelince, Hud’u ve onunla birlikte iman etmiş olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Biz onları çok ağır bir azaptan kurtardık.

59. İşte buydu Ad. Rablerinin ayetlerine kafa tuttular, O’nun resullerine isyan ettiler. Ve her inatçı zorbanın emrine uydular.

60. Bu dünyada ve kıyamet gününde arkalarına lanet takıldı. Dikkat edin; Ad, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Hud’un kavmi olan Ad geri gelmez oldu.

61. Semud’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yok. Sizi topraktan oluşturan ve size orada ömür geçirten O’dur. Artık O’ndan af dileyin, O’na dönün. Rabbim Karib’dir, bize çok yakındır; Mucib’dir, bize cevap verir.”

62. Dediler ki: “Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda aranan / ümit beslenen bir kişi idin. Şimdi kalkmış, atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi engelliyorsun? Gerçek şu ki biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.”

63. Dedi ki: “Ey kavmim! Hiç düşündünüz mü? Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana kendisinden bir rahmet sunmuşsa! Bu durumda ben O’na isyan edersem, bana Allah’a karşı kim yardım eder? Sizin bana, yıkım ve hüsranı artırmak dışında bir katkınız olamaz.”

64. “Ey toplumum! İşte şu size, Allah’ın bir mucize olan devesi. Rahat bırakın onu. Allah’ın toprağında karnını doyursun. Bir kötülük dokundurmayın ona. Yoksa sizi çok yakın bir azap enseler.”

65. Ama deveyi yere yıkıp kestiler. Salih dedi ki: “Yurdunuzda üç gün daha nimetlenin. Bu, yalanlanamayacak bir tehdittir.”

66. Emrimiz gelince Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. O günün rezilliğinden kurtardık. Senin Rabbin, evet O, Kavi’dir, Aziz’dir.

67. Zulme sapmış olanları o korkunç titreşimli ses yakaladı da öz yurtlarında yere çökmüş bir hale geldiler.

68. Sanki hiç hayat sürmemişlerdi orada. Dikkat edin! Semud kavmi, Rablerine nankörlük etmişti. Dikkat edin, Semud geri dönmez olmuştur.

69. Andolsun, resullerimiz İbrahim’e muştu getirip “selam” demişlerdi. O da “selam” demiş, fazla beklemeden kızartılmış bir buzağı getirmişti.

70. Ellerinin ona ulaşmadığını görünce onlardan işkillendi. Ve kendilerinden ürpermeye başladı. “Korkma, dediler, biz Lut kavmine gönderildik.”

71. Orada dikilmekte olan karısı güldü. Bunun üzerine ona İshak’ı müjdeledik, İshak’ın arkasından da Yakub’u.

72. “Vay başıma, dedi. Doğuracak mıyım ben? Kendim bir kocakarı, kocam bir ihtiyar. Gerçekten şaşılacak şey bu.”

73. Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir ey ev halkı! O Hamid’dir, Mecid’dir.”

74. İbrahim’den korku gidip yerine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle tartışır oldu.

75. İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı.

76. “Ey İbrahim! Bu halinden vazgeç. Rabbinin emri gelmiştir. Geri çevrilemez bir azap onların enselerine binecektir.”

77. Elçilerimiz Lut’a geldiğinde onlar için kaygılanmış, göğsü daralmış da şöyle demişti: “Bu zorlu bir gün!”

78. Lut’un kavmi koşarak onun yanına geldi. Bunlar daha önce de kötülükler yapmışlardı. Lut dedi ki: “Ey toplumum! İşte şunlar kızlarım. Onlar sizin için daha temiz. Allah’tan korkun da misafirlerim önünde beni rezil etmeyin. İçinizde olgun bir adam yok mu?”

79. Dediler ki: “Senin kızlarında hakkımız olmadığını çok iyi biliyorsun. Ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”

80. Dedi: “Ah, size karşı koyacak bir gücüm olsaydı yahut sağlam bir kaleye sığınabilseydim.”

81. Melekler dediler: “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Sana asla el süremezler. Gecenin bir yerinde aileni götür. İçinizden hiç kimse geri kalmasın; karın müstesna. O, ötekilere çatan belaya çarptırılacaktır. Onların azap vakti, sabah vaktidir. Sabah da ne kadar yakın, değil mi?”

82. Nihayet emrimiz gelince, oranın üstünü altına getirdik. Ve üzerlerine, pişirilmiş çamurdan yapılıp istif edilmiş taş yağdırdık.

83. Rabbin katında damgalanmış taşlar. Zalimlerden çok uzak değildir bu.

84. Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı göndermiştik. Dedi ki: “Ey toplumum! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yok sizin. Eksik ölçüp yanlış tartmayın. Sizi nimet-bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuşatan bir günün azabından da korkuyorum.”

85. “Ey toplumum! Ölçüyü ve tartıyı tam bir dürüstlükle yapın. İnsanların eşyalarını tırtıklamayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak dolaşmayın.”

86. “Eğer inananlar iseniz, Allah’ın bıraktığı kâr sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.”

87. Dediler ki: “Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Esasında sen; gerçekten yumuşak huylu, olgun bir insansın.”

88. Dedi: “Ey toplumum! Ya ben Rabbimden bir beyyine üzerindeysem, bana lütfundan güzel bir rızık vermişse!.. Size yasakladığım şeylerde, size söylediğimin aksine davranmak istemiyorum. Gücüm ölçüsünde barış ve iyilikten başka birşey de istemiyorum. Başarım ancak Allah’ın desteğiyledir. Yalnız O’na güvendim ben, yalnız O’na yöneliyorum.

89. “Ey toplumum! Bana kafa tutmanız, sakın sizi Nuh kavminin yahut Hud kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen musibetle yüzyüze getirmesin. Lut kavmi de sizden pek uzak değil.”

90. “Rabbinizden af dileyip O’na yönelin. Rabbim Rahim’dir, rahmeti sınırsızdır; Vedud’dur, çok sevgilidir.”

91. Dediler ki: “Ey Şuayb! Söylediklerinin birçoğunu anlamıyoruz. Ve biz seni aramızda zayıf bir adam olarak görüyoruz. Hani kabilen olmasa, kafanı taşla ezivereceğiz. Senin bize karşı hiçbir üstünlüğün yok.”

92. Dedi: “Ey toplumum! Sizce kabilem Allah’tan daha mı güçlü ve onurlu? Allah’ı arkanıza atıp dışlanmış hale getirdiniz. Rabbim, yapıp ettiklerinizi çepeçevre kuşatmıştır.”

93. “Ey toplumum! Elinizden geleni yapın, ben görevimi yapıyorum. Yakında bileceksiniz rezil edici bir azabın kime geleceğini, yalancının kim olduğunu! Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetliyorum.”

94. Emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri o yüksek titreşimli sayha enseledi de öz yurtlarında yere çömelmiş hale geldiler.

95. Sanki hiç yurt tutmamışlardı orada. Bakıp görün ki, Medyen de tıpkı Semud gibi dönüşü olmayan bir gidişle gitti.

96. Andolsun Musa’yı da ayetlerimizle ve açık bir kanıtla gönderdik;

97. Firavun’a ve kodamanlarına. Ama onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa ki, Firavun’un emri doğruya ve güzele ulaştırmıyordu.

98. Kıyamet günü kavmine önderlik eder. İşte onları suya götürür gibi ateşe götürdü. Ne kötü varış yeridir o götürüldükleri yer!

99. Peşlerine lanet takılmıştır: Hem burada hem kıyamet gününde. Ne kötü destektir o arkalarına takılmış olan!

100. İşte bunlar o kentlerin / medeniyetlerin haberlerinden bir kısmı, anlatıyoruz sana. Kimi hala ayakta onların, kimi kökünden biçilip gitmiştir.

101. Onlara biz zulmetmedik. Ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiğinde, Allah’ı bırakıp da yakardıkları ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. İlahları onların sadece hasar ve hüsranlarını artırdı.

102. Rabbin zulme sapan kentleri / medeniyetleri çarptığı zaman, işte böyle çarpar. O’nun çarpması gerçekten korkunçtur, şiddetlidir.

103. Ahiret azabından korkan için bunda elbette ki ibret vardır. O, insanları biraraya getiren bir gündür. Görülesi bir gündür o!

104. Biz onu, sadece belirli bir süre için erteliyoruz.

105. O geldiği gün hiçbir benlik, O’nun izni olmadan söz söyleyemez. Onların bir kısmı bahtsız, bir kısmı mutludur.

106. Bahtsızlığa düşenler ateş içindedir. Çok ıstıraplı bir soluyuş ve hıçkırışları vardır orada.

107. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır. Rabbin, dilediğini öyle bir yerine getirir ki!..

108. Mutluluğa erdirilenlere gelince, onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça onlar, hep orada kalacaklardır. Kesintisiz bir lütuf olarak…

109. Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onlara da nasiplerini hiç eksiltmeden elbette vereceğiz.

110. Andolsun, Musa’ya Kitap’ı verdik de onda da ihtilafa düşüldü. Rabbinden bir kelime, önceden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onlar bunun hakkında, kafaları karıştıran bir kuşku içindedirler.

111. Hiç kuşkusuz Rabbin hepsinin amellerinin karşılığını tam tamına kendilerine verecektir. O, onların yapmakta olduklarından haberdardır.

112. O halde sen, emrolunduğun gibi dosdoğru yürü. Seninle birlikte tövbe edenler de… Sakın aşırılık edip azmayın. O, yapmakta olduklarınızı görüyor.

113. Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Yoksa ateş sizi sarmalar. Allah’tan başka dostlarınız kalmaz, size yardım da edilmez.

114. Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah’ı ananlara bir öğüttür.

115. Sabret. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.

116. Sizden önceki kuşakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alıkoymalı değiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düşüp suçlular haline geldiler.

117. Halkı barışseverler / iyilik yapanlar olsaydı, Rabbin o kentleri / medeniyetleri zulümle helak edecek değildi ya!

118. Eğer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir.

119. Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, “andolsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü tamamlanacaktır.

120. Resullerin haberlerinden, kendisiyle kalbini destekleyip sağlamlaştıracağımız herşeyi sana anlatıyoruz. Bunun içinde sana hak gelmiştir. Bunda, inananlar için bir öğüt ve hatırlatma da vardır.

121. İnanmayanlara de ki: “Yapabildiğinizi yapın, biz de işimizi yapıyoruz.”

122. “Bekleyin, biz de bekliyoruz.”

123. Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah’a aittir. Tüm iş ve oluş O’na döndürülür. O halde O’na kulluk et, O’na dayanıp güven. Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*